Adanalı Gazeteciden Şok İddialar: “Bebek Kaçırma Olayını Ortaya Çıkardım, 21 Gün İşkence Gördüm”
Aslan Menderes Yaşar, Adana Doğumevi Hastanesi merkezli bebek kaçırma iddialarını gündeme getirdiği için işkence gördüğünü, konunun ise kamuoyunda karşılık bulmadığını öne sürdü.
Adanalı yerel gazeteci Aslan Menderes Yaşar, Adana Doğumevi Hastanesi’nden bebeklerin kaçırıldığına yönelik iddiaları gündeme getirdiğini belirterek, bu olayda dönemin başhekimi Ersin Çıtırık ile başhemşire olan eşi Nesrin Çıtırık’ın dahli bulunduğunu ileri sürdü.
Yaşar, söz konusu iddiaları kamuoyuna taşımasının ardından Adana Emniyeti’nde 21 gün boyunca aralıksız işkence gördüğünü, bu süreçte dişlerinin döküldüğünü iddia etti. Gazeteci, yaşadıklarını detaylı biçimde anlattığı bir videoyu kamuoyuyla paylaştı.
Yaşar ayrıca, iddialarının bazı televizyon programlarında “şov malzemesi” yapılarak itibarsızlaştırıldığını savunarak, özellikle Esra Erol’un sunduğu programı işaret etti. Tüm bu ağır iddialara rağmen olayın kamuoyunda ve yetkili merciler nezdinde yeterli ilgiyi görmediğini dile getirdi.
HABER YORUM
Hiç şüphesiz bunlar bir iddia…
Ancak bu iddialar, görmezden gelinecek, geçiştirilecek ya da magazinle boğulacak iddialar değildir. İncelenmesi, araştırılması ve soruşturulması gereken iddialardır.
İslam’a göre zulüm, kimden gelirse gelsin zulümdür.
Mazlumun kimliği, zalimin statüsü sonucu değiştirmez.
Bir çocuğun, bir bebeğin canı ve dokunulmazlığı söz konusuysa, şüphe bile ciddiye alınmak zorundadır.
Kur’an’da açık bir ilke vardır:
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Maide, 8)
Burada kastedilen sadece kin değil; korku, çıkar, konfor ve suskunluk da adaletsizliğin sebeplerindendir.
İslam’a Göre Susmak da Bir Sorumluluktur
İslam hukuku açısından;
-masum bir cana yönelik ağır bir iddia varsa,
-bu iddia makul delillerle dile getiriliyorsa,
-anlatan kişi bedel ödediğini söylüyorsa
“Araştırmamak” da bir tercihtir ve bu tercih masum değildir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:
“Zulme engel olmayan, zulme ortaktır.”
Bu noktada mesele, iddiaların doğru olup olmamasından önce, toplumun ve kurumların refleksidir.
Soru şudur:
Neden araştırılmadı?
Neden ciddiye alınmadı?
Neden susturuldu?
Bebek ve Çocuk Meselesi İslam’da Tartışma Konusu Değildir
İslam’da çocuk;
-tartışma malzemesi değildir,
-reyting unsuru değildir,
-“kanıt yok” bahanesiyle kaderine terk edilemez.
Bir bebeğin akıbetiyle ilgili şüphe varsa, bu farz-ı kifaye kapsamına girer.
Yani birileri bunu araştırmak zorundadır; aksi halde toplum olarak sorumluluk doğar.
Asıl Tehlike: Normalleşen Kayıtsızlık
Bugün en büyük tehlike, iddiaların doğru çıkması değil;
böylesi iddiaların artık kimseyi ayağa kaldırmamasıdır.
İslam’ın asıl mücadelesi burada başlar:
Kalbi ölmüş bir toplumla değil,
vicdanı diri tutmakla.
Son Söz
Bu bir mahkeme kararı değildir.
Bu bir hüküm değildir.
Ama bu, sorulması gereken soruların ertelenemeyeceğinin ilanıdır.
İslam, susmayı değil;
adaleti, şahitliği ve emaneti emreder.
Ve bebekler,
bizlere Allah’ın birer emanetidir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”







