Cuma hutbelerimle başlayan konuşma ve yazı hayatım 50 yılını aştı. Hakikat de olsa menkıbelere ve yaşanabilir türden de olsa hikayeciklere pek yer yermedim. Ancak bir ölçüde verilmesi gereğine inanırım. Çünkü bazı menkıbeler ve hikâyemsi rivayetlerle kalın bir cilt ile açıklayamayacağınız gerçekleri bir yazıya sığdırabilirsiniz. İşte size bir misal: Rivayet olunur...
Bizler, Fransa’daki karikatürlere, Kur’an’ı yırtıp yakanlara haklı olarak verilmesi gereken tepkiyi veriyoruz. Fakat ocağımıza yerleşmiş, bizim vergilerimizden maaş alan, Marmara İlahiyat gibi saygın bir Fakültede Tefsir Profesörlüğü yapan ve Kur’an ayetleriyle ilgili olarak “Bunlar Allah’ın sözü olamaz” diyen ve Kur’an’ı arkadan dolanarak kalleşçe inkâr eden tarihselci Mustafa Öztürk’e diyecek sözümüz...
Bak evladım! Ben artık iyice yaşlandım. Artık bastonsuz seninle gezemiyorum. Belki bu birlikte yaptığımız son gezimiz olabilir. Allah bilir…Buraya gelmişken, şu türbede yatan Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Gazi’ye ve onun şahsında senin gibi bir davası olan bütün Müslümanlara yaptığı vasiyeti hakkında bir düşün. Bak evladım! Herkes yaşlanacak. Bundan kaçış yok....