İstanbul Sözleşmesi Keşmekeşi

Bir kaç haftadır, bir sözleşmeden bahsediliyor. Ne efsunkâr sözleşme ki birçok alanda, özellikle sosyal medyada dikkatleri çekti ve üzerinde topladı. Bu sözleşme ele alınarak karşı koyma gerekçesi ile “Türkiye Aile Meclisi Şurası” kuruldu. Kısa sürede, belki iyi niyetle başlatılan bu çalışmanın cılkı çıktı. İşin iç yüzünü bilmeyenler şaha kalktılar, neler yazıyorlar.

Benim görebildiğim kadarı ile bu “İstanbul sözleşmesi” yeni başlamış bir hikâye değil geçmişi derinlere uzanan düşmanca bir aşağılık psikozunun deşarjıdır. Bu yüzeysel hamlelerle geçiştirilecek mesele değildir. Bu olay 1932 yılında Belçika’nın Spa şehrinde düzenlenen dünya güzellik yarışması ile patlak veren ve Keriman Halisin dünya güzellik kraliçesi seçilmesi ile bütün ifrazatı ortaya döken iğrenç ve tarihi bir tepkidir. Çok şaibeli bir seçim yapılıyor. Tam jüri puanlamaya geçeceği an jüri başkanı kürsüye çıkıyor. Etrafını iyice süzüyor ve güven toplamaya çalışıyor ve konuşma ritmini de ayarlıyor ve konuşuyor!

Sayın Jüri üyeleri! Bugün Avrupa’nın ve Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslamiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Dedikten sonra daha neler söylüyor ve devam ediyor.

Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu, işte mayo ve sutyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik. Bunları söylüyor ve daha ağır ifadelerle içini döküyor. Bu ehli salibin tarihi kini ve Kanuni Sultan Süleyman’dan intikam alma hıncıdır. Ne ilginçtir ki bu bayanı, Türkiye güzellik kraliçesi seçen Cumhuriyet gazetesidir!

           Vurguncu, talancı Haçlılar, Malazgirt meydan muharebesi peşinden Rumeli’nin fethedilmesi ve müslümanlaşması ile omurgası kırılan Batılı haçlılar, günümüzde de Suriye bataklığını hazırladılar. Hesapları tutmadı. Fakat bu totem kırıntıları, bizi hepten genlerimize varıncaya kadar çürütmeyi hedefledikleri için kadınımızı paçavraya çevirdiler. Bununla da yetinmeyecekler, devam edecekler. Daha da şiddetini ve dozunu artırarak bütün güçleriyle yüklenecekler. Eğer aklımızı başımıza toparlayabilirsek, biz de kendimizi korumak için seferber olacağız. Ancak nereden başlayacağımızı mutlaka öğreneceğiz. Çünkü bu büyük ve soylu hizmet, “istemezükçi anlayışla” başarılmaz. Aslında İstanbul sözleşmesi bizi etkilemez.

            Bunlar bize çok numaralar çektiler. Bize laiklik virüsü yutturdular. Sanat adı altında gayri müslim aktörleri devreye soktular. Robert kolejini ve Üsküdar’a da Amerikan Kız Kolejini ve nicelerini öncü birlikler olarak devreye soktular. Medyayı ve eğitimimizi ajanlarla örgütlediler. Bin dokuz kırk sekiz yılında yalnızca Ankara’da İlahiyat Fakültesi kurdurttular ve orayı müfredatı ile ve Amerikalı misyoner öğretim üyeleri ile yönlendirmeyi hedeflediler. İncirlik Hava Üssü sayesinde civar yörelerimizi fuhuş batakhanesi yaptılar. Ne yapmadılar ki, bize Marşal yardımı adı altında ne idüğü bilinmeyen süttozu peşkeş çektiler.

Avrupa, şeytanlığını hiç esirgemedi. Kadınlarımızı moda girdabına soktu. Öylesine şartlandırdılar ki, birçok genç bayanımız başına başörtü taktiği halde diğer giysileri hiçte başörtüsüne uyumlu görünmüyor. Bu memlekette daha iğrencini yaptılar. Bin dokuz yüz yetmişlerde çıplaklar kampı ve otelleri açtılar. Bunun devam etmesi de planlanmaktadır.

Şimdi gelelim meselenin özüne. Bunca ve daha nice olumsuzluklar karşısında biz ne yapacağız? Ya oturup ağlayacağız, ya başımızı kuma sokup deve kuşu gibi gizlendiğimizi hayal edeceğiz ya çeşitli platformlarda millete şikâyet edip dertleşeceğiz ya görmezden gelip keyfimize keyif katacağız ya da kapı kapı gezip ondan bundan medet umacağız! Hayır hayır bunlar inanmış insanın işlerinden değildirler. Bizim planlarımız ve projelerimiz vardır. Bin dört yüz küsur yıldan beridir hazırdır. İnanan ve uygulayalar başardılar. Allah ve Resulüne düşman olanlar en alçaklar içindedirler. Allah: “Ben ve Resullerim elbette galip geliriz.” diye hükmetmiştir. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, mutlak galiptir. (58/20,21)

Müslümanlar, bu inanç ve cihad ruhu ile hareket ederlerse galip güçlenirler, kazanırlar, aksi takdirde daha çok sözleşme peşinde koşarlar ve bir şey yaptık diye kendilerini avuturlar.

Kur’an gibi bir kılavuz varsa, akıl ve yürek de gerek! Esselamu aleykum.     

İlhan ORAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir