islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,9422
EURO
55,7635
ALTIN
6.222,90
BIST
10.759,56
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
19°C
Pazartesi Çok Bulutlu
19°C
Salı Hafif Yağmurlu
20°C
Çarşamba Yağmurlu
16°C

DÜNYEVİ İKTİDARLARIN DİN SİYASETİ

DÜNYEVİ İKTİDARLARIN DİN SİYASETİ

DÜNYEVİ İKTİDARLARIN DİN SİYASETİ

İnsanlık tarihi boyunca din, dünyevi güçlerin kendilerini meşrulaştırmak için başvurduğu en güçlü dayanak olmuştur. Batı dünyasında politikacılar, kutsal değerlerin neredeyse hiç gözetilmediği seküler sistemlerde dahi İncil’e el basarak yemin etmeyi sürdürür. Bu durum, kitleleri yönetmek ve rıza üretmek adına inancın ne kadar kullanışlı bir enstrüman olduğunu kanıtlar. Coğrafyamızda da Tanzimat’tan bu yana Müslüman modernleşmesi ve ardından gelen siyasi akımlar, yönlerini Batı’ya dönerken toplumsal muhalefeti bastırmak ve iktidarlarını tahkim etmek için İslam’ı her sıkıştıklarında pragmatik bir can simidi olarak görmüşlerdir.

Abdülhamid’in Paradoksu: Batılılaşırken Halifeliğe Sarılmak

Osmanlı’nın son döneminde II. Abdülhamid, dış tehditlere ve iç çözülmeye karşı Müslümanları bir arada tutmak adına “İttihad-ı İslam” (İslam Birliği) siyasetini bayraklaştırdı. Sultan sıfatından ziyade Halife unvanını öne çıkararak tüm ümmet üzerinde küresel bir nüfuz kurmayı hedefledi. Ancak bu dindar söylemin arkasında, memleketi kurumsal olarak Avrupa’ya benzetmek için en büyük çabayı yine kendisi verdi. Batılı usullerle eğitim veren mülkiye, hukuk ve ticaret mektepleri onun döneminde yaygınlaştı; sarayında Batı müziği yankılandı, tiyatrolar sahnelendi. İslam, devletin yapısal modernleşmesini perdelerken kitlelerin sadakatini koruyan kullanışlı bir üst kimlik vazifesi gördü.

İttihatçılar ve Erken Cumhuriyet: Söylem ile Eylemin Kopuşu

Abdülhamid’i deviren İttihat ve Terakki Cemiyeti, bilimsel rasyonalizm ve Batı tasavvuru üzerine yeni bir düzen kurmayı amaçlıyordu. Muhalefetteyken ulemanın desteğini alıp üzerlerindeki “gavurluk” damgasından sıyrılmayı başaran İttihatçılar, iktidara geldiklerinde kendi cürümlerini örtmek ve devleti bir arada tutmak için yeniden İslam’a dört elle sarıldılar. Neşrettikleri risalelerde müminleri birlikteliğe çağırırken; dini, siyasetin, hukukun ve iktisadın dışına iterek sadece ahirete ait vicdani bir meseleye indirgediler.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte söylem düzeyindeki İslam ortak paydası terk edilerek radikal bir sekülerleşme çizgisine girildi. Ancak devlet tecrübesi, halkı Müslüman olan bu topraklarda inancın hesaba katılmadan bir düzen kurulamayacağını sert bir şekilde idrak etti.

Sağ Siyasetin Değişmeyen Vitrini

Çok partili hayata geçişle birlikte sahneye çıkan Demokrat Parti ve Adnan Menderes, ezanı asli okunuşuna çevirerek dindar kitlelerin büyük teveccühünü kazandı. Ne var ki Menderes, bir yandan minarelerden “Allah-u Ekber” nidalarını yükseltirken diğer yandan meclis kürsüsünden dinin devlet işlerine asla karıştırılamayacağını haykırıyor ve Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu yasalaştırıyordu.

Milli Nizam ve Refah Partisi çizgisiyle yükselen Milli Görüş hareketi ise muhalefette anti-kapitalist, anti-emperyalist ve tamamen İslami bir literatür kullandı. Ancak iktidar ortaklıklarına geldiklerinde, kapitalist sistemin kurallarına, laik devlete sadakat yeminlerine ve İsrail ile yapılan stratejik anlaşmalara sadık kaldılar. Din, miting meydanlarında kitleleri birliğe davet eden, ama devlet icraatlarında asla belirleyici olamayan bir propagandaya dönüştü.

AK Parti Dönemi: Entelektüel Pragmatizm

28 Şubat sürecinin ardından “Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyerek iktidara gelen AK Parti, İslam’ı dünyevi emeller için en rafine şekilde kullanan kadrolara sahipti. AB uyum yasaları, küresel kapitalist entegrasyon ve seküler yaşam pratikleri harfiyen uygulanırken; İslami kavramlar (örneğin Medine Vesikası) modern demokratik tezleri meşrulaştırmak için yeniden yorumlandı. Siyasetten, hukuktan, iktisattan ve eğitimden tamamen soyutlanan İslam, iktidarın kitleler üzerindeki hegemonyasını sürdürebilmesi için sürekli dillerde tutuldu.

Sonuç olarak, tarihten bugüne laik-seküler iktidar talebinde bulunanlar ve muktedirler, ne zaman felsefi veya siyasi bir tıkanma yaşasalar ümmeti “İslam ortak paydasında” buluşmaya davet etmişlerdir. İslam, bu pragmatik düzende hiçbir zaman sistemin kurucu iradesi yapılmamış; aksine seküler, laik ve kapitalist iktidar mekanizmalarının bekasını sağlayan, kriz anlarında sığınılan kullanışlı bir malzeme olarak vitrinde tutulmuştur.

Yakup Döğer

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.