
İnsan toplumsal bir varlıktır. Onun rahat yaşayabilmesi ve mutlu olabilmesi için başta aile fertleri olmak üzere alâkalı olduğu insanları sevmesi ve onlar tarafından sevilmesi, yardım etmesi ve yardım görmesi lâzımdır.
İnsanın dünya ve âhiret saadetini sağlayıcı esasları ihtiva eden İslâm dini, insana öğütleriyle sevmenin ve sevilmenin, yardım etmenin ve yardım görmenin özel yollarını öğretmiştir. Ayrıca eğitim ve öğretim görmemiş insanların da uygulayabileceği genel bir ölçü koymuştur.
Bu kutsal ölçü, nefsimiz için istediğimizi diğer insanlar için de istemek, nefsimiz için arzu etmediklerimizi diğer insanlar için de arzu etmemektir.
“Nefsin için sevdiğini diğer bütün insanlar için de sevmek”, insanın vasıflanabileceği pek yüce bir fazilettir.
İslâm’ın sunduğu bu ölçü, yıkıcı sözleri, davranışları ve işleri önleyecek, ihtilâfları bitirecek ve insanların kaynaşmalarına sebep olacak mucizevî bir düsturdur.
Aklın yüceliğini kavradığı bu düsturu kullanabilmek için şüphesiz hoşgörü, adalet ve fedakârlık gibi ahlâkî güzelliklere ihtiyaç vardır.
Bundan ötürü, bu mukaddes ölçüyü sürekli bir şekilde ancak Allah’a ve ahiret hayatına iman eden insan kullanabileceğinden İslâm dini bu ölçüyü öğütleyerek geçiştirmemiştir.
Dinimiz, “nefsimiz için istediğimizi diğer insanlar için de istemeyi” iman esaslarından bir esas olarak sunmuş; gerçek imana belge, fazilete zirve ve cennete de yol kılmıştır.
Güzel kardeşlerim,
Geliniz, nefsimiz için istediğimizi diğer insanlar için de istemenin önemini ve yüceliğini Peygamberimizin hadislerinden öğrenelim. Kaynağından öğrenirsek yaşamak aşkımız büyük olur.
– Hz. Cerîr (r.a.) rivayet ediyor:
Allah’ın Resûlü’ne (s.a.) bir adam geldi ve ona İslâm dininin esaslarını sordu. Allah’ın Resûlü (Peygamberimiz) şu açıklamada bulundu:
“Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet edersin, namaz kılarsın, zekât verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, nefsin için sevdiğini diğer insanlar için seversin ve nefsin için sevmediğini onlar için de sevmezsin.” (M. Zevâid, 1/45)
– Ebû Hüreyre anlatıyor:
Hz. Peygamber, huzurunda bulunan sahabilere:
“Tatbik etmek ve uygulayacak olana öğretmek için şu bilgileri benden kim alıp öğrenmek ister?” sorusunu yöneltince ortaya çıktım:
“Ben öğrenmek isterim, yâ Resûlallah!” dedim. Allah’ın Peygamberi elimi tuttu ve beş madde hâlinde şu gerçekleri öğretti:
– Muâz İbn Cebel’den (r.a.):
Hz. Muâz, Sevgili Peygamberimize (s.a.) imanın en yüksek derecesinin gereğini sordu. O da şöyle buyurdu:
“Bu en yüksek derecenin gereği, Allah için sevmen, Allah için nefret duyman ve dilini Allah’ın zikri ile görevlendirmendir.”
Hz. Muâz yine soruverdi:
“Yâ Resûlullah! (Öğütlediğiniz amellerin yanı sıra) ne yapmamı tavsiye buyurursunuz?”
“Yâ Muâz! Nefsin için sevdiğini bütün insanlar için de sevmeni, nefsin için arzu etmediğini onlar için de arzu etmemeni tavsiye ederim.” (M. Mesâbîh, Hadis no. 48)
– Hâlid İbn Abdullah, dedesinin şöyle anlattığını bildiriyor:
Allah’ın Resûlü (s.a.) bana sordu:
“Cenneti seviyor musun?”
“Evet, (yâ Resûlullah, seviyorum.)”
“O hâlde nefsin için sevdiğini mümin kardeşlerin için de sev.” (M. Zevâid, 8/186)
Yüce Rabbimden cümlemizi, nefsi için sevdiğini diğer insanlar için de sevebilen faziletli kullar katına ulaştırmasını diliyor, hutbemizi bir âyetle bitiriyorum:
“İçinizden fazilet ve mal sahipleri, akrabalara, fakirlere ve Allah yolunda hicret edenlere yaptıkları yardımları kısmasınlar/kesmesinler. Bağışlayıcı olsunlar, hoşgörülü davransınlar. Allah’ın sizi affetmesini sevmez misiniz? Allah, Gafûr’dur, Rahîm’dir; bağışlaması ve merhameti boldur.” (Nûr, 24/22)