islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,9425
EURO
35,3152
ALTIN
2.456,60
BIST
10.679,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Çarşamba Açık
28°C
Perşembe Açık
28°C
Cuma Az Bulutlu
28°C
Cumartesi Az Bulutlu
28°C

AYASOFYA BİR AŞK EMANETİDİR

AYASOFYA BİR AŞK EMANETİDİR
14 Mayıs 2023 09:00
A+
A-

Kubbeler, sipahilerin miğferi gibiydi. Minareler ise mızraklarıydı sanki. Kubbenin üzerine oturduğu, besleyici kubbelerde ve duvarlarında yer alan onlarca penceresinden içeriye sızan güneş, dışındaki karanlığı içindeki renk cümbüşüyle öylesine derin bir uhreviyete çeviriyordu ki, bunun atmosferinde hırsın erimemesi mümkün değildi. Burada dillenen sükût bir hayal saltanatıydı sanki. İçerisinde sizi kuşatan maneviyatın huzuru ile kirli de girseniz, arınmış olarak çıktığınızı hissedersiniz.

Ayasofya, güzellik makyajını dışında değil içinde kullanmıştı. Hikmetini, inşa edenlerin koruyanların, kullananların ve daha da önemlisi gerçek kimliğine kavuşturanların niyetinden alan bu abide, mahzun duruşunu devam ettirebilir miydi? Elbette ki değil; onun her çağda bir görünen sahibi vardıysa, bir de görünmeyen ezeli sahibi vardı. Çünkü bu bir aşk emanetiydi. Selçuk Beyle Şakir Hoca, Ayasofya’nın ilk cumasında burada buluştular. Namaz sonrasında bir kitabevine oturdular ve bu günün tahlilini yaptılar.

Şakir Hoca, gelen çayları içerken, buradaki havayı sordu:

“Nasıl buldun ortamı?”

“Heyecandan ortama bakamadım ki. Namaza girmeden önce hep şunları düşündüm: Fatih adına asılan kitabesine dokunan eller, çoktan yok olup gittiler. Ancak onun kapısı hep ayakta durdu. Kullanım alanını değiştirseler de mahiyetine güçleri yetmedi. Bir eser, keyfiyetiyle kimliğini dillendirir. Oraya girenler, turistik merakla bakarken, burasını yapan insanların duygularını hiçbir zaman unutmadılar. Burası, Peygamberimiz Efendimizin geldiği 7. Asra kadar Hak üzere olduklarını sanan insanların çabasıyla geldi. Onlar da yanıltılmış, yanlışa sürüklenmiş kitaplarına bağlı kalsalar da, inanmış olma arzusundaydılar. Onlara telkin edilen inanç tarzının yanlışlığını bilseler kendilerine rehberlik eden rahiplerinin peşine düşerler miydi? Nihayet onlar da ‘Ehli Kitaptan’ insanlardı. Bu eseri, böyle bir iman anlayışıyla inşa ve ihya ettiler. Sosyal realitedir, bir gömleğin düğmelerini ters iliklerseniz elbiseyi düzgün giyemezsiniz. Hıristiyan dünyası böyle bir tersliğin mahkûmiyeti içindeydi. Bunun içindir ki, Yüce Yaratıcı’nın ruhsatı olmasaydı, burası Mümin ve Müslüman bir toplumun eline geçemezdi. Burası bu yönüyle, kolay kolay Müslümanlaşamazdı!”

“Buraya 86 yıl boyunca girip çıkanların içerisinde, yürek sızısıyla eserin kaderine yanan yakılan binlerce insan vardı. Bunların duaları günü gelecek icabet bulacaktı, değil mi?”

“Evet, nihayet o gün de gelmişti. 24 Ağustos 2020 bir kutlu dua ve bir muhteşem törenle kapısını 1453’ün idealine açtı. Bakın Şakir Beyciğim, Bütün peygamberlerin görevlerini ifa ettikleri dönemde, karşılarında duran, muhalefet eden insanlar vardı. Hiçbir Peygamber, törenlerle karşılanmadı. Hepsi bir kenara, bu cami için müjdeleyici işaretinin izleri bulunan Son Peygamber, taşlanmadı mı, evinde öldürülme teşebbüsüyle yüz yüze gelmedi mi, yurdundan yuvasından sürülmedi mi? Camiyi açan iradeye karşı olanların, tavrının böyle bir benzerlik talihsizliğine sürüklenmesine en güzel cevabı öyle sanıyorum ki, iki Yunanlı Rahip verdi.

Selçuk yanındaki gazeteyi açtı ve Yunanistan’dan iki papazın, kendi milletinin suratına çarptığı gerçeğin metnini okumaya başladı:

‘Yunanistan’da, Rahip Evangelos Papanikolaou çıktı ve namuslu din adamı örneğini sergileyerek kendi insanlarına harika bir Türk tokadı patlattı:

Ayasofya’yı koruyan Türkler olmasaydı Ayasofya düşerdi. Böyle büyük bir yapıyı kim koruyacaktı? Türkler korudu. Türklerin hüküm sürdüğü dönemde insanların dinlerini özgürce yaşayabiliyordu. Girit’te Türkler bir tane bile manastır kapatmadı. Fakat Yunanistan’ın emriyle çok sayıda manastır ve kilisenin kapatıldığını biliyoruz. Bu yüzden insanlar 'Latin serpuşu yerine Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederim, diyordu. Ben de olsam Türk’ü seçerim. Ayasofya’yı Türklerden başka kim koruyabilirdi? Türkler nerede olursa olsun, hep daha iyilerdi. Bizim için utanç verici ama bu gerçek." ifadelerini kullandı. Ve devam etti:

“Şimdi söyleyeyim, 24 saat boyunca Ayasofya’ya ne kadar turist giriyordu? Hepsi çıplak ve vücutları gözüken elbiselerle buraya giriyorlardı. Çünkü burası müzeydi, o turistler umursamaz ve saygısızca burasını kirletiyordu. Şimdi buraya uzun elbiseleriyle ve ayakkabılarını çıkararak girecekler. Bu, saygı göstergesi değil mi? Bugün bunu bir lanet olarak değil, bir düzeltme olarak algılamalıyız.”

Şimdi bir başka Atina Üniversitesi Teoloji Fakültesi Öğretim Görevlisi, eski Yunanistan Yüksek Mahkemesi Avukatı Başpapaz Lambros Fotopulos  bir yazı yayınlayarak Yunanistan hükümetine ağır eleştiriler yönelten ifadelerine bakalım: Papaz yazısında şu ifadeleri kullandı: 

“Bugün Ayasofya’da bir Ortodoks ayini yapılsaydı, bugüne kadar bu kutsal yerden geçmiş ve Allah’ın insanla olan nadir buluşmasını yaşamış olan binlerce Ortodoks’un kemikleri sızlayacaktı. Çünkü ön sırada imansız insanların, kâfir siyasetçilerin, aforoz edilmiş devlet yöneticilerinin, Papa’nın temsilcilerinin, kardinallerin dikildiğini, kameralarda onların yüzlerinin yansıdığını göreceklerdi. Metropolitler ve papazlar gösterişli ayin kıyafetleriyle kendilerinden hoşnut bir vaziyette poz vereceklerdi. Bayan  bakanlar ve milletvekilleri dar pantolonlarıyla ya da havadar giysileriyle bedenlerini teşhir edeceklerdi. Fanatik milliyetçiler putperestlerle birlikte bayraklarını tehditkâr bir şekilde sallayacaklardı. Ateist büyükelçiler, yabancı devletlerin temsilcileri, hep birlikte aynı şovda her zaman olduğu gibi bu duruma devam edeceklerdi.’ Yunan papaz yazısını; ’Ayasofya cami olduktan sonra yapılan ilk dua eşsiz bir nezakete sahipti. Erkekler ve kadınlar ayrı yerlerde, her biri saygıyla, gayretle dua ediyordu’, ifadeleriyle bitirdi. Aklın ve sağduyunun tepkisi işte bu! Hatta bakın, bugün dünyada Ortodoks mezhebine bağlı en büyük kitleyi oluşturan Rusya, burasının ibadete açılmasına karşı, ‘Bu karar Türkiye’nin iç meselesidir’, diyerek olumsuz bir tepki vermedi.”

“Bizde müze olarak kalmasını isteyen talihsiz bir sürü aydın kılıklı insanların da tepkileri vardı. Onlara göre, Fatih’in emanetinin hukuki ve ahlaki hiçbir önemi yoktu. Acınacak hal, bizimkiler bu Rum papazları kadar doğru duruşu gösteremediler.”

Şakir Hoca da, internetten indirdiği bazı mesajları paylaşmak istediğini söyledi: “Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, bizde seküler kesimin hemen tamamına yakını burasının cami olmasına karşı. Bazı sanatçılar, edebiyatçılar da böyle bir görüş sergiliyorlar. Seküler kesimin zaten başından beri karşı olduğu bir projedir Ayasofya’nın ibadete açılması. Bu işi iktidar-muhalefet meselesi olarak gören siyasi kesimin de özellikle muhalefet kısmı rahatsızlığını açık açık belli ediyor. “Sadece Ayasofya mı, Sultanahmet Camii de müzeye dönüştürülmelidir”, diyen milletvekiline partisinin küçük bir uyarısı olmadı.”

“Dahası var bu camiyi kendi şehrinde bulunduran İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı, Yunan medyasına, ‘Ayasofya’nın ibadete açılması gibi bir ihtiyacın bulunduğuna inanmıyorum’ demiş ve açılıştaki cuma namazına da gitmeyeceğini söylemiş.”

“Maalesef, biz, bunlarla boğuşarak yaşamaya mecburuz.”

“Şükür hak geldi, batıl zayi oldu!”

 

MUHSİN İLYAS SUBAŞI

___________________

Bu Metin, Yazar’ın Mihrabat Yayınlarında çıkan AYASOFYA TEBESSÜMÜ isimli eserinden alınmıştır.

ETİKETLER: ÜSTMANŞET
Yorumlar
  1. Ahmed YAHYA dedi ki:

    Hocam Nur ol,var ol.Teşekkürler ve dualar

    1. Muhsin İlyas Subaşı dedi ki:

      Duanız için teşekkür ederim Ahmet Bey Kardeşim.

  2. Şaban DOĞAN dedi ki:

    Hocam Allah razı olsun! Ayasofya bizim bağımsızlığımızın sembolü, Fatih’in emanetidir. Bir Müslüman olarak emanete sahip çıkmakta bizim birinci görevimizdir.

    1. Muhsin İlyas Subaşı dedi ki:

      Şaban Beyciğim, Ayasofya varoluş felsefemizin taçlanmış mekanıdır. Bu mabet asliyetine dönüştüğü için bu romanı gözyaşları içinde yazmıştım ben. İlginize teşekkür ederim.