
‘’Yazmak sorumluluk almaktır. Bildiği doğruları ya da doğru bildiği ne varsa olduğu gibi başkalarına aktarma sorumluluğudur bu. Senin de doğrularını başkalarına yüreğini de katarak aktaracağına olan inancım tamdır. Zira sen, seni tanıdığım günden beri her işini yürekten yapıyorsun. Ders çalışırken, kitap okurken, top oynarken ya da komşulara herhangi bir işte yardımcı olurken hep istekli ve coşkulusun. Okul gazetesine yaptığın katkılardan hareketle ileride sorumluluk sahibi iyi bir yazar olabileceğini de düşünüyorum. Şayet bu gerçekleşirse bu satırlarımı unutma. Yazdıklarından sorumlu olacaksın. Kalemin güçlünün değil haklının yanında olsun. Arkadaşın Mustafa’’
Evi tadilata almıştı. Tadilat sırasında kitapları o odadan bu odaya taşırken lise yıllarında bir hevesle arkadaşlarının görüşlerini yazmalarını istediği anı defteri eline geçmişti. O her şeyin her yerde olduğu ortamda çok eski bir dostunu görmüşçesine sevinmiş ve boş bir boya kovasını ters çevirerek üstüne oturup anı defterini karıştırmaya başlamıştı. Mustafa, okul gazetesinde birlikte çalıştığı sınıf arkadaşıydı. Onun yazma ve resim yeteneği oldukça iyiydi. Arkadaşı bu yolda ilerlemiş, şiir ve öykü kitapları yayınlanmıştı. Okul kütüphanesinde gazete yazılarını heyecan içinde düzenledikleri zamanları hatırladı. Öğretmenlerinin onayından geçmiş yazılarının altında isimlerini özenle ve gururla yazıp gazeteye koymanın zevkini de hatırladı. O hafta okulda onların yazdıkları konuşulurdu. Bu, onların çok hoşuna giderdi. Şimdi anı defterinde yer alan ‘yazmak sorumluluk almaktır’ cümlesinin ağırlığını daha derinden hissetti. Mustafa, sorumluluğunu farkında olarak yazmaya devam ediyor. Kendisi…
Anı defterinin sayfalarını çevirdikçe her bir arkadaşının neredeyse tarihe not düşmek istercesine yazdıkları iddialı cümlelerle karşılaşıyordu. Mehmet şöyle yazmış deftere o inci gibi el yazısıyla: ‘’Dostum (Mehmet bu ifadeyi çok severdi.) biz nerede olursak olalım, hangi işi yaparsak yapalım mazlumların, yalın ayaklıların, ezilmişlerin yanında olalım. Bu, bizim insanlık vazifemizdir ve bu vazifeden kaçamayız. Bugün eleştirdiğimiz zalimlerin yarın yanında olursak bizi gelecek nesiller asla affetmezler. Zalimler için yaşasın cehennem!’’ Mehmet, sınıfta belki de okulda en çok okuyan öğrencilerden biriydi. Her görüşmede konuşmalarının arasına okuduğu kitaplardan cümleler yerleştirmeyi, öğrendiği yeni kelimeleri cümlelerinde kullanmayı pek severdi. Bazen de slogan atar gibi konuşurdu Mehmet. Okul bittikten sonra da onunla görüşmeye devam etmişti. Mehmet; duruşunu değiştirmemiş, okumalarına ara vermemişti. Bir haber ajansında kendine yer bulmuş. Doğrularını yayınlatmaya, mazlumların yanında olmaya devam ediyor şimdi. Zaman zaman başı belaya girmiş olsa da gözünü budaktan, sözünü zalimden sakınmadan hakikat peşindeki yürüyüşüne devam ediyor.
Zamanın eskiten yönüne direnen anı defterinde o gün kullanılan kalemin özelliği olsa gerek bazı yazılar zor okunuyordu. Belki de görme bozukluğundandır, dedi ve yine samimi arkadaşlarından İsmail’in yazdıklarını zor da olsa okumaya başladı. ‘’ Hacım (İsmail de herkese böyle hitap ederdi. Hâlâ öyle konuşur, diye düşündü.) Ben öyle süslü laflar yazamam. Ama dostluğun bir çeşit kardeşlik olduğunu öğrendik. Biz dost olduk, kardeş olduk. Ekmeğimizi paylaştık. Ailelerimiz de bu kardeşliğimizi pek sevdi. Birbirimizi unutmayalım; dünyayı kardeşlik çağrısıyla yaşanabilir hale getirebileceğimize inanıyorum.’’ İyi niyetliydi İsmail. Hep öyle de kaldığına, kalacağına inanıyordu. Bu iyi niyetinin başına türlü işler açacağını biliyordu ama o bundan vazgeçmeyeceğini söylerdi daima. Zaman zaman konuştuğu, görüştüğü İsmail, çevresinde çokça kötü niyetli kişilerin film fırıldak çevirmesine rağmen hiç değişmemiş.
Tadilatta çalışan bir usta, altındaki kovanın kendisine lazım olduğunu söyleyince adama gülümseyerek baktı. Defterde kaldığı yere bir parmağını yerleştirip defteri kapattı. Defter elindeydi. Kalktı ve diğer eliyle kovayı ustaya verdi. Oturacak başka bir yer aradı. Balkona gitti, sırtını balkon demirine dayayarak oturdu. Defter, onu okul yıllarına götürmüştü. Arkadaşlarının yazdıklarını okuyarak anılarını tazelemek istiyordu. Onca işin arasında olacak şey değildi belki ama kendini defterden alamıyordu. Kaldığı yeri işaretlediği parmağıyla defteri yeniden açtı. Bu kez sınıfın en kısası ama belki de en hareketlisi Musa’nın yazdıklarına sıra gelmişti. Tebessüm ederek okudu. ’Kardeşim, bana da anı defterinde yer verdiğin için teşekkür ederim. Hayatta başarılı olacağına olan inancım tamdır. Sevdiğim bir sözü burada seninle paylaşmak isterim. Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilme. Başarı için yapacağın küçük yaramazlıklar zamanla unutulur. Kalıcı olan başarıdır.’ Musa’nın matematik dersinin yazılısı esnasında önceden hazırladığı kopya kâğıdını öğretmene teslim etmemek için yuttuğu günü hatırladı. ‘Küçük yaramazlıklar’ dedi ve gülümsedi. Okuldan sonra ticaret yaptığını duymuştu başka arkadaşlardan. Başarılı olduğunu düşündü.
Usta, yanına gelmişti. Abi, sabahtandır bu defter elinde. Okuyor, bazen gülüyor bazen uzaklara dalıyorsun. Nedir bu Allah aşkına? diye seslendi. Başını kaldırdı. Ustaya baktı. Bu, dedi anı defterim. Lisedeki arkadaşlarımın o gün yazdıklarını okuyorum. Şimdi bir anıya dönüşmüş ideallerini, fikirlerini, öğütlerini okuyorum. Hangimiz o düşüncelerimizin arkasından gitti, hangimiz değişti; onu düşünüyorum.
Usta, kendisinin de orta okulda böyle bir defter tuttuğunu, o yılın sonunda defteri okuduktan sonra onu kaybettiğini ama arkadaşlarının çoğunun hep aynı şeyleri yazdığını söyledi. Hatta bunlar neredeyse ezberimde, dedi. Genelde şöyle yazmışlardı: ‘Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim.’ Cümleyi tamamladığında ikisi de uzaklara bakarak güldü. Çocuklukları akıllarına gelmişti sanki.
Ustaya dönüp bizim idealist öğretmenlerimiz çoktu. Bizi çok iyi yetiştirdiler. Bu defterde yazılanlara bakınca o idealizmi daha net görüyorum, dedi. Usta, bu cümleyi fazla anlamamıştı ki bugünlük yapacağımız iş bitti, biz çıkıyoruz. Yarın sabah erkenden gelir devam eder, tadilatı bitiririz inşallah dedi. Adam ustaları gönderdi. Evde yalnızdı. Eşi ve çocukları, tadilat ve temizlik bitene kadar kaynanasına gitmişlerdi. Ortalığı biraz toparladı. Dışarı çıktı. Akşam yemeğini mecburen dışarıda yiyecekti. Eve yakın bir yerde bir şeyler atıştırdı. Eve döndü. Anı defterini bıraktığı yerden aldı. Tadilatı tamamen temizliği de kısmen bitmiş yatak odasına geçti. Bir rastlantı sonucu bulduğu bu anı hazinesini karıştırmaya devam edecekti.
Sayfaları çevirirken öğretmenlerinden Ahmet beyin yazdıklarıyla karşılaştı. Defteri öğretmenlerine de götürdüğünü, bunlardan bazılarının yazmadığını bazılarının ise seve seve yazacaklarını söyleyip ondan aldıkları defteri ertesi gün ona teslim ettiklerini hatırladı. Ahmet bey de anı defterine yazan öğretmenlerinden biriydi. Sanki bilerek defterin ortasındaki sayfalardan birine yazmıştı. Öğretmeninin yazdıklarını hemen okudu. Şöyle yazmıştı: ‘Kıymetli öğrencim, bir öğrencinin en büyük şansının iyi bir öğretmene sahip olmasıdır, diye bir söz vardır. Ben de özellikle göreve yeni başlayan bir öğretmenin en büyük şansının iyi öğrencilerle karşılaşmasıdır, diyebilirim. Zira öğrenci de öğretmenini geliştirir. Bu okulda göreve başladığımdan beri beni anlayan, derslerime ilgi gösteren ve öğrenmek için çabalayan pek çok öğrenci ile karşılaştım. Sen de bunlardan biri oldun. Azmin, kararlılığın, çaban takdire şayandır. İleride çok güzel şeyler başaracağına olan inancım tamdır. Bir de arkadaşlarınla kurduğun kardeşlik ilişkisinin de farkındayım. Bunu devam ettirmen en büyük temenninimdir. Bana öğretmenliğimi en güzel şekilde yaşattığınız için sana ve arkadaşlarına teşekkür ederim. Sizler benim hatıralarımın en müstesna yerinde daima var olacaksınız. Öğretmenin Ahmet.’
Defteri kapattı. Ahmet öğretmeni ile karşılaştığı ilk günü hatırladı. Dersini en iyi şekilde aktarmak için türlü yöntemler deneyen, her öğrencisine derste söz hakkı vermeye gayret eden, teneffüslerde dahi öğrencileriyle ilgilenen onlarla sohbet eden, zaman zaman kantinde çay ya da başka bir içecek ısmarlayan, öğrencileriyle kitap okuma çalışması yapan dinamik ve sevimli bir öğretmendi. Böyle öğretmenler var mı şimdi, diye kendi kendine sordu.
Tadilatı yapan ustalara yardım ederken yorulmuştu. Yatmadan önce yapması gereken rutinlerini tamamladı. Defter nasılsa artık elindeydi. Merakını saklı tutarak daha sonra devam etmek düşüncesiyle bir kenara bıraktı. Uyumalıydı. Yarın tadilatı bitirmeyi ustalar kadar o da istiyordu. Erken kalkacaktı. Arkadaşlarını, öğretmenlerini ve o günlerde yazdıklarını düşünerek uykuya daldı.
EYYUP YÜKSEL
İSLAMİ HABER ‘Mİ’RAT’ – Y OUTUBE-