Batı Dünyası Ve Mutluluk

Körü körüne batılılaşmak arzusu, namı diğer batıyı taklit etme hastalığı, toplumumuzun maneviyatını içten içe kemiren kansere dönüşmüş durumda.

Peygamberimiz (sav)’in “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır” hadisi şerifi çoktan unutulmuş ve ya unutturulmuş… Sanki gözlere perdeler inmiş kulaklara ise pamuklar tıkanmış. Gerçekleri duymamak ve görmemek adına, ne gerekiyorsa yapılır duruma gelinmiş. Oysa hayran olunan batı da, çekirdek aile dağılmış ve ensest ilişkilerin önüne geçilemiyor. Batı Avrupa da her doğan üç çocuktan ikisinin babası bilinmiyor. Yaşlıların %60’ı huzur evlerinde yaşamak zorunda kalıyor. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri olan Japonya ve Norveç de intihar olayları önlenemez bir hale gelmiş.  Dünyanın en çok anti-depresan kullanan ülkesi; son verilere göre Türkiye başrollere geçmediyse, şu an için Fransa.

          Kapital sistem, insanları mutlu edemediğinin farkında, ancak bu farkındalık pekte umurunda değil. Zira bu sistemde zenginin daha zengin, fakirin ise daha fakir olduğunu, dünyayı yöneten birkaç Siyonist aile de çok iyi biliyor. Ancak yapılan planlar ve programlar, başta Müslümanları daha sonra da insanlığı sömürmek için hayata geçirildiğinden, onlar için bunun pekte bir önemi yok. Nasıl olsa yapılan bu planlar içinde, NLP (neuro linguistic programming)  denilen kişisel gelişim tuzağı kurulmuş durumda. “Derin bir nefes alın ve evrene olumlu mesajlar gönderin. Hayat size istediğinizi verecek” yalanlarından ibaret olan NLP ile insanların duyguları ve umutları da sömürülmeye devam ediliyor. Oysa Müslüman kendine Kuran’ı rehber, peygamberimiz (sav)’i de “Rol model” olarak alırsa, mutlu olabilmek içim kişisel gelişim programlarına ihtiyaç duymayacaktır. Müslüman’ın kendisini geliştirebilmesi için, Kuran ve sünnette yeteri kadar prensipler ve ilkeler vardır. Yeter ki Müslümanlar, vahiy kaynaklı bu ilkeleri kendilerine düstur edinebilsinler.  (kişisel gelişim konusunu, başka bir yazımızda etraflıca inceleyeceğiz inşallah) 

          Max Weber, kapitalizmi tarif ederken “Protestanlık ahlakı” olarak tanımlıyor. Sadece Kapitalizm değil, insan düşüncesinin ürettiği bütün sistemler, insanın mutluluğunun önünde en büyük engel olarak duruyor. Dünya üzerine hâkim olan pozitivist düşünce, insanın başına bela olmuş durumda. Hâlbuki son gelen ve hak din olan İslam, getirmiş olduğu ilkeler bazında düşünülünce, insanların mutluluğunun önündeki engelleri kaldırmış ve insanlara dipdiri ve tertemiz bir hayat sunmuştur.  

         Pozitivist düşünce, ikiz kardeş gibi olan vahiy ile aklı birbirinden ayırmış, aklı ön plana çıkardığını iddia ederek, insanlara sahte mutlulukların kapısını açmıştır. Bu açılan kapıların arkasında, insanların yaşadıkları mutluluk değil, simülasyondan başka bir şey değildir.

         Günümüz Müslüman’ı, bütün bunların üstesinden gelmek ve mutluluğun frekansını yakalamak istiyorsa, kendi özüne dönmek durumundadır. Kuran ve sünnet ikliminde bir hayatı kendine mihmandar edinerek, Allah’ın insanı yaratırken kendi ruhundan insanın ruhuna üflediği “Sevgi meziyetini” hayatına hâkim kılmakla mükelleftir. İnsanlığı maddi ve manevi manada sömüren kapital sistemi yerle yeksan edecek olan; Sevgi dolu bir dünyayı kurabilmek adına, vahyin ışığında aklımızı kullanarak harekete geçmek, günümüz Müslüman’ının birinci vazifesidir.

         Mutluluk, gönül ile aklın bir hareket edebilmesine bağlıdır.  Eğer ruhumuzu Allah’ın emretmiş olduğu ibadetler ile beslemeyi başarabilir, hızlı gelişen hayat şartlarına da vahyin ışığında aklımızı kullanarak çözümler üretebilirsek, mutluluğun frekansını yakalayabiliriz diye düşünüyorum.

        Mutluluğu yakalamak istiyorsanız, lütfen; gönlünüzün ve aklınızın alıcılarını, Kuran ve sünnet frekansına ayarlayınız. 

Yirmi birinci asırda sır olduysa mutluluğu bulmak ve yaşamak,

Sırların sırrına ermektir, Kuran ve sünnet ışığında yaşamak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir