
Kurban Bayramı, paylaşmanın, kardeşliğin ve Allah’a yakınlaşma bilincinin zirveye ulaştığı mübarek günlerdir. Kurban ibadetiyle birlikte sofralarımız bereketlenir, et tüketimi artar ve aile ziyaretleriyle birlikte ikramlar çoğalır. Ancak bayramın manevi iklimi içinde bazen gözden kaçırdığımız bir husus vardır: Sağlığımız da Allah’ın bize emanetidir.
İslam, insanın bedenini hor kullanmasını değil, onu korumasını emreder. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav):
“Kuvvetli mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir.”
buyurarak beden sağlığının önemine dikkat çekmiştir.
Bu nedenle bayram sonrasında vücudumuzu dinlemek, aşırılıklardan uzaklaşmak ve yeniden dengeye dönmek hem sağlık hem de kulluk sorumluluğumuzun bir parçasıdır.

Kırmızı et değerli bir nimettir. Ancak nimet karşısında ölçüyü kaybetmek, faydayı zarara dönüştürebilir.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf 7/31)
Bayram boyunca aşırı et tüketimi;
neden olabilmektedir.
Burada mesele eti terk etmek değil, nimeti ölçülü kullanabilmektir.
Bayram sonrasında birkaç gün sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, yoğurt ve kefir gibi bağırsak dostu gıdalara yönelmek sindirim sisteminin toparlanmasına yardımcı olur.
Aslında İslam’ın tavsiye ettiği dengeli hayat anlayışı da bunu desteklemektedir. Sofralarımızın sadece etten değil, sebzeden, meyveden, tahıldan ve sudan oluşması bedenin ihtiyaç duyduğu dengeyi sağlar.
İnsan bedeni Allah’ın insana verdiği en büyük nimetlerden biridir. Kalbimiz, böbreklerimiz, karaciğerimiz ve diğer organlarımız bize ait bir mülk değil, emanet olarak verilmiş nimetlerdir.
Bu nedenle:
sadece tıbbi bir tercih değil, aynı zamanda emanet bilincinin bir gereğidir.
Kur’an-ı Kerim’de:
“Biz her canlı şeyi sudan yarattık.” (Enbiyâ 21/30)
buyurulmaktadır.
Su, yalnızca susuzluğu gideren bir içecek değil, hayatın temelidir. Bayram sonrası dönemde yeterli su tüketmek sindirim sistemini rahatlatır, böbrekleri korur ve metabolizmanın sağlıklı çalışmasını sağlar.
Modern tıp ile Kur’an’ın işaret ettiği hakikat burada bir kez daha buluşmaktadır.
Peygamber Efendimizin hayatına baktığımızda hareketli bir yaşam tarzı görürüz. Yürüyüş, seyahat, çalışma ve fiziksel faaliyet günlük hayatın doğal bir parçasıdır.
Bugün ise uzun süre oturmak, hareketsizlik ve düzensiz yaşam birçok hastalığın temel sebepleri arasında gösterilmektedir.
Bayram sonrasında yapılacak günlük yürüyüşler:
Tansiyon, diyabet ve kalp hastalığı bulunan kişiler için ölçülü beslenmek daha da önemlidir.
Müslüman, kendisine zarar verecek davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Nitekim İslam hukukunun temel prensiplerinden biri:
“Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur.”
kaidesidir.
Bu nedenle kişinin kendi bedenine zarar verecek ölçüsüzlüklerden uzak durması dinî açıdan da önem taşımaktadır.
Kurban Bayramı bizlere paylaşmayı, şükretmeyi ve Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmeyi öğretir. Bu nimetlerin başında ise sağlık gelir.
Bayramın ardından sofralarımızda da hayatımızda da dengeyi yeniden kurabilmek gerekir. Çünkü mümin, nimetten kaçan değil; nimeti israfa düşmeden, ölçüyü koruyarak kullanan insandır.
Sağlıklı bir bedenle ibadet etmek, çalışmak, üretmek ve insanlığa faydalı olmak da Allah’a karşı kulluğumuzun önemli bir parçasıdır. Bu sebeple bayram sonrasında atacağımız her sağlıklı adım, sadece bedenimize değil, emanet bilincimize de yapılmış bir yatırım olacaktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”