
Gazze’de 2023 yılından bu yana devam eden saldırılara ilişkin ortaya çıkan askeri veriler, İsrail ordusunda görev yapan yabancı uyruklu askerlerin sayısına dair çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi. Analizler, İsrail’de yaşayan ve çifte vatandaşlığa sahip binlerce kişinin Gazze’ye yönelik operasyonlarda aktif rol aldığını ortaya koyuyor.
İlk kez yayımlanan veriler, yalnızca İsrail vatandaşlarının değil, farklı ülke pasaportuna sahip askerlerin de sahada görev yaptığını gösterdi.
Hatzlacha adlı sivil toplum kuruluşunun Bilgi Edinme Özgürlüğü kapsamında yaptığı başvuru sonucu Declassified tarafından elde edilen rakamlara göre, görevde bulunan 50 bin 632 askerin en az bir ek vatandaşlığa sahip olduğu belirlendi.
Bu askerler arasında Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Birleşik Krallık, Rusya, Almanya, Ukrayna ve Kanada vatandaşlığı taşıyanların büyük çoğunluğu oluşturduğu ifade edildi.

Verilere göre 12 bin 135 askerin ABD vatandaşı olduğu tespit edildi. Amerikalılar böylece İsrail ordusunda görev yapan yabancı uyruklular arasında en büyük grubu oluşturdu.
6 bin 100’den fazla askerin Fransız vatandaşı olduğu belirlenirken, 5 binden fazla askerin Rusya pasaportu taşıdığı ortaya çıktı. En az 2 bin 69 askerin ise Birleşik Krallık vatandaşı olduğu kaydedildi.
Rapor, Almanya, Ukrayna, Romanya, Polonya, Kanada ve bazı Latin Amerika ülkelerinden de binlerce kişinin İsrail ordusunda yer aldığını ortaya koydu.
Arap ülkelerinden vatandaşlığa sahip askerlerin sayısının ise daha sınırlı olduğu; Yemen, Tunus, Lübnan, Suriye ve Cezayir bağlantılı personelin daha düşük sayıda bulunduğu belirtildi.
Veriler, 4 bin 440 askerin İsrail vatandaşlığına ek olarak iki yabancı vatandaşlığa sahip olduğunu, 162 askerin ise üç veya daha fazla yabancı pasaport taşıdığını gösterdi.
Bu durum, uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmaları beraberinde getirirken bazı ülkelerde çifte vatandaşlığa sahip yedek askerleri de kapsayabilecek soruşturmaların başlatıldığı bildirildi.
Belçika ve Birleşik Krallık’taki insan hakları kuruluşlarının, Avrupa vatandaşlığı taşıyan yüzlerce kişi hakkında ulusal ve uluslararası hukuk mercilerine başvuruda bulunduğu aktarıldı.
Hukuk uzmanları, yabancı uyrukluların başka bir ülkenin ordusunda görev almasının bazı ülkelerin iç mevzuatına göre suç teşkil edebileceğine ve özellikle İngiliz vatandaşlarının bu kapsamda hukuki risk altında olabileceğine dikkat çekiyor.
HABER YORUM
Haber ve yukarıdaki tablo, Batı’nın batık hâlini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Dillerinden düşürmedikleri “insan hakları”, “hukukun üstünlüğü” ve “yaşam hakkı” söylemleri, menfaat söz konusu olduğunda bir anda buharlaşıyor. Gazze’de çocuklar enkaz altında can verirken, Batılı pasaportlar İsrail üniformaları içinde bu yıkımın bir parçası hâline geliyor.
Ortaya çıkan veriler artık yoruma bile ihtiyaç bırakmıyor:
Batı, bu soykırımın sadece seyircisi değil; doğrudan ortağıdır. Binlerce çifte vatandaş, kendi ülkelerinde barış nutukları atan devletlerin göz yummasıyla Gazze’de ölüm makinesinin dişlisi hâline gelmiştir. Ne ABD, ne Fransa, ne Birleşik Krallık… Hiçbiri kendi vatandaşlarının bu savaş suçlarındaki rolüyle yüzleşmemektedir. Çünkü çıkar varsa, vicdan askıya alınır.
Ama acı olan bir gerçek daha var ki, bunu söylemeden geçmek samimiyetsizlik olur.
Hoş… Aynı suskunluk bizde de mevcut.
Yukarıdaki tabloda Türkiye yok. Bu bir temizlik göstergesi mi, yoksa derin bir sessizlik mi? Çifte İsrail vatandaşlığı taşıyıp Türkiye’den giderek bu zulüm ordusuna katılanlara dair ne net bir sayı açıklanıyor ne de caydırıcı bir yaptırım uygulanıyor. Batı’yı eleştirirken, kendi içimizdeki bu karanlık boşluğu görmezden gelmek, hakikati eksik söylemektir.
Kur’an bu ikiyüzlülüğe karşı asırlardır uyarıyor:
“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisâ, 135)
Adalet; sadece düşmana karşı değil, kendimize karşı da adil olabilmektir.
Gazze’de yaşananlar bize bir şeyi haykırıyor:
Zulüm, pasaportla aklanmıyor.
Katliam, üniformayla meşrulaşmıyor.
Ve sessizlik, masumiyet değildir.
“Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur.” (Hûd, 113)
Bugün Gazze yanarken susanlar, yarın o ateşin kendilerine dokunmayacağını sanmasın. Çünkü tarih de, ilahi adalet de şunu defalarca gösterdi:
Zulme ortak olan, zulmün bir gün muhatabı olur.
Ve belki de en ağır hüküm şudur:
“Onlar kalpleri olduğu hâlde anlamazlar…” (A‘râf, 179)
Gazze’de ölen sadece insanlar değil;
Batı’nın iddia ettiği değerler,
İnsanlığın ortak vicdanı
ve susan herkesin kalbi de her gün biraz daha ölüyor.
İSLAMİ HABER “MİRAT”