islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

AĞUYU BAL İLE SUNARLAR

AĞUYU BAL İLE SUNARLAR
18/08/2025 09:19
A+
A-

Millet hayatının tecrübelerinden doğarak kristalleşmiş öyle güzel sözlerimiz var ki; her biri hakikatin bin bir rengini billurlaştıran birer elmas kıymetindedir. Atasözlerimiz, bize, oldukça derinliği ve birçok veçhesi bulunan hadiseleri bir çırpıda kavrama ve ifade etme kudreti kazandırır. Milli ruhun millet hayatını düzene koyan en mühim unsurlardandırlar. Bu hakikati bilmekle beraber, çoğu zaman, onların hakikati ifade kudreti karşısında şaşmaktan kendimi alamıyorum.

Yeni neslin atasözlerimizin sunduğu mucizevi imkânlardan mahrum olmamaları gerekir. Anlamın buharlaştığı bu çağda, mayası kurucu değerlerimiz olan bu eskimez sözler, meseleleri kavramada yeni kuşaklar için altın anahtar değerinde olacaktır.

Ülkemiz, bölgemiz ve dünyamız ölçeğinde çok önemli günlerden geçiyoruz. Yaşadığımız günler/yıllar itibariyle istikbali tasarlayan, belirleyen, inşaa eden azim hadiselerin yaşandığına şahit oluyoruz. Kaçımız bu şahitliğin idrakiyle hadiseleri gözlemliyor; çevremizde olup bitenlerin gelecekte başımıza örülecek çorapların ipliğini eğirdiğinin kaçımız farkındadır bilinmez?

Ülkemiz özelinde baktığımız zaman, bizim aleyhimize gelişen süreçlerin, bizi kuşatan çemberlerin, bizi hapsetmek için örülen duvarların, bizi düşürmek için kazılan hendeklerin bizim ilgi ve desteğimizi temin suretiyle şekillendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Modern çağ, her şeyin olduğu gibi b/ilimin de asıl mecrasından çıkıp araçsallaştığı, başka hesapların vasıtası haline geldiği bir çağdır. “Tedavi” çalışmaları, eğitim ve üretim faaliyetlerinden hırsızlık, arsızlık, algı yönetimi/manipülasyona aklınıza her ne gelirse bilimsel “inkişaftan” müstefit olmaktadır. Milletlerin makûs talihini doğuracak hadiseleri, milletlere alkışlatmanın, alkışlatmaktan da öte, kendi boynuna geçecek urganın liflerini örüp ilmeğini hazırlatmanın bilimsel yolu ve yöntemleri vardır.

İnsanların kendi aleyhlerine gelişecek hadiseleri onaylaması ve hatta destek olmasının bilimsel literatürde karşılığı “rıza üretme ya da rıza imalatı” kavramıdır. Bu kavram, insanların tabii olarak rıza göstermeyecekleri işlere/gelişmelere ikna edilmelerini sağlayan sofistike teknikleri ifade etmektedir. Zorba yönetimlerin kuvvete istinat ederek yapıp ettiği fenalıkları, demokratik yönetimler ve onun vasatında semirip serpilen büyük şirketler bu bilimsel yöntemleri kullanarak yaparlar.

Malumunuz olduğu üzere Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesi Ermenistan tarafından 1991-92 yıllarında adım adım işgal edilmiş ve eşine/emsaline az rastlanır katliamlar irtikâp edilmişti. Karabağ, o meşum işgalden beri, kardeş Azerbaycan halkının olduğu gibi bizim de sinemizde bir yara olarak kanamaktaydı.

Batıdan Doğu Asya’ya göç eden ve oraların, nüfus başta olmak üzere, imkânlarını istihsal süreçlerine katan Küresel Kapitalist şirketler, ürünlerini batı pazarlarına ulaştırmak için en kestireme yolu bulmak/açmak arayışındaydılar. Bu bağlamda Çin’den İngiltere’ye uzanacak bir hattın da içinde olduğu bir dizi hat tasarlandı. Bu hatlardan “Yeni Avrasya Kara Köprüsü Ekonomik Koridoru” güzergâhı itibariye, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki “Dağlık Karabağ” meselesinin çözüme kavuşturulmasını gerekitiryordu. Bu vesileyle Zengezur koridoru açılacak ve güvenliğini temin edilecekti.

İşte bu merhalede Azerbaycan ordusu, Türk Ordusu’nun desteğiyle Dağlık Karabağ’a harekâta başladı. Türk Savunma sanayiinin üretmiş olduğu İHA ve SİHA’lar harika işler çıkarıyor ve Ermenistan ordusunu bozguna uğratarak göğsümüzü kabartan Karabağ zaferini vücuda getiriyordu.

27 Eylül 2020’de başlayan operasyon 44 günde zaferle intaç edilmişti. Bu güzel bir gelişmeydi. O günlerde, hemen her hadisede arzı endam eden ekran gediklileri en koyusundan hamasi nutuklar atıyor, meselenin arka planına dair en ufak bir cümle kurmuyorlardı.

İki devlet tek millet” olduğumuz kardeş Azerbaycan’la el ele vermiş, Ermeni işgalcilere diz çöktürmüştük. Aynı zamanda Türk Dünyası ile aramıza bir koridor açıyorduk. Turan’a giden yolda aramızdaki en mühim mânialardan birisi kalkıyor ve Türkiye Zengezur koridoru üzerinden Türk Dünya’sına bağlanıyordu. Buna kim sevinmez, kim bu gelişmeyi alkışlamazdı ki?

Günler, aylar, yıllar bir birini kovaladı. Karabağ Harekâtının üzerinden beş koca yıl geçti. Bu arada kuzeyimizde, güneyimizde  ve doğumuzda çok mühim hadiseler vuku buldu. Rusya Ukrayna savaşı başladı, Suriye meselesi farklı bir boyuta evirilip mevcut yönetim tasfiye edildi. Gazze’de Hamas “Aksa Tufanı”nı başlattı, İsrail Gazze’yle birlikte Suriye, Yemen ve İran’a saldırdı. İsrail’in İran’dan dayak yediğini gören ABD savaşa dâhil oldu.

Bütün bu olup bitenlerin tamamın ülkemiz bakımından hayati sonuçları olduğu/olacağı muhakkaktır. Ancak müşkül budur ki, vuku bulan/gelişen hadiselere, sanki bizim inisiyatifimizle ve bizim arzu ettiğimiz istikamette oluyor/gelişiyormuş süsü veriliyor.

Karabağ savaşı ve Zengezur koridoru bağlamında ekranlardan boca edilen retoriğe bakılırsa, kardeş Azerbaycan’la hemen her konuda ortak hareket ediyorduk(!) Ermenistan’ı hizaya getirmiştik(!) Ermenistan Cumhurbaşkanı Paşinyan, Cumhurbaşkanı’mızın yanında yeni gelin misali süzünüyor, bir dediğini iki etmiyordu(!) Hem güneyimizde hem de kuzeydoğumuzda bizim sözümüz sayılıyordu.

Ama 9 Ağustos 2025 sabahı uyandık ki, Çin’den Avrupa’ya uzanan “Yeni İpek Yolu”’nun en mühim geçidi olan “Zengezur Koridoru”na yüz yıllığına ABD çökmüş. ABD başkanı Trump bir yanına Aliyev’i bir yanına Paşinyan’ı almış ve “Hadi bakalım çocuklar, öpüşüp barışın, bir daha da kavga etmeyin, ben de dikensiz gül bahçesine girer gibi koridoru işletmeye koyulayım.” pozu veriyor.

Mademki Çin merkezli “küresel kapitalin” tasarlayıp ülkelere etap etap yaptırdığı “Yeni İpek Yolu”nun Asya ve Avrupa arasındaki en önemli geçidine ABD bir eşkıya gibi çökecekti, bu sayede hem İran’ı hem bizi de kuşatmış olacaktı da, bize pazarlanan “Asya’ya/Turan’a açılma, Türk Dünyası ile buluşma/kavuşma” temalı retoriğin anlamı ne idi?

İşte yazımızın başlığı, tam da bu durumu şah damarından yakalayan bir atasözünden başka bir şey değildir.

Ağuyu bal ile sunarlar. “Ağu ne ola ki?” diyenler olabilir; zehir demektir.

Birine zehri gönüllü olarak yutturmanın en iyi yolu onu bal ile beraber sunmaktır.

O halde bize sunulan her şeyi yutmaya gönüllü olmamalıyız.

Sunan kim olursa olsun.

Vesselam!

Şaban Çetin

İSLAMİ HABER “MİRAT”   -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Kaya Üstün dedi ki:

    Evet üstadım ne oldu da böyle bir gol yedik. Yani kardeşlik söylemleri kocaman bir yalancıyım?