
Allah (cc) Mü’minûn Sûresinde Rasûlüllah’a hitaben şöyle buyuruyor: “Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz.” (Mü’minûn 23/98. Bir benzeri: Fussilet 41/34)
Arkasından, şöyle dua etmesini tavsiye ediyor:
“Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım!
Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!” (Mü’minûn 23/98)
Zira şeytan (veya şeytanlar) peygamber olsalar dahi insanlara vesvese vermekten, kışkırtmaya teşebbüs etmekten geri durmazlar.
Şüphesiz aynı tavsiye müslümanlara da yöneliktir. Onlar da aynı duayı yapmalılar, her zaman şeytanın şerrinden Allah’a sığınma ve koruma talep etmeliler. Bir başka âyette şöyle buyuruluyor:
“Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Fussilet 41/36. A’raf 7/200)
Bundan sonra Rabbimiz âhiret hayatına inanmayan, inanmadığı için de ona hazırlık yapmayan inkârcıların durumunu şöyle açıklıyor:
“Nihayet onlardan (müşriklerden, kâfirlerden) birine ölüm gelip çattığında: “Rabbim! der, beni (dünyaya) geri gönder…
“Belki terk ettiğim (dünya)da sâlih (amel-iyi/yararlı işler) yaparım.”
Allah (cc) onun bu talebine şöyle cevap veriyor: “Hayır! Bu onun ağzından çıkan (boş) bir laftan (kelimeden) ibarettir. (Ya da; “Bu, sadece kendisinin söylediği (hükümsüz) bir sözdür.”
Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.” (Mü’minûn 23/99-100)
Böylesi ölümle birlikte âhiret gerçeğini, hayatın ölümden sonra da devam edeceğini bizzat müşâhede etmiş, dünyada geçirdiği hayatı ve inkârcılığı, işlediği günah ve zulümler gözünün önüne gelmiş olacaktır. Bu hakikatle yüzyüze gelince de “Yarabbi beni tekrar dünyaya gönder, beni kurtaracak amel (ibadet-kulluk) yapayım” der, temenni eder. Dünya hayatına tekrar dönmek ister. Ama bu talep şiddetle reddedilir. Böyle bir talep makul değil, aksine ağızlarda gevelenen bir lakırdıdır, boş bir laftır. Hiç bir işe yaramaz. Hakikati değiştiremez.
İnsan dünyaya bir defa gönderilir. Zamanı gelince de buradan ebedi âhiret hayatına gider. Orada dünyada yaptıklarına (amellerine) göre muamele görür, hak ettiği yere gider.
Klötülerle onların peşinden gidenler arasındaki bağlar kopar, her iki taraf da hak ettikleri azabı görürler. Kur’an bu gerçeği âyette şöyle haber veriyor:
“(Kötülere) uyanlar şöyle derler: Ah, keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!
Böylece Allah onlara, işlerini, pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.” (Bekara 2/166-167)
Dünyada iken Allah’tan başkasına kulluk eden cehennemlikler Hesap Günü durumu bizzat görünce şöyle diyecekler: “Şimdi şefâatçimiz (kurtarıcımız) ve sıcak bir dostumuz yok.
Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, mü’minlerden olsak!” (Şuarâ 42/100-102)
Ancak öldükten sonra hiçbir kimse dünya hayatına dönmedi, dönmeyecek…
Müşrikler, bilinen (İslâma uygun olmayan) hayatlarını sürdürürler. Nihayet onlardan her hangi birine, geri çevrilmesi mümkün olmayan ölüm gelince veya ölüm alâmetleri belirince, îman ve ibâdetteki noksanlığına pişman olarak der ki…
Evet, ölünce inkâr ettiği hakikati gören kimse “Ey Rabbim, beni tekrar dünyaya gönder” diye yalvaracak… Neden? “İman edeyim ve imanın gereği sâlih ameller işleyeyim” diye…
Rabbimiz bu isteği reddedecek. Zira böyle bir istek, hakikatten uzak, mesnetsiz, gerçekleşmesi mümkün olmayan boş bir kelimedir (laftır), boş bir kuruntudur.
Kur’an, inmeye başladığı günden beri, Allah’tan başkasını tanrı edinen müşrikleri, âhireti inkâr eden kâfirleri uyardı, uyarmaya devam ediyor. Zımnen sanki şöyle deniyor: “Öldüğünüz zaman, konuyu anlayınca kesinlikle böyle diyeceksiniz. Şimdiden aklınızı başınıza alın. Kulluk görevlerinizi yapın ve âhiret hayatına hazılanın…”
Öldükten sonra, dünyaya dönüş olsa da yapmadığım hayırlı işleri yapsam, yaptığım kötü (şer) işleri terketsem” demenin hiç bir faydası olmayacak.
Evet, müşriklerin birine ölüm gelip çattığı zaman, Allah’ın azabına düşeceğini yakinen anlayınca, geçmişteki yaptıklarına pişman olur ve bu temennide bulunur. Fakat onun bu isteği kabul edilmez. Söylediği şeyler boş sözden (laftan) öteye geçmez. O ölür, kabir âlemine gider ve dirilinceye kadar orada kalır. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 9/242)
Üstelik böyleleri dünyaya tekrar gönderilseler, akıllarını başlarına almaz, önceki gibi bir hayat yaşarlar.
“Onların, ateşin karşısında durdurulup; “Âh! keşke dünyaya geri gönderilsek de, bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak!“ dediklerini bir görsen!
Hayır! daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü.
Onlar dünyaya geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeyleri mutlaka tekrar yaparlardı.
Onlar kesinlikle yalancıdırlar.” (En’âm 6/27-28)
Âhireti inkâr edenler; “Rabbim! der, beni geri gönder…” diyecek. Demek ki böyleleri ölümden sonra pişmanlık ve hayıflanma içerisinde olacak, düştüğü bu durumdan kurtulma yolları arayacaktır. (Beydâvî, Esrâru’t-Tenzîl, 2/112)
Bu talep elbette ailesinin yanına dönmek, dünya malı biriktirmek, nefsi arzularını yerine getirmek gibi bir istek değil; dünyada iken yapmadığı hayırlı işleri, belki sâlih amelleri yapabilmek içindir. Bu talebe ilâhi cevap: “Hayır” dır. Ona o fırsat verilmeyecektir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl, 2/481. Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 9/242)
“Belki terk ettiğim (dünya)da sâlih (amel-iyi/yararlı işler) yaparım.”
‘Belki-lealli’ kelimesi tereddüt anlamı taşır ve tıpkı “le‘allî ebnî ‘alâ üssin-bir temel üzerine bina yaparım belki” ifadesi gibidir. (Zemahşerî, el-Keşşâf, 3/197)
Halbuki dünya hayatına geri döndürülmeyi isteyen kimse azaba uğratılacağını kesin anlamıştır ve dünyaya dönüp sâlih amel işlemeyi istemektedir.
Bu tereddüt dünyaya dönüş talebiyle ilgili olmalıdır. Eğer Allah onu böyle bir dönüşü nasip ederse, sâlih amel işleyeceğine söz veriyor. Lakin böylesi dünyaya döndürülecek olsa bile iyi ve hayırlı işler yapacağı kesin değildir. (Bkz: En’âm 6/27-28)
Âyetteki ‘Hayır-asla’; red sözüdür. Yani gerçek onun zannettiği gibi olmayıp dünyaya döndürülme isteği asla kabul edilmeyecektir. Bu onun rüzgâra karşı söylediği ve rüzgârın kapıp götürdüğü bir sözden (kelimeden) ibarettir.
Zira Allah’ın hükmü kesindir. O’nun için sözünden caymak söz konusu değildir. O, hiçbir nefsi eceli geldiği takdirde geriye bırakmayacağını haber verdiği gibi, böyle bir kâfirin asla îman etmeyeceğini de haber vermiştir. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an 2/2146)
Bursevî’ye göre; ”sâlih amel, imana dayalı olarak yapılan ameldir. Yapılan şey şeklen iyi bir amel olarak görülse bile, imandan yoksun ise, gerçek anlamda bozuk bir amel sayılır. Çünkü sahibinin inkârı (küfrü veya şirki), o ameli boşa çıkarır. İşte müşrik kişi amelinin boşa çıktığını görünce dünyaya geri dönmeyi ve iman edip hem şeklen ve hem de özüne uygun iyi bir amel yapmayı arzu eder.”
Bu, ölüm sahnesidir. Ölümle karşı karşıya kalınırken duyulan pişmanlığın, tövbe etmenin ifadesidir. Kaçırılan fırsatları değerlendirmek, geride bırakılan malı, imkanları yapıcı ve yararlı yollarda kullanmak için yeniden dünya hayatına dönme özlemidir.
Sahne âdeta şu anda yaşanıyormuş, seyirciler tarafından izleniyormuş gibi sergileniyor. Bu yüzden cevap da istek sahibine değil seyircilere veriliyor: “Asla. Bu…” Anlamsız bir sözdür… Bu yüzden sözü ve söyleyeni dikkate almamak gerekir. Korkudan veya sıkıntı anında söylenmiş bir sözdür bu… İçten gelerek, pişmanlık duyularak, kalp deteğiyle söylenmiş değildir. (Kutub, S. fî-Zılâli’l-Kur’an, 4/2480)
Kurtubî’ye göre geri dönmeyi istemek sadece kâfirin/müşrikin arzusu değil, aynı zamanda görevlerini ihmal eden mü’minin de arzusudur.
Lakin böyle diyecek olan dünyaya asla geri döndürülmez. Onun temennisi kuruntudan başka bir şey olmayacaktır. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 6/105)
“… Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.”
Bu ifade müşriklerin ve kâfirlerin dünyaya tekrar dönme ümitlerini, taleplerini kesmek içindir. Zira ölümden ve kıyâmetten sonra dünyaya dönüş yoktur, ancak âhiret hayatına yöneliş vardır. (Beydâvî, Esrâru’t-Tenzîl, 2/112)
Bazıların göre âyette geçen ‘berzah’ ölüm ile diriliş arasında bir engeldir, bir ara yerdir. Ya da ölüm ile dünyaya dönüş arasındaki engeldir veya dünya ile âhiret arası, ölümden yeniden dirilişe kadar geçecek zamandır. Bu görüşler birbirine yakındır. Her iki şey arasındaki her engele de berzah denilir. Bir kimse öldü mü artık o berzah’a girer. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an 2/2146. İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 980)
Bu sözleri söyleyen kişi ile dünya arasına engeller yerleştirilmiş, iş sonuçlanmış, bütün bağlar koparılmıştır. Kapılar kapatılmış, perdeler indirilmiştir.
Şimdi onlar ne dünyaya, ne de âhirete aittirler. İkisinin arasında bir yerdeler. Bu durumları dirilecekleri güne kadar sürecektir. (Kutub, Seyyid. fî-Zılâli’l-Kur’an, 4/2480)
*Cehennemliklerin dünyaya dönme istekleri başka âyetlerde de söz konusu ediliyor:
“O günahkârların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri “Rabbimiz! Gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de sâlih amel işleyelim, artık kesin olarak inandık” diyecekleri zamanı bir görsen!” (Secde 32/12. Bir benzeri: İbrahim 14/44)
“Allah kimi sapkınlığıyla baş başa bırakırsa, artık onun bir velîsi olmaz. Azapla yüz yüze geldiklerinde zalimlerin, “Geri dönmenin bir yolu yok mu?” diye feryat ettiklerini göreceksin.” (Şûrâ 42/44)
“Ve onlar orada, “Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan tamamen başka, iyi işler yapalım” diye feryat ederler.
Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da gelmişti. Şimdi tadın bakalım (azabı)! Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur!” (Fâtır 35/37. Ayrıca bkz: A’râf 7/53. Mü’min 40/11-12),
Allah (st) onların dünyaya dönmek isteklerini ne ölüm hâlinde, ne mahşer günü, ne Allah’a arzolunduklan vakit, ne Cehenneme arzolundukları sırada, ne de Cehennem azabında iken kabul etmeyecektir.
Bu istek temeli ve gerekçesi olmayan boş söz, işe yaramaz lakırdıdan ibarettir. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 2/574)
Takip eden âyatlerde geçtiği gibi âhirette Allah hüküm verir, kimse kimseye yardımcı olamaz. Kimin tartıları (sevapları) ağır gelirse kurtulur. Tartıları hafif olanlar (inkârcı günahkârlar) ise kendilerine yazık etmiş olurlar. (Bkz: Mü’minûn 23/101-103)
“Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın. (infak edin).
Allah, eceli gelince hiç kimsenin ölümünü ertelemez. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.” (Münâfikûn 63/10-11)
Biz bundan; “size ölüm gelmeden önce kulluk görevlerinizi yapın (iman edip sâlih amel işleyin), âhiret hayatına hazırlanın” mesajını da alalım.