islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,5202
EURO
55,7063
ALTIN
6.633,21
BIST
11.721,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
15°C
İstanbul
15°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
18°C
Salı Parçalı Bulutlu
20°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
20°C
Perşembe Çok Bulutlu
20°C

SURİYE NEREYE GİDİYOR?

SURİYE NEREYE GİDİYOR?
18/10/2026 00:05
A+
A-

SURİYE NEREYE GİDİYOR?

Suriye halkı da yönetimi de çok dikkatli olmalı. Bölgemiz birçok gelişmeye gebe. Teo-politik sorunların zirve yaptığı bir ülkeden söz ediyoruz. Gelişmeler hayra alamet değil. Bu gidişle İsrail seçiminde sonuç ne olursa olsun kriz durulmayacak. Litani’nin alt yakası işgal edilmiş görünüyor. İsrail orada Falanjistlerle beraber. Gazze’den çekilmediği gibi Batı Şeria’yı da ilhak edip Sina’ya doğru sınırını genişletmek istiyor. Ürdün sınır bölgesinde, Cebel-i Dürz’de Dürzilerle, kuzeyde Nuseyrilerle iş birliği için her yolu denerken Golan üzerinden Şam’a doğru adım adım ilerliyor.

İsrail bu arada Ürdün sınırından Tenef Üssü’ne kadar uzanan Davud Koridoru’ndan da vazgeçmedi. Bir de Urfa’ya kadar uzanan İbrahim Yolu projesi var. Ürdün üzerinden bir de petrol boru hattı meselesi var. Var da var. Tabii Kürdistan meselesi İsrail için önemli. SDG bölgesindeki Arab Yahudileri, Kürd Yahudileri meselesi de İsrail’in ajandasındaki önemli konuların başında yer alıyor.

Bu coğrafya, kıyamet savaşı ve Mehdi-Mesih-Meşiah inançları açısından da önemli bir coğrafya.

SDG/PYD sorunu çözülmüş gibi görünse de sorun şimdilik uyutuldu. Uyuyan sorunu uyandırmak onlar için hiç de zor olmayacak. Şimdi onlar için Kürt sorununu uyutup DAEŞ’i/İŞİD’i, ne derseniz deyin, uyandırmak, canlandırmak gerekiyor. Bölgede yeniden bir Şii-Selefi çatışmasına ihtiyaç duyuyorlar. İran dağılacak olursa İran’ın kutsal imamet misyonunun alınıp Arab Şiasına verilmesi gündemde. Bu senaryoya göre imametin yeni merkezi Tahran değil, Necef ve Kerbela olacak. Belucistan, Huzistan, Kürdistan ve Azerbaycan’ın İran’dan ayrıştırılması söz konusu. Tabii bu durumda İran’daki Yahudi, Hristiyan, Ermeni, Mecusi ve Ezidi toplulukların da sınır, rejim ve iktidar yapıları yeniden yapılandırılacak bölge ülkelerinde bir şekilde bir yerlere yerleştirilmesi gerekecek. Aslında bu bölgenin durumu Körfez ülkelerinden daha zor.

Bu şartlarda Suriye’nin işi çok zor. Gelinen noktada Kürtler bir şekilde yönetime ortak olacaklar. Dürzilerin talepleri var, Nuseyrilerin talepleri var, Türkmenler var; Sünni-Alevi, Hristiyan derken farklı etnik, dinî ve mezhebî yapıları bir arada tutmak pek kolay olmayacak gibi görünüyor. İsrail seçimlerinden sonra kim kazanırsa kazansın ilişkilerin daha kolay olmayacağını da hesaba katmak gerek. Suriye’de her kesimden örgütlü radikal dinî grublar da kendi aralarında uyumlu değil. Özellikle iktidar olduktan sonra bu durum daha da kritik bir hâl aldı. İktidarı paylaşmak, ortak düşmana karşı birlikte hareket etmekten çok daha zor.

Suriye içindeki bazı grublar, Türkiye’nin iç ve dış politikadaki tavrı ve Suriye politikası sebebiyle yakında ülkedeki Türk varlığını da tartışmaya açacak. Aslında Türkiye’deki barış süreci ile Şam-PYD diyaloğu birbirinden ayrı ve bağımsız değil. Bu durum her iki ülkede de birçok sorunu, tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu iç içelik, her iki taraf için de sadece politik olarak değil, sosyolojik ve ekonomik olarak da gözden geçirilmesi gereken bir konu.

PYD’nin ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail ile ilişkisi gizli değil. PKK’nın silah ve uyuşturucu işini de bilmeyen yok. Suriye üzerinden Türkiye’ye eskiden beri bir kaçakçılık koridoru var. Şimdi de yavaş yavaş Türkiye’den bazı iş adamları Suriye’ye giriş yapmaya başladı. Bunlardan bir kısmı hiç de tekin olmayan topluluklarla yakın ilişkiler kuruyor. Bu durum böyle devam ederse Türkiye’de de Suriye’de de bu anlamda ciddi sorunlar yaşanabilir.

Bugünkü süreçte Şam’ın mevcud durumu koruması çok kolay olmayacak gibi görünüyor. Suriye’de aynı zamanda çok güçlü laikçi bir kesim var. Tabii kabilecilik de var. Suriye’de rejimi yıkan dinî topluluklarla bu kesim arasındaki sürtüşmeler giderek artıyor. Ve tabii Esed rejimini deviren unsurlar da kendi aralarında dinî, mezhebî, ideolojik ve politik anlamda ayrışmaya başladılar. Hatta otoriteyi dinlemeyenlerin, otoriteye karşı çıkanların, siyasi kadrolarda ve bürokraside yenilenme isteyenlerin sayısı günden güne artıyor. Şam yönetiminin ABD ve Batılı ülkelerle yakınlaşması ve İsrail’in saldırgan politikalarına, Şam’a doğru sınırlarını genişletme yönündeki adımlarına karşı bir şey yapılamaması, dindar kesimler arasında ciddi tartışmalara sebeb oluyor. Suriye kendi sorunlarıyla baş edemediği için Gazze ile de ilgilenemiyor, Kudüs konusunda da beklenen performansı gösteremiyor.

İsrail’in Suriye baskınları sürüyor. Kuneytra kırsalındaki köylere baskınlarını ve taciz atışlarını sürdüren İsrail ordusu, bölgedeki fiilî işgali kalıcılaştırmayı hedefleyen “Sufa 53” hattında hendek ve tahkimat kazılarına devam ediyor. İsrail’in işgal altında tuttuğu Golan sınırındaki yayılmacı politikaları hız kesmiyor. Geçtiğimiz günlerde askerleri Suriye’nin güneyindeki Kuneytra kentine sızarak evlerde arama yapan ve bölgede insansız hava araçlarıyla uçuş gerçekleştiren İsrail, haydutluğuna hız kesmeden devam ediyor. Yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre İsrail güçleri, Kuneytra’nın kuzey kırsalındaki Samedaniyye, Ayn Zivan, Cıbata el-Haşab, Tel Kurum ve Cebe köylerinde baskınlar gerçekleştirdi. Ayn Zivan köyünde sekiz askerî araçtan oluşan bir devriye evlerde arama yaptı.

İsrail ordusu, Suriye’de Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından geçen ilk bir yıl içinde Kuneytra ve Dera illerinde 9 askerî tesis kurarak yaklaşık 12 bin dönüm araziyi işgal ettiği haberleri çıkmıştı.

İsrail, Ağustos 2026’da Suriye’deki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nü “Türk askerî konuşlanmasını önleme” iddiasıyla vurmuş, bu durum Türkiye ile İsrail arasında ciddi bir diplomatik krize yol açmıştı. İsrail, Lazkiye’de ve Kürtlerin ve diğer SDG unsurlarının yaygın olduğu bölgelerde faaliyetlerine farklı kimliklerle devam ediyor. Bir yandan da Dürzilerden ve Lübnan’daki bazı Hristiyan unsurlardan destek alarak Lübnan’daki varlığını kalıcı hâle getirmeye çalışıyor. İsrail’in sürece ilişkin hedefi belli: Suriye’nin istikrarsızlaşmasını kendi güvenliği için bir fırsat olarak görüyor. “Arz-ı Mev’ud” (Vadedilmiş Topraklar) hülyası ve bölgesel hegemonya hedefi doğrultusunda Suriye topraklarındaki İran varlığını ve direniş hatlarını düzenli olarak vuruyordu. Bugün de yeni rejim döneminde işgal ve hava operasyonları ile İsrail saldırılarını sürdürmeye devam ediyor.

Bu arada Suriye, Baas rejimi dönemindeki hastalıkların ve kadroların nüksetmemesi için çok dikkatli olmalı. Suriye diasporasından Esed sonrasında beklenen geri dönüş olmadı. Bu önemli. Öte yandan Suriye, küresel güçlerin ve bölgesel aktörlerin hesaplaşma sahası olarak ucu açık, karanlık bir belirsizliğe doğru sürükleniyor. Coğrafyanın kadim dengeleri altüst edilirken Sykes-Picot zihniyetinin yeni bir versiyonu sahneleniyor ve bölge adeta etnik-mezhepsel bir laboratuvar gibi kullanılıyor. Siyasi aktörlerin stratejik konumlanışına bakarsak; ABD bölgedeki varlığını demokrasi veya istikrar adına değil, enerji koridorlarını kontrol etmek, Rusya’nın ve İran’ın Akdeniz’e inen kollarını kesmek ve bölgede kalıcı askerî garnizonlar oluşturmak amacıyla sürdürüyor. Bu doğrultuda yerel unsurları taşeron olarak kullanıyor.

AB sürecindeki yerel yönetimlere özerklik şartı, günü geldiğinde hem Ankara’nın hem Şam’ın önüne konulacak. Suriye Kürdistanı, Irak Kürdistanı ile birleşmek isteyecek. İran Kürdistanı da şartlar elverirse buna katılacak. Bunu görmek için çok fazla stratejik derinliğe sahip olmaya gerek yok.

Yeni Şam hükümeti ile PYD/YPG güdümündeki Suriye Demokratik Güçleri arasında varılan anlaşmanın temel çerçevesi, SDG’nin bağımsız yapısının tamamen feshedilerek sivil, askerî ve idari olarak Suriye devletine entegre edilmesidir. Bu önemli. Ancak SDG yönetiminin arkasındaki yabancı unsurların bu yapı üzerindeki etki gücünü de görmek ve hesaba katmak gerekir. SDG kendinden ibaret bir yapı değildir; İslami bir hassasiyete sahip olmadığı gibi geçmişte Türkiye ile de sorunları olan bir örgüttür. Evet, Mart 2025’te başlayan, Ocak 2026’daki 14 maddelik askerî mutabakatla netleşen ve Ağustos 2026’da tamamlanması hedeflenen askerî entegrasyon süreci tamamlanmış, SDG’nin özerk askerî varlığı sona ermiştir. Ana hatlarıyla bu anlaşma; ordunun tekliği ve komuta yapısı, PKK’nın ve yabancı unsurların çıkarılması, idari ve stratejik kaynakların devri, yerel yönetimler, stratejik tesisler, toprak kontrolü, İŞİD kamplarının denetimi, siyasi ve kültürel haklar, Kürt hakları ve dil konularında bir mutabakat metnine dayanıyor. Uyum süreci de devam ediyor. Netice olarak Kürt meselesi, yani Kürt halkının meşru hakları ve hassasiyetleri; küresel emperyalizm (ABD), Sykes-Picot referansıyla İngiltere ve Fransa ve sürece eş zamanlı katılan İsrail tarafından, bölgeyi yapay sınırlarla bölmek ve iş birliği yapabilecekleri yapay devletçikler üzerinden seküler bir garnizon inşa etmek için bir manivela olarak kullanılıyor. Bu durum, bölge halklarını birbirine kırdırma planının tehlikeli bir halkasıdır.

Türkiye de elbette sınır güvenliğini korumak, güneyinde bir “terör koridoru” oluşmasını engellemek ve derinleşen mülteci krizini yönetmek adına askerî ve siyasi olarak sahada yer alıyor. Ancak Ankara, emperyalist tuzakları boşa çıkaracak küresel hamleler ile coğrafyanın tarihî ve dinî kardeşlik bağlarını canlandıracak adımları eş zamanlı atmak zorundadır.

Neticede Suriye’de yaşananlar yerel bir iç savaş değil, küresel vesayet savaşlarının kanlı bir yansımasıdır. Egemen güçlerin kendi menfaatleri uğruna kan gölüne çevirdiği bu topraklarda bölge halkları kendi kaderlerini emperyalistlerin insafına bıraktıkları ve ortak bir barış iradesi ortaya koyamadıkları müddetçe Suriye, her an yeni patlamalara gebe bir barut fıçısı olmaya devam edecektir.

Selam ve dua ile.

Abdurrahman Dilipak

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. İLHAMİ ŞENOL dedi ki:

    bu yazı abdurrahman dilipak yazısı değil
    özgür kalem yok
    sahayı bizzat gözlemlemiş bir yazı değil
    resmi bir yazı