islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
50,0221
EURO
56,1892
ALTIN
6.459,05
BIST
11.023,55
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
16°C
İstanbul
16°C
Yağmurlu
Perşembe Çok Bulutlu
13°C
Cuma Az Bulutlu
12°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Pazar Az Bulutlu
12°C

ÇOCUĞUN SALTANATI

ÇOCUĞUN SALTANATI
A+
A-

ÇOCUĞUN SALTANATI

Haftanın konuşulan konularından biri, özel ders veren bir öğretmenin öğrencisine karşı sergilediği tavırdı. Öğretmen, bireysel ders anlattığı çocuğun sürekli oflamasına sinirleniyor; bu tavırdan nefret ettiğini, dersi yarım bırakacağını, ücretin yarısını alacağını ve yaşananları annesine anlatacağını söylüyor. Öğretmenin ses tonu oldukça kararlı ve net.

Görüntülerin bu kadar konuşulmasının nedeni, iki farklı anlayışın karşı karşıya gelmesi sanıyorum. Bir kesim öğretmenin haklı olduğunu, çocuğa sınır koyduğunu savunurken diğer kesim, çocuk dersten sıkıldıysa bunun sorumlusunun çocukla bağ kuramayan, dersi sevdiremeyen öğretmen olduğunu düşünüyor.

Bana kalırsa bu tartışma, nereden nereye geldiğimizin küçük bir özeti gibiydi. Bir önceki nesil “Eti senin, kemiği benim.” anlayışıyla büyütüldü. Okullarda ve aile içinde katı kurallara dayalı bir disiplin hâkimdi. Öğretmenlere “Siz ne derseniz o.” diyen ebeveynlerin yerini bugün “Çocuğum ne derse o.” diyen ebeveynler aldı.

Ben bu olayı değerlendirirken öğretmenimize yalnızca şunu söylemek isterdim: Rahatsızlıklarımızı ve sınırlarımızı ifade ederken nefret sözcüğü yerine daha olumlu kelimeler seçelim ki çocuklarımız da kendilerini bizden öğrendikleri gibi ifade edebilsinler. Bununla birlikte öğretmenin, yeterince saygı görmediği bir ortamda ders vermek istememesini ve bu kararını açıkça ifade etmesini de saygıyla karşılıyorum.

Hükümdar Ebeveynlikten Köle Ebeveynliğe

Çocuk eğitimi ve disiplini anlayışımız zaman içinde değişti. İki binli yıllara kadar ebeveynler çocuklarının eğitiminde daha fazla söz sahibiydi. Ancak bu otorite bazı ailelerde çocuğa özgürlük alanı bırakmayan, bireyselleşmesine imkân tanımayan, hatta çocuğun özünü dikkate almayan bir anlayışa dönüşüyordu. “Biz ne dersek o.” deniliyor, eğitim katı disiplinle karıştırılıyordu. Öyle ki ebeveyn-okul ilişkisinde “Eti senin, kemiği benim.” anlayışı hüküm sürüyor, çocuk çoğu zaman söz ve hak sahibi olamıyordu.

O gün bu anlayışla yetişen çocukların bir kısmı, bugün kendi çocuklarını yetiştirirken geçmişte yaşadıkları baskının tam tersine yöneldi. Çocuklarının üzülmesini, mahrum kalmasını, zorluk yaşamasını istemediler. Onlara daha özgür, daha anlayışlı bir ortam sunmak istediler. Ancak bu kez de başka bir uç noktaya savrulduk.

“Tüm haklar çocuğumun.” anlayışı öne çıktı. Çocuklar karar veriyor, istiyor, hatta zaman zaman emrediyor; ebeveynler de onların isteklerini karşılamak için çabalıyor. Bir uzmanın söylediği gibi, şimdiki çocukların saltanatını Fatih Sultan Mehmet çocukluğunda yaşamamıştır.

Üstelik mesele yalnızca çocukların her istediğinin alınması değil. Ebeveynler çocuklarının yapabileceği işleri bile üstleniyor. Yemeğini yediriyor, kıyafetini giydiriyor, ayakkabısını bağlıyor, çantasını taşıyor. Çocuğun sorumluluk almasına fırsat vermeden onun hayatını kolaylaştırmak için sürekli devrede oluyor. Bir süre sonra ebeveyn, çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayan kişi olmaktan çıkıp adeta onun hizmetinde koşan birine dönüşüyor.

Böylece çocuk yetiştirmede haz odaklı bir anlayış giderek belirginleşiyor. Çocuğun mutluluğunu her şeyin önünde tutan, onu her türlü rahatsızlıktan ve hayal kırıklığından korumayı ebeveynliğin gereği sayan bu yaklaşım, çocuğun isteklerini erteleme ve dürtülerini kontrol etme becerisini geliştirmesini zorlaştırabiliyor. Bireyin karakter gelişimi yalnızca ihtiyaçlarının karşılanmasıyla değil, sınırlarla karşılaşması, sorumluluk üstlenmesi ve arzularını yönetmeyi öğrenmesiyle mümkün. Sürekli memnun edilmeye alışan çocuk, zamanla mutluluğu dış koşullara ve anlık tatminlere bağlayabiliyor.

Bu yetiştirme anlayışının etkilerini çocukların sosyal ilişkilerinde de görmeye başlıyoruz. Son yıllarda okullarda öğrenciler arasında artan zorbalığın nedenlerini yalnızca ilgisizlikte, sevgisizlikte ya da aile içindeki baskıda aramak bana göre eksik bir yaklaşım. Haz odaklı yetişen, kendi isteklerinin öncelikli olmasına alışan, sınırlarla karşılaştığında bunu kabullenmekte zorlanan çocuklar da başkalarının haklarını ve sınırlarını ihlal edebiliyor. Her istediğinin yapılmasına alışmış bir çocuğun, arkadaşının isteğine, öğretmeninin uyarısına ya da kendisine konulan bir sınıra tahammül etmekte zorlanması şaşırtıcı değil. Elbette zorbalığın tek bir nedeni yok; ancak bu yeni ebeveynlik anlayışının da üzerinde durulması gereken etkenlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Nasıl Bir İnsan Yetiştiriyoruz?

Çocuk yetiştirme konusunda farklı uzmanların birbirinden farklı önerileri arasında kalan ebeveynlerin işi giderek zorlaşıyor. Çocuklarına hangi vasıfları kazandırmaları ve bunu hangi yöntemlerle yapmaları gerektiği konusunda farklı görüşlerle karşılaşıyorlar. Nerede sınır koyacakları, ne kadar özgürlük tanıyacakları konusunda kararsız kalıyorlar.

Oysa hem yetiştirmeyi hedeflediğimiz insanın vasıfları hem de bu yolda izlememiz gereken yöntem Kur’an ve sünnette açıkça ortaya konuluyor. Hedef, Müslüman ahlakına sahip, mümin vasıfları taşıyan bir insan yetiştirmek; yöntem ise baskıdan uzak ama sınırları ve ölçüsü belli, sözümüzle olduğu kadar davranışlarımızla da örnek olduğumuz bir eğitim anlayışı.

Hz. Lokman’ın oğluna verdiği öğütler, bu eğitim anlayışının güzel bir örneğini oluşturuyor. Hz. Lokman, oğluna yalnızca inancını değil, insanlarla nasıl ilişki kurması gerektiğini de anlatıyor. İyiliği gözetmesini, sabırlı olmasını, kibirlenmemesini, insanları küçümsememesini, yürüyüşünde ve sesinde ölçülü olmasını öğütlüyor. (Lokman, 31:13-19)

Kur’an’da öfkesini kontrol edebilen ve insanları affedebilen kimseler övülüyor: “Onlar öfkelerini yenerler ve insanları affederler.” (Âl-i İmrân, 3:134)

Peygamber Efendimiz de güçlü insanı, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiğinde kendisine hâkim olabilen kişi olarak tarif ediyor. (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107)

Bir başka hadisinde Müslümanı, diğer insanların elinden ve dilinden emin olduğu kişi olarak tanımlıyor. (Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64)

Bütün bu ayet ve hadisler, çocuğa kazandırmak istediğimiz ahlakın yanında ebeveyn olarak bize düşen sorumluluğu da hatırlatıyor. Çocuklarımızdan sabır, merhamet, adalet ve güzel ahlak beklerken önce kendi davranışlarımızla onlara örnek olmalıyız. Önceliğimiz, hem kendimizi hem de yetiştirdiğimiz çocukları sahih bir Müslüman olarak yetiştirebilmek olmalı. Çünkü dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmanın yolu, bu ahlakı hayatımıza taşımaktan geçiyor.

Şeyma Demircan Namazcı

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.