islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,6918
EURO
55,7233
ALTIN
6.384,76
BIST
11.116,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
18°C
İstanbul
18°C
Az Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
20°C
Pazartesi Çok Bulutlu
20°C
Salı Hafif Yağmurlu
15°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
15°C

Kemalist Kafa Nasıl İşler? Arapları Suçlayanlar İngiliz Emperyalizmini Ne Kadar Sorguluyor?

Kemalist Kafa Nasıl İşler? Arapları Suçlayanlar İngiliz Emperyalizmini Ne Kadar Sorguluyor?
25/10/2026 00:10
A+
A-

Kemalist Kafa Nasıl İşler? Arapları Suçlayanlar İngiliz Emperyalizmini Ne Kadar Sorguluyor?

Bir tarafta Arapları toptan suçlayan bir tarih anlatısı, diğer tarafta Osmanlı coğrafyasını parçalayan İngiliz emperyalizmi… Peki, Batı’nın hesaplarını sorgulamadan Müslümanları yargılamak nasıl bir tarih anlayışıdır?

Kemalist düşünceyi sorgularken asıl üzerinde durulması gereken meselelerden biri, tarih karşısındaki seçici tutumdur. Bir kesim, “Araplar bizi arkadan vurdu” cümlesini yıllardır tekrarlıyor. Peki, Arapları suçlayanlar İngiliz emperyalizmini ne kadar sorguluyor?

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ni parçalamak için yapılan gizli anlaşmaları ne kadar hatırlıyorlar? 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması’yla İngiltere ve Fransa, Osmanlı’nın Arap vilayetlerini kendi nüfuz alanlarına ayırmayı kararlaştırmıştı. Bölgenin petrol kaynakları, ticaret yolları ve Hindistan güzergâhının güvenliği büyük devletlerin hesaplarında önemli yer tutuyordu.

Dahası var!

İngiltere, 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu‘yla Filistin‘de Yahudi halkı için bir millî yurt kurulmasını desteklediğini ilan etti. Bu deklarasyon, Filistin‘de yaşayan Arapların siyasi ve toplumsal geleceğini derinden etkileyecek sürecin önemli dönüm noktalarından biriydi. Bugün Filistin‘de yaşananları değerlendirirken İngiltere‘nin bu tarihî rolünü görmezden gelmek mümkün müdür?

Şimdi soralım: Arapların bir bölümünün Osmanlı yönetimine karşı ayaklanmasını anlatırken İngiltere’nin verdiği vaatleri, yürüttüğü gizli diplomasiyi ve kendi çıkarları doğrultusunda bölgeyi şekillendirmesini neden aynı ağırlıkta konuşmuyoruz?

Elbette Arap toplumlarının tamamı aynı tutumu sergilemedi. Osmanlı ordusunda savaşan, devlete bağlı kalan ve cephelerde mücadele eden Araplar da vardı. Şerif Hüseyin‘in önderlik ettiği isyan ise tarihî bir gerçekti. Fakat bir isyanın varlığından hareketle bütün bir milleti mahkûm etmek, tarihçilik değil, genellemedir.

Peki, İngilizlere ve Fransızlara gelince neden aynı sorgulama yapılmıyor?

İngiltere, yalnızca Osmanlı‘nın Arap toprakları üzerinde hesaplar yapan bir güç değildi. Millî Mücadele döneminde de Ankara Hükûmeti’nin karşısındaki temel siyasi aktörlerden biriydi. İngiltere’nin Irak petrolleri, Boğazlar, Musul ve bölgesel nüfuz konularındaki politikaları, dönemin diplomatik belgelerinde açıkça görülmektedir.

Fransa da Anadolu’daki işgal sürecinin dışında değildi. Güneydoğu Anadolu’daki çatışmalar, yerel direnişler ve sivil halkın yaşadığı acılar, Millî Mücadele tarihinin önemli parçalarıdır. Ancak bazı tarih anlatılarında Müslüman toplumların hataları uzun uzun konuşulurken Avrupa devletlerinin sömürgeci politikaları aynı ilgiyle ele alınmayabiliyor.

İşte burada bir zihniyet meselesiyle karşılaşıyoruz: Batı’nın yaptığına mazeret üretmek, Müslümanların yaptığına ise topluca hüküm vermek!

Laiklik kimin özgürlüğü için?

Aynı çelişki, ülke içindeki laiklik tartışmalarında da karşımıza çıkıyor.

Din ve vicdan özgürlüğünden söz eden bazı çevreler, söz konusu Müslümanların inançlarını yaşaması olduğunda neden aynı özgürlükçü tavrı gösteremiyor? Başörtüsünün üniversitelerde ve kamu kurumlarında yasaklandığı dönemleri nasıl unutabiliriz? İnsanların inançları nedeniyle eğitimden ve kamusal hayattan dışlanması, hangi özgürlük anlayışıyla açıklanabilir?

Laiklik, devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsızlığını güvence altına alan bir ilke olarak mı anlaşılacak, yoksa toplumun belli bir hayat tarzına zorlanmasının aracı mı yapılacak?

Bir insanın “Ben de Müslümanım” demesi, Müslümanların dinî haklarına karşı sergilediği tutumu tek başına açıklamaz. İnsanların sözlerinden önce uygulamalarına bakmak gerekir. Başörtüsüne karşı çıkan, dinî hayatı kamusal alandan uzaklaştırmak isteyen birinin kendisini Müslüman olarak tanımlaması elbette mümkündür; ancak bu tanım, ortaya çıkan çelişkiyi ortadan kaldırmaz.

Öte yandan, Mustafa Kemal‘in askerleri olduğunu söyleyen herkesi aynı düşünceye sahip ilan etmek de doğru değildir. Eleştirilmesi gereken, bir sloganı kimlik gösterisine dönüştürerek farklı düşünenleri susturma eğilimidir. Hiç kimsenin bir lidere bağlılığı, kendisine başkalarının düşüncelerini yargılama ayrıcalığı vermez.

Nutuk okunmalı, ama sorgulanarak!

Son dönemde Nutuk‘un farklı dillere çevrilmesi ve geniş kitlelere ulaştırılması da bu tartışmanın bir parçasıdır. Bir siyasi liderin kendi mücadelesini anlattığı eserini, dönemin bütün tartışmalarını tek başına çözen ve sorgulanamaz bir hüküm olarak görmek doğru değildir.

Kazım Karabekir Paşa‘nın hatıraları, Rıza Nur’un  eserleri, dönemin telgrafları, yazışmaları ve diğer tarihî belgeler de incelenmelidir. Böylece olaylar farklı aktörlerin bakış açılarıyla karşılaştırılabilir. Bir iddianın doğru olup olmadığı, onu kimin söylediğine göre değil, belgelerle ne ölçüde doğrulandığına göre değerlendirilmelidir.

Nutuk‘u okumak başka, Nutuk‘ta anlatılan her şeyi tartışmasız kabul etmek başkadır. Tarihî bir esere saygı duymak, onu eleştiriden muaf tutmayı gerektirmez.

Son söz

Mesele Mustafa Kemal‘i sevenlerle sevmeyenlerin kavgası değildir. Mesele, tarihin hangi ölçülerle okunduğu ve özgürlüğün kime tanındığıdır.

Arapların hatalarını konuşacaksak İngilizlerin hesaplarını da konuşalım. Osmanlı’nın son dönemini değerlendireceksek hem iç sorunları hem dış müdahaleleri ele alalım. Millî Mücadele‘yi anlatacaksak Anadolu’daki işgalleri, halkın direnişini ve dönemin siyasi tartışmalarını birlikte inceleyelim.

Laikliği savunacaksak başörtülü insanın da özgürlüğünü savunalım. Demokrasi diyorsak farklı düşünenlerin söz hakkını tanıyalım. Tarihe sahip çıkacaksak belgeleri sloganların önüne koyalım.

Çünkü asıl mesele, kimin tarafında olduğumuzdan önce, hakikatin karşısında nerede durduğumuzdur.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.