Almanya’da ırkçılık, İslâm düşmanlığı üzerine kurulmuştur

Prof. Dr. Ali Seyyar

“Almanya’da Irkçılık, İslâm Düşmanlığı Üzerine Kurulmuştur” tespiti, 1978 yılında Almanya’da bir göçmen ailesinin ferdi olarak dünyaya gelen Türk kökenli Filiz Polat’a aittir. Filiz Polat, bugün Federal Alman Meclisinde Yeşiller Partisine mensup bir milletvekilidir. Kendisi Münster şehrinde Wilhelm-Hittorf Gymnasium (Lise)’dan sonra (1997) Frankfurt’ta Goethe Üniversitesinde Makro-Ekonomi eğitimi almıştır (2002). 1996 yılından beri Alman Yeşiller Partisinde aktif olan Filiz Polat, Federal Alman Meclisinde İslâm ve yabancı düşmanlığına karşı yapmış olduğu son konuşmasının (14 Ocak 2021) yankıları halen devam etmektedir (1).

Almanca lisanını son derece iyi kullanan Filiz Polat, duygu yüklü mezkûr koşuşmasında Almanya’da Müslümanlara karşı beslenen düşmanlığın temelinde ırkçılığın olduğunun altını çizer ve hükümetin bu konuda duyarsız olduğunu belirtir. 2019 yılına ait suç istatistiklerine bakıldığında Almanya’da her iki günde bir ya camilere, ya da Müslümanlara ait kuruluşlara İslâm düşmanlığını simgeleyen saldırılar gerçekleşmiştir. Milletvekili Filiz Polat’ın tespitlerine göre Almanya’da yaşayan Müslümanlar, hayatın her alanında ayrımcılığa tâbi tutulmaktadır. Kamusal alanda, emlak ve emek piyasasında, eğitim kurumlarında, sağlık sektöründe ve özellikle sosyal medyada. Bilhassa başörtülü Müslüman hanımlar, gerek sözel, gerekse fiziksel olarak birden fazla ayrımcılığa maruz kalmaktadır.

Polat’ın ortaya koyduğu istatistikî verilerin birçoğu, Alman Devletinin resmî araştırma kurumlarına ait korkunç raporlarına dayanmaktadır. Gerçi Almanya’da 15 yıl önce kabul görmüş bir Anti-Ayrımcılık Yasası ( Antidiskriminierungsgesetz) bulunmakta, lakin bu yasa özellikle Müslümanlara yönelik şiddeti önleyecek tedbirleri içermediği için, bugün yeterli görülmemektedir. Farklı bir ırka veya dine sahip oldukları için, Almanya’da ayrımcılığa uğrayan ve mağdur edilen yabancıların dertlerini dillendirebilecekleri ve hakları ile ilgili bilgi sahibi olabilecekleri sosyal danışma merkezlerinin etkin hâle getirilmesinin gerekliliğini savunan milletvekili Polat, hükümet tarafınca bu yönde bir adımın atılmamasını açıkça eleştirmektedir.

Hakikaten Alman hükümeti, İslamofobi’yi besleyen ayrımcılığa karşı yeni ve daha etkin sosyal politikalar üretmediği müddetçe, Almanya’da yaşayan Müslüman azınlık, huzur içinde yaşayamaz. Ne var ki gerek hükümet içinde, gerek aşırı sağ eğilimli siyasî partilerde, gerekse değişik toplumsal kesimlerde Müslümanlara ve dolayısıyla İslâm’a karşı halen ciddî manada önyargılar hâkimdir. İslâm düşmanlığı, faşist Neo-Nazi görüşlerin yaygınlaşmasına ve farklı olan insanlara saldırıyı âdeta meşrulaştırmaya da sebebiyet vermektedir.

Hıristiyan bir toplumda yaşamak durumunda olan Müslüman kardeşlerimizin durumlarıyla ilgilenmesi gereken sadece o ülkenin hükümeti değildir. İster Alman vatandaşı olsun veya olmasın Türkiye kökenli Müslüman kardeşlerimizin sorunlarıyla ilgilenmek, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de bir görevidir. Başta Diyanet olmak üzere Türk sivil kuruluşları, hükümetler üstü bir yaklaşımla Almanya’da ırkçılığa ve İslam düşmanlığına karşı mücadelede ilk önce İslâm’a karşı beslen önyargıları güçlü bir terminoloji ve argüman ile ortadan kaldırması gerekmektedir. Alman toplumuna İslâm’ın başta ırkçılığı lanetlediği için, evrensel barışı ve kardeşliği temin edici rolü ve buna binaen İslâm’ın insanî boyutu tebliğ edilmelidir.

Alman toplumu, İslâm’ın, insanlar arasında ırk, renk, memleket ve dil farklılıklarını, üstünlük aracı olmaktan çıkardığını ve bütün insanlara merhamet diliyle seslendiğini ne kadar bilirse, İslâm’a o kadar çok sempati ile bakacaktır. Onun için, Almanya’da yaşayan Müslüman-Türk cemaatleri ve hangi partiden olursa olsun bütün Türk kökenli Müslüman milletvekilleri, partiler üstü bir anlayışla, hep birlikte bu hakikatleri Alman toplumuna anlatabilmelidir.

Bu bağlamda Kur’ân-ı Kerim’in, bütün insanlığın tek bir nefesten veya candan yaratıldığının altını çizerek (Nisa: 1), bütün insanların aynı köke mensup olduğunu ve ırkçılık yapmanın bu anlamda hem yaratılış maksadına, hem de kökensel bağlılığa ters olduğu vurgulanmalıdır. Nitekim Veda Hutbesinde İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in, bütün insanların aynı atadan geldiğini ve bundan dolayı da dünyevî kriterler açısından eşit olduklarına işaret ederek, evrensel sosyal mesajını şu şekilde vermiş olduğunu hatırlatalım:

Ey insanlar! Şuna dikkat ediniz ki, sizin Rabbiniz birdir; babanız (atanız) birdir. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba; beyazın siyaha, siyahın beyaza Allah korkusu dışında hiç bir üstünlüğü yoktur”.

Buna bağlı olarak Almanya’da yaşayan Müslümanlar, Alman toplumunda yaşayan herkesi kendi ailesinin bir ferdi olarak gördüğü sürece ırkçılığa karşı en medenî bir şekilde mücadele etmiş olacaktır. Bu mücadelenin etkisi altında kalan Alman toplumunun ekseriyeti, Allah’ın inayeti ile Müslümanlara ön yargı beslemek yerine, İslâm’a hayran olacaktır. Irkçılık, nefsine düşkün modern toplumların bir sorunudur. Bu musibeti hayra dönüştürmek, yine şuurlu Müslümanların elindedir. Yeşiller Partisine mensup Filiz Polat, belki de bunun ilk adımını atmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here