islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,7621
EURO
55,8463
ALTIN
6.412,34
BIST
11.116,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Çok Bulutlu
Salı Hafif Yağmurlu
15°C
Çarşamba Çok Bulutlu
17°C
Perşembe Yağmurlu
17°C
Cuma Hafif Yağmurlu
15°C

NEDEN HALKI MÜSLÜMAN OLAN ÜLKELERİN YÖNETİCİLERİ KAN EMİCİ EMPERYALİSTLERİN DOSTU?

NEDEN HALKI MÜSLÜMAN OLAN ÜLKELERİN YÖNETİCİLERİ KAN EMİCİ EMPERYALİSTLERİN DOSTU?

NEDEN HALKI MÜSLÜMAN OLAN ÜLKELERİN YÖNETİCİLERİ KAN EMİCİ EMPERYALİSTLERİN DOSTU?

Halkının yüzde doksanı Müslüman olan, sokaklarında ümmet bilincinin ve mazlum coğrafyalara duyulan aidiyetin nabzı atan topraklarda, idari mekanizmaları elinde tutan devlet ricali, küresel sömürü çarkının mimarlarıyla derin muhabbet bağları kurmakta. Tarihin en can yakıcı, en paradoksal sorusunu önümüze koymaktadır: Kürsülerde Kur’an-ı Kerim okuyan, dillerinden zikri ve Peygamber sevdasını düşürmeyen, her fırsatta adaletten ve zulme karşı duruşun kutsallığından dem vuran bu yöneticiler, nasıl oluyor da İslam coğrafyasını kana, gözyaşına ve sefalete mahkûm eden emperyalist katillerin safında konumlanabiliyorlar?

İlahi kelamın “Zalimlere meyletmeyin”, “Kâfirleri dost edinmeyin“ şeklindeki net ve tavizsiz emirlerine rağmen, yüzlerinde gülücüklerle bu katillerin ellerini sıkanlar, dilleriyle iman ettiklerini söylerken eylemleriyle neden Allah’ın, Peygamberin ve Müslümanların düşmanlarıyla kader birliği yapıyorlar?

İdealize Edilen İnanç ile Pratiğin Çatışması

İslam siyaset düşüncesi, yönetim anlayışının merkezine adaleti, zulme karşı duruşu ve tam bağımsızlığı yerleştirir. Kur’an’ı Kerim’de net bir şekilde sınırları çizilen “zalimlere meyletmeme” ve “sömürgeci odaklarla kader birliği yapmama” ilkeleri, Müslüman toplumların kolektif hafızasının ve inanç dünyasının temel taşlarını oluşturur. Ancak modern dönemde İslam coğrafyasındaki devlet ricalinin sergilediği siyasi performans, bu teorik ve teolojik zeminle taban tabana zıt bir görünüm arz etmektedir. Halkına karşı her fırsatta dini semboller, ümmet bilinci ve tarihsel hamaset üzerinden seslenen yönetimlerin, küresel ölçekte sömürü mekanizmalarını yürüten aktörlerle kurduğu “muhabbet ve ittifak” ilişkisi, modern siyasetin en büyük ahlaki ve yapısal paradokslarından biridir.

Kürsülerde Kutsal Metinler, Sahada Stratejik Boyun Eğme

Müslüman ülkelerdeki yönetici elitlerin en belirgin çelişkisi, söylem ile eylem arasındaki makasın ürkütücü boyutlara ulaşmış olmasıdır. İç politikada meydanları ellerinde Kur’an-ı Kerim, dillerinde Peygamber sevdası ve zikirle dolduran, mazlum coğrafyaların gözyaşından dem vuran figürler; küresel diplomasi masalarında aynı coğrafyayı kana ve sefalete mahkûm eden emperyalist odakların elini hararetle sıkabilmektedir. Burada karşımıza çıkan acı gerçek, dini ve manevi değerlerin, halkın haklı öfkesini dindirmek ve statükoyu korumak adına rasyonel birer aparat olarak kullanılmasıdır. İnanan kitlelerin kutsalları manipüle edilirken, arka planda sömürgeci katillerle yürütülen samimi ilişkiler, yönetimlerin ahlaki meşruiyet zeminini tamamen dinamitlemektedir.

Rejim Güvenliği Uğruna Egemenliğin Devri

Devlet ricalinin emperyalist güçlerin safında yer almasının arkasındaki en temel motivasyonlardan biri, kendi iktidarlarını her ne pahasına olursa olsun koruma (rejim bekası) güdüsüdür. Kendi toplumlarından demokratik ve adil bir meşruiyet devşiremeyen, halk tabanına dayanmayan yönetimler, tahtlarını koruyabilmek için küresel süper güçlerin askeri, istihbari ve siyasi himayesine sığınmaktadır. “Zalimlerle el ele, kol kola” olma pahasına ödenen bu bedel, esasen ülkenin ve toplumun geleceğinin küresel vesayet odaklarına ipotek edilmesi anlamına gelir. Kendi Müslüman kardeşlerinin uğradığı katliam ve sömürülere göz yuman, hatta örtülü ortaklıklar kuran bu idari yapılar, beka kaygısını inanç ilkelerinin ve insani vicdanın önüne koymaktadır.

“Maslahat” Kalkanı Altında Fıkhın İstismarı

Söz konusu yöneticiler ve onların etrafında kümelenen devlet güdümlü resmi ulema aydın kadrosu, bu derin çelişkiyi örtbas etmek için dini kavramları tahrif etmekten çekinmemektedir. İslam hukukunun dinamik yapısını yansıtan “maslahat” (kamu yararı) ve “zaruret” gibi hayati mefhumlar, sömürgeci güçlerle kurulan kirli ortaklıkları, imzalanan teslimiyet antlaşmalarını meşrulaştırmak için birer kalkan olarak kullanılmaktadır. “Fitneyi önlemek” veya “devletin ali menfaatleri” adı altında pazarlanan bu yaklaşım, aslında net olan ilahi emirlerin ve sömürge karşıtı İslami duruşun bürokratik bir kurnazlıkla esnetilmesinden başka bir şey değildir.

Sorumluluk ve Hesap Verilebilirlik

Sonuç olarak, halkı Müslüman olan ülkelerin yöneticilerinin emperyalist odaklarla kurduğu bu derin ve muhabbetli bağlar; ne jeopolitik zorunluluklarla ne de rasyonel dış politika hamleleriyle açıklanabilir. Karşımızdaki tablo; inancı dillerinden düşürmeyip, eylemleriyle zulmün ve sömürünün safında konumlanan bir idari elit gerçeğidir. Müslüman olmak, özü itibariyle adaletsizliğe ve sömürüye teslim olmamayı, hakkın safında durmayı gerektirir. Bu ilkeyi göz ardı ederek egemenlik haklarını ve toplumlarının geleceğini küresel katillerin insafına bırakan devlet ricali, hem kendi halklarının vicdanında hem de tarihsel ve ilahi adalet önünde derin bir ahlaki iflasın muhatabıdır.

Yakup Döğer

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.