Dünyada ve bilhassa Batı dünyasında monoteistlerin en sonuncusu olan yani tevhidi halen koruyabilmiş olan ve kıyamete kadar da koruyacak olan İslâm’a karşı sinsî bir tavır var. Bu düşmanca tavır kendisini hemen her alanda gösteriyor. Özellikle materyalist bilim camiası, kendini “özgür” olarak gören liberal basın, hemen her şeyi mubah gören belden...
Çok zaman önce kaleme aldığım makalelerimden birinin başlığı şöyle idi: “Televizyonların programları program mı, problem mi?” Bu günlerde bir televizyon programında yayınlanan rezillik de gösterdi ki televizyonların programlarının çoğu program değil, problemdir. O zaman da böyle demiştim, şimdi de böyle diyorum. Böyle dememe sebep olan olayın özeti şu:...
Kitap okumak, hayal gücümüze güç kazandırır. Yeni hayal âlemlerine seyahat etmek, ancak okumak ve okuduğunu tefekkür etmekle mümkündür. Okurken, bazen tefekküre dalar, bazen güler, bazen de ağlarız. Bazı kitaplar, bizi o kadar bağlar ki, elimizden bırakamayız. Kelimeler, mucizevî resimlere ve cümleler de rengârenk tablolara dönüşür. Korsanlar, adalarda hazineler araya dursun...
Bizler, Fransa’daki karikatürlere, Kur’an’ı yırtıp yakanlara haklı olarak verilmesi gereken tepkiyi veriyoruz. Fakat ocağımıza yerleşmiş, bizim vergilerimizden maaş alan, Marmara İlahiyat gibi saygın bir Fakültede Tefsir Profesörlüğü yapan ve Kur’an ayetleriyle ilgili olarak “Bunlar Allah’ın sözü olamaz” diyen ve Kur’an’ı arkadan dolanarak kalleşçe inkâr eden tarihselci Mustafa Öztürk’e diyecek sözümüz...