islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
12°C

ALLAH RAZI OLSUN YETER

ALLAH RAZI OLSUN YETER
03/07/2025 09:30
A+
A-

Bir Müslüman, pusulasını Allah’ın rızasına sabitlemişse, artık yönünü şaşırmaz. Ne insanların övgüsü sarhoş eder onu, ne de yergileri yıldırır. Çünkü o bilir ki ömür dediğin şey, sonbahar gibi solmaya yazgılı, hüzünlü ve yaprak döken bir mevsimdir; ama Allah’ın hoşnutluğu ebedî bir bahardır. Bu yüzden, sırf Allah razı olur mu diye düşünerek adım atar, sırf O’nun hoşnutluğunu kazanmak için susar, konuşur, yürür, yaşar…

Böyle bir kul için alkış da sitem de aynı terazide tartılır. Zira onun gözünde insanların hoşnutluğu, Allah’ın rızasına denk değildir. Hatta insanların hoşlanmadığı bir işi, Allah emrettiyse yapmaktan çekinmez. Çünkü bilir ki insanların kalpleri Allah’ın kudret elindedir. O dilerse düşmanı dost eder, dilerse kalpleri kaynaştırır. Nitekim Kur’an şöyle seslenir:

“Sen (onların gönüllerini birbirine ısındırmak için) yeryüzündeki her şeyi harcasaydın, onların kalplerini birleştiremezdin. Fakat Allah, onların arasını kaynaştırdı.”
(el-Enfâl, 63)

Allah’ın hoşnutluğunu merkeze alan bir mü’min, çoğu zaman yalnız görünür. Çünkü hakikat yolcusu, çoğunluğun gittiği yola değil, sırat-ı müstakime yönelir. Halkın rağbetini değil, Hakk’ın kabulünü arar. Kimi zaman bu onu kalabalıklardan uzaklaştırır. Ama Allah kulunu asla yalnız bırakmaz.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu gerçeği şöyle haber verir:

“Kim, insanlar kendisine buğzetse bile Allah’ın rızasını ararsa, Allah onu insanların şerrinden korur. Kim de Allah’ın hoşnutluğunu bırakıp insanların hoşnutluğunu kazanmaya çalışırsa, Allah onu o insanların insafına terk eder.” (Tirmizî, Zühd, 38)

Hâsılı, bütün insanlar nihayetinde Allah’a döneceklerine göre, mümin insan, hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmış olarak O’na kavuşmayı ümit etmelidir. Müslüman, hayatı boyunca ihlaslı bir şekilde Rahmân’a kavuşmanın hesaplarını yapmalı ve davranışlarının “Allah için” olmasını prensip hâline getirmelidir. İnsanları severken de, onlara iyilik yaparken de, kısacası bütün güzel duygu ve davranışlarında maddî bir karşılık elde etme veya birilerine şirin görünme kaygısı taşımamalıdır.

Zira Allah için yapılan hiçbir şey zayi olmaz. Mümin bilir ki, kalbinden geçen bir niyet bile Rabbin katında kıymetlidir. Bu sebeple onun terazisinde, niyet altındır, ihlâs cevherdir. İnsanlar görmese de, alkışlamasa da, hatta anlamasa da, o bilir: Allah görüyor, biliyor ve yazıyor. Bu bilinçle yaşar ve ölür.

O yüzden mümin, yaptığı iyilikleri vitrine koymaz, mahşere saklar. Amelini insanların takdirine değil, Rabbin rızasına sunar. Çünkü bilir ki, insanların gözüyle büyük görünen nice amel vardır ki Allah katında hiçtir; insanların burun kıvırdığı nice küçük amel vardır ki Allah katında dağlardan yücedir. İşte bu yüzden mümin, iyiliğini pazarlamaz; infakını gösterişe dönüştürmez; sevabını alkışa kurban etmez.

Kalbinde şu dua yankılanır: “Yâ Rabbi! Sen razı ol, varsın herkes darılsın. Sen bil, varsın kimse görmesin.” Böyle bir kul, ömrünün sonunda Rabbine yüzü ak, kalbi pak, niyeti sağlam bir kul olarak dönmenin hayalini kurar. Zira hesabın görüleceği gün, insanların değil, sadece Allah’ın memnuniyeti geçerlidir.

Yani kim Allah için yaşarsa, Allah ona kâfi gelir. Kim Allah’ın rızasını ikinci plana atarsa, Yaratana değil, yaratılana boyun eğmiş olur. Ve unutulmamalıdır ki yaratılana kulluk, insanın en büyük esaretidir.

Bu yüzden mü’min, insanların beğenisini elde etmek için değil, Allah’ın rızasını kazanmak için yaşar. Alkış değil, dua ister. Övgü değil, Rabbin hoşnutluğunu arzular. İnsanların onu yakıştırdığı yerde görünmektense, Allah’ın onu görmek istediği yerde bulunmayı arzu eder. İşte böyle bir mü’mini Allah yüceltir. Müminlerin gözünde sevilir, dillerinde övülür. Zira bu da ilahi bir kanundur:

“Allah bir kulunu sevdi mi, Cebrâil’e şöyle seslenir: ‘Ben falanı sevdim, sen de sev!’ Cebrâil de onu sever ve gök ehline ilan eder: ‘Allah falanı sevdi, siz de sevin!’ Sonra onun sevgisi yeryüzüne yerleştirilir.”
(Buhârî, Bedü’l-Halk, 6)

İşte bu, bir mü’mine dünya hayatında verilen en büyük müjdelerden biridir: Allah için yaşarsan, kalplerde sevgi izni alırsın. Ve bu sevgi, geçici beğeniler değil, ebedî dostluğun işaretidir.

O hâlde ey kalbi Allah’ın rızâsı peşinde çırpınan insan! Herkesi memnun etmeye çalışma, çünkü bu mümkün değildir. Allah’ı razı etmeye çalış, çünkü bu en büyük zenginliktir. Bütün insanlar seni sevse ama Allah senden razı olmasa, bu bir felakettir. Ama Allah senden razı olursa, insanlar seni sevmese bile bu en büyük bahtiyârlıktır.

Ve şunu unutma: İnsanların alkışı geçicidir. Ama Allah’ın rızası, sonsuz bir kurtuluştur.

Ey Rabbimiz!

Rızanı her şeyin üstünde tutmayı bize nasip et!
İnsanların hoşnutluğunu elde etmek uğruna, Senin rızandan vazgeçmekten bizleri koru!
Bizi insanların alkışına değil, Senin cemâline meftûn olanlardan eyle.
Her adımda, her sözde, her işimizde sadece “Sen razı olur musun?” sorusunu soranlardan eyle!
Kalbimizi, Senin râzı olacağın işlere yönelt!

Ey Kalpleri evirip çeviren Allah’ım!
Sen ki gönülleri elinde tutansın… Kalbimizi dünyalık arzuların değil, Senin rızânın peşinden koşturan bir kalp eyle.
Dilin ucuyla değil, yüreğin en derininden “Rızânı istiyorum” diyebilmeyi nasip et bize.
Öyle bir rızâ ki, karanlık gecelerde gözyaşlarımızı secdeye taşısın…
Öyle bir rızâ ki, tüm dünya karşısında dimdik durmamıza güç versin…

Ey Rabbimiz!

Kalabalıkların peşinden değil, hakikatin izinden yürüyebilmeyi nasip et.
Bizi öyle bir hâle getir ki, insanlar razı olmasa da içimizde “Rabbim razı mı?” sorusuyla yaşayıp ölebilelim.
Çünkü biliriz ki, razı olan Sen olursan, herkes darılsa ne yazar?
Sen razı değilsen, herkes övse ne çıkar?

Ey Azîz olan, Hakîm olan Mevlâmız!
Bize öyle bir basîret ver ki, yanlışı doğru zannetmeyelim.
Öyle bir dirayet ver ki, batılın cazibesine aldanmayalım.
Ve ne olur Allah’ım…
Bizi, sana kul olmayı bir nimet, bir şeref sayanlardan, saadet bilenlerden eyle.
Sırf Sen razı ol diye yaşayan,
sırf Sen razı ol diye susan,
sırf Sen razı ol diye konuşan,
sırf Sen razı ol diye vazgeçen,
sırf Sen razı ol diye savaşan kullarından eyle bizi.

Kadir Bekil

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Eren dedi ki:

    Rabbim bizleri razı olduğu kullardan eylesin inşaAllah…