
“Hakikati gizleyenler, yalnızca kelimeleri değil, vicdanları da öldürür.”
Gazze‘de gerçekten ateşkes mi var?
Eğer bir ateşkes, her gün bombaların yağdığı, çocukların enkaz altından çıkarıldığı, hastanelerin vurulduğu, yardım konvoylarının engellendiği ve insanların evlerinde uykularında öldürüldüğü bir tabloya rağmen hâlâ “ateşkes” olarak adlandırılabiliyorsa, o halde kelimelerin anlamını yeniden konuşmamız gerekiyor.
Çünkü ortada yalnızca uluslararası hukukun değil, dilin de sistematik biçimde tahrif edildiği bir süreç yaşanıyor.
İsrail‘in Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana yaklaşık 4 bin 91 kez ateşkesi ihlal ettiği, bu saldırılarda bin 254 Filistinlinin hayatını kaybettiği ifade ediliyor.
Normal şartlarda uluslararası medyanın günlerce manşetlerinden düşmeyecek bu rakamlar, Batı medyasında neredeyse sıradan bir istatistik hâline getiriliyor. Daha da vahimi, bu saldırılar çoğu zaman “ateşkes ihlali” olarak bile adlandırılmıyor.
Ateşkes anlaşmalarının dili son derece nettir.
Taraflar, askeri operasyonları durdurmayı, bombardımanları sona erdirmeyi ve sivilleri hedef almamayı taahhüt eder.
Peki Gazze’de olan nedir?
Bombardıman devam ediyor.
Keskin nişancılar ateş açıyor.
İnsani yardım engelleniyor.
Yerleşim bölgeleri vuruluyor.
Hastaneler hedef alınıyor.
Kadınlar ve çocuklar hayatını kaybediyor.
Bütün bunlara rağmen Batı medyası, “İsrail ateşkesi ihlal etti” demek yerine çok daha farklı ifadeler kullanıyor:
“Ateşkes kırılgan…”
“Ateşkes sınanıyor…”
“Gerilim yeniden yükseliyor…”
“Son ateşkesten bu yana…”
Dikkat edilirse burada fail ortadan kaldırılıyor.
Bombayı atan belli.
Ölen belli.
Ancak cümlede suçlu yok.
İşte modern propagandanın en etkili yöntemlerinden biri tam da budur.
Savaşlarda yalnızca silahlar kullanılmaz.
Kelimeler de kullanılır.
Hatta bazen kelimeler, bombalardan daha güçlüdür.
Çünkü bombalar bedenleri öldürür; manipüle edilen dil ise hakikati öldürür.
Reuters, BBC, CNN ve Associated Press gibi kuruluşlar, İsrail saldırılarında hayatını kaybeden sivilleri haberleştirirken çoğu zaman şu kalıbı tercih ediyor:
“Ateşkesten bu yana İsrail saldırılarında ölen Filistinlilerin sayısı…”
İlk bakışta masum görünen bu ifade aslında büyük bir psikolojik yönlendirme içeriyor.
Çünkü burada okuyucuya şu mesaj veriliyor:
“Evet saldırılar oluyor ama ateşkes hâlâ devam ediyor.”
Oysa ateşkes devam etmiyor.
Defalarca ihlal edilmiş durumda.
Eğer dört binden fazla ihlal, binlerce bomba ve binin üzerinde ölüm ateşkesi bozmuyorsa, o hâlde ateşkesi bozmak için daha ne olması gerekiyor?
Bugün Gazze yalnızca bombalarla kuşatılmış değildir.
Gazze aynı zamanda haber diliyle de kuşatılmıştır.
Dünya kamuoyu artık Gazze‘den gelen ölüm haberlerini ilk aylardaki kadar konuşmuyor.
Bunun en önemli sebeplerinden biri de sürekli tekrar edilen “ateşkes” söylemidir.
Bu söylem, farkında olunmadan şu psikolojik etkiyi oluşturuyor:
“Orada artık savaş bitti.”
“Çatışmalar azaldı.”
“Durum kontrol altında.”
Oysa gerçek bunun tam tersidir.
Bombardıman sürüyor.
Açlık büyüyor.
Yardımlar engelleniyor.
Yerinden edilen milyonlarca insan hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Fakat medya, “ateşkes” kelimesini sürekli tekrar ederek dünyanın dikkatini başka yöne çevirmeyi başarıyor.
Böylece Gazze, küresel gündemin dışına itiliyor.
Uluslararası hukukun en tehlikeli düşmanı bazen suçun kendisi değildir.
Suçun normalleşmesidir.
İsrail’in gerçekleştirdiği her saldırının ardından herhangi bir diplomatik yaptırım uygulanmaması, medya tarafından da açık bir ihlal olarak tanımlanmaması, yeni saldırılar için fiilen bir teşvik oluşturuyor.
Çünkü cezasız kalan her ihlal, bir sonrakini daha kolay hâle getiriyor.
Bugün Gazze‘de öldürülen çocuklar yalnızca bombaların değil, uluslararası sessizliğin de kurbanıdır.
Batılı medya kuruluşları sık sık “tarafsız gazetecilik” yaptıklarını söyler.
Fakat tarafsızlık, gerçeği saklamak değildir.
Bir saldırıya saldırı diyememek tarafsızlık değildir.
Bir ateşkes ihlalini “gerilim” diye tanımlamak gazetecilik değil, gerçeği yumuşatmaktır.
Faili gizleyen dil, masumu da görünmez hâle getirir.
Gazze konusunda yaşanan tam olarak budur.
Gazetecilik, güçlü olanı korumak değil, hakikati ortaya çıkarmaktır.
Hakikat ise rakamlarla ortadadır.
Dört binin üzerinde ihlal…
Binlerce bombardıman…
Bin 254 can…
Ve bunların büyük bölümü kadınlar ile çocuklar…
Bütün bunlara rağmen dünyanın önemli bir kısmı hâlâ “ateşkes devam ediyor” cümlesini duymaya devam ediyor.
Gazze‘de yaşanan trajedi yalnızca askeri değildir.
Bu aynı zamanda bir iletişim savaşıdır.
Silahların yanında haber dili de kullanılmaktadır.
Bir tarafta bombalar şehirleri yıkarken, diğer tarafta kelimeler hakikati enkaz altına gömmektedir.
Bugün İsrail‘in ateşkesi binlerce kez ihlal etmesine rağmen bunun uluslararası medyada gerektiği gibi yer bulmaması, yalnızca gazetecilik meselesi değildir.
Bu, vicdanın hangi coğrafyada sustuğunu gösteren tarihî bir belgedir.
Çünkü bir gün savaşlar sona erecek.
Enkaz kaldırılacak.
Şehirler yeniden kurulacak.
Fakat hakikati bile isteye görmeyenlerin bıraktığı ahlaki enkaz, belki de bombaların açtığı yaralardan çok daha uzun süre insanlığın vicdanında yaşamaya devam edecektir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”