islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
33,0413
EURO
35,9402
ALTIN
2.546,09
BIST
11.156,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
35°C
İstanbul
35°C
Açık
Pazartesi Az Bulutlu
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
31°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

“BİLİM AHLAKI” MI BİLİM İNSANININ AHLAKI MI?

“BİLİM AHLAKI” MI BİLİM İNSANININ AHLAKI MI?
11 Mayıs 2024 09:00
A+
A-

Her çağın kendine özgü, dinî, ahlakî, ilmî,  siyasî, iktisadî  ve sosyal  sorunları olmuştur  ve olmaya da devam etmektedir. Ancak   bunlar arasında ahlakî sorunların geçmişte günümüzdeki kadar dikkat çekici bir  konuma  gelip gelmediği bilinmese de, günümüzde ciddi bir sorun haline geldiği bilinmektedir.  Özellikle insanların  göründüğü gibi olmama ve olduğu gibi görünmeme; birbirlerini aldatma, kandırma, kibir, haset,  doyumsuzluk, bencillik, empati yoksunluğu ve vicdanların karaması  gibi  davranışların, en fazla  şikayet edilen ahlakî konular veya sorunlar arasında yer aldığı görülmektedir.

Ahlak, kısaca iyi-kötü, doğru- yanlış olarak adlandırılan değerleri, kural ve ilkeleri ifade eder. Diğer bir ifade ile ahlakın, farklı bakış açılarına göre  dinî,  seküler, geleneksel, metafizik,  rasyonel, pozitif , deterministik, fizyolojik, sosyolojik, psikolojik, iş ve çevre  ahlakı gibi tanımlarla ele alınıp sınıflandırıldığı, incelendiği, bunu inceleyen bilim dalına da  ahlak felsefesi denildiği bilinmektedir. Ancak bu sınıflandırmalardan bazılarının bir başlık altında toplanarak  “bilim ahlakı” tanımıyla ifade edildiği de görülmektedir.  Nitekim bu kavramı  ilk defa 1982 yılında ikinci baskısı yapılan  Albert Bayet’ in  “Bilim Ahlakı”  kitabıyla tanımıştım. Bayet, bu kitabında bilim ve ahlak ilişkisini ele alıyor ve “bilim ahlaka aykırı mıdır, bilim ahlak dışı mıdır ?” sorularına cevap  arıyor ve konuya iki  farklı bakış açısıyla yaklaşıyordu:

Birinci bakış açısına göre, “Bilim ahlaka aykırıydı.” Bunu da  şöyle açıklıyordu:  “1914 ile 1918  yılları arasında on beş milyon insan savaşta can verdi. Bu ölüm işi için kim silahlandırdı ulusları?  Bilim. Bilimin yardımıyla, trenler, otomobiller göz açıp kapayıncaya  dek, küme küme insanı ölüm alanlarına atıyordu hep, daha iyi araçlarla kuşanan fabrikaların, topların, tüfeklerin sayısı onun yardımıyla artıyordu. Onun yardımıyla  ölüm saçan yaylım ateşleri düzenleniyor, uçaklar orduların, kentlerin üstünde  uçup durabiliyordu: İnsan ölüleri, yaralılar, kesip biçmeler karşısında  duygusuz kalan bilim, dünyanın  gözüne yaman bir insan öldürme aracı gibi görünüyordu.”[1]

İkinci bakış açısında göre ise “Bilim ahlaka aykırı değildi”. Bunu da şöyle gerekçelendiriyordu: “ Bilimin işi görmek ve  anlamaktır, ahlakınsa yönetmektir. Ahlakçı olması gerekeni, bilgin de olanı arar. İyi güzel ama, bu iki işi birbirinden böylesine aykırı ise, nasıl yolunu bulup onları dürüstçe birleştirmeye kalkışabilir insan? Ne astronomi bilgini yıldızda iyiyi kötüyü arar, ne de fizikçi atoma doğru yolu göstermeye çalışır: Öyleyse toplumbilimci, insanda ne iyiyi kötüyü araştırmaya yetkilidir, ne de ona doğru yolu göstermeye. Gerçeğin incelenmesinden başka bir şey olmayan bilim, ülkü bulmaya kalkacak olursa eğer, rolünü bırakır ve artık bilim olmaktan çıkar. Bilmekte usta, iyiyi kötüyü göstermekte güçsüz olan bilim, özü gereği ahlak dışıdır. Ondan  bir takım “yaşama kuralları” istemek, onu küçümsemek, ona ihanet etmek olur. İleri sürülen karşı düşünce bu, işte. Yabana atılacak gibi de değil doğrusu. Bunu hafiften almak  niyetinde değilim. Tam tersine bu karşı düşüncenin  gücünü göstermek istiyorum. Çünkü bana kalırsa, bunca seçkin kafalar bunun gücünü  küçümsedikleri içindir ki, ahlakla bilimin ilişkisini yanlış anlamış ve bugün kurtulmamız gereken çıkmaza  sokmuşlar bizi. Yukarıda söylediklerimizi  tekrarlamak, düpedüz bilgiçlik olur. Evet bilim gerçeği görür, kurallar koymaz. Olanı söyler, olması gerekeni değil. Bilgin ister fizkçi, psikolog, ister toplumbilimci olsun bir gerçeği araştırırken gördüğünü-açık ya da kapalı olarak- yargılamaz, ondan bir buyruk  çıkarmaz, işe yarar bir öğüt  de vermeye kalkmaz.”[2]

Kitabın arka kapağında yer alan tanıtım yazısında  ise şöyle  denilmekteydi:

“Bilim bir yandan kafalarımızı aydınlatırken, öte yandan ürettiği teknikle yüreklerimizi karanlıklar içinde bırakıyor. Fabrikalarda  gürül gürül çalışan makineler, gönenç ve mutluluk mu  yaratıyor, yoksa işsizlik ve yoksulluk mu?  Bir düşünelim: Rotatifler, radyo, televizyon, sinema gibi  çağımızın nice güzelim buluşları, dünyaya yalan, aptallık, kin ve ihanet  saçmıyor mu acaba?  Ve atom bombası, Demokles’in kılıcı gibi durmuyor mu tepemizde? Bilimin ahlâk dışılığı ile  ahlakın bilimdışılığını araştıran bu kitap, yaman bir uyarıdır. Bilimin  ahlaksızca kullanılmasına  karşı, bilim adına bir uyarı.”

“Bilimin ahlaksızca kullanılması” sadece Bayet’ in gündeme taşıdığı bir konu olmadı. Pek çok düşünür ve insan da  bilimin kötüye kullanılışını  gündeme taşıdı, konuştu ve yazdı. Mesela   Aleksandr Soljenistsin’, “Gulak Takımadaları” nda 2. Dünya savaşında yaşananları   gözler önüne serdi. Almanya’da bir lise  müdürü de  öğretmenlere  gönderdiği  mektupta  şunları yazmıştı:

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur. Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”[3]

Müdürün  bu yazısını okurken “Einstein Hiroşima ve Nagazaki’ye  atılan atom bombasından sonara  acaba  ne dedi? “ diye  bir  soru  aklıma geldi ve internet sitelerine  bu amaçla bir göz attım ve  Einstein’ in  “Bilseydim, bilim adamı değil çilingir olurdum!”  dediğini öğrendim. Bir de  Einstein’ in “Out Of My Later Years” başlıklı kitabında “Almanların atom bombası yapmayı başaramayacaklarını bilseydim, parmağımı bile oynatmazdım” diyerek pişmanlık duyduğunu ifade eden bir sözüne rastladım,   sonra da şunları düşündüm:

Demek ki bir şeyi çok iyi bilen insan,  her şeyi  aynı ölçüde  çok iyi bilemiyor. Buna günümüzde “meslek körlüğü” de deniliyor. Dün birinci ve ikinci dünya savaşlarında, Afrika’da  ve Ortadoğu’ da milyonlarca insanı öldürenler arasında bilim insanları vardı. Bugün  de Gazze’de  çocuk, genç ve yaşlı demeden binlerce  insanı katledenler arasında   da bilim insanları var. Bu  düşünceden hareketle ister istemez    “bilim ahlakından  mı, yoksa bilim insanlarının ahlakını mı  söz etmeliyiz?”  sorusunu sorma ihtiyacı hissettim.  Zira bilim, salt bilim olarak  bir ahlaka  sahip  olabilir miydi? Yoksa  ahlak, bilim yapan ve o bilimi kullanan  insana ait bir nitelik değil miydi?  Burada  olguyu  doğru  tanımlamak gerekmiyor muydu?  Çünkü bilim, kendi kendine bilim yapmıyordu, bilimi insan yapıyor ve yine de insan kullanıyordu.   Dolayısıyla bilimi yapan  da ve onu  kullanan  da insan olduğuna göre,  “bilim ahlakı” ndan  değil,  bilim insanının ahlakından söz etmek gerekiyor. Zira ahlaklı olan da ahlaksız olan da insandı, bilim değildi. Neticede bilim de tıpkı ilaç veya silah gibi iyiye de kötüye de kullanılabilen bir araçtı, kullanan da insandı. Bu nedenle bilimin üretilmesi de, kullanılması da  doğrudan veya dolaylı olarak bir şekilde ahlak ile  ilişkiliydi ve bu ilişkiye göre de bilim insanının ahlakından veya ahlaksızlığından söz etmek icap ediyor.

Mesela  günümüzde  akademik hayatta gittikçe  artan  ve  sorun haline geldiği bilinen intihal (bir bilim insanın, kendi üretmediği halde “üretilmiş bilgileri kaynak göstermeden alması ve yayması), bilimin değil, bilim insanının bir sorunuydu. Dolayısıyla tanımlama hatası yapılmamalı,  amaç değerlerle araç değerler  birbirine karıştırılmamalıydı. Çünkü amacın doğruluğu kadar araçların da  doğru olması gerekiyor, yanlış araçla doğru hedefe  varılamıyordu. Nitekim günümüzde bilim insanlarının yaptıkları  çalışmalar incelendiğinde   genel manzaranın hiç de iç açıcı  olmadığı görülüyor. Ziya Toprak’ın “Türkiye’de Akademik Yazı: İntihal ve Özgünlük” isimli makalesinde yer alan şu bilgiler,  sanırım bu konuda bize bir  fikir vermeye  kâfi gelecektir:

“Çalışma kapsamında Eğitim Bilimleri alanında 2007-2015 yılları arasında yazılmış Yüksek Öğretim Kurulu Yayın ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı Ulusal Tez Merkezinde erişime açık yüksek lisans ve doktora tezleri arasında rastgele seçilen 600 adet tez incelenmiştir. Tezlerin dilleri (Türkçe ve İngilizce) ve türleri (yüksek lisans ve doktora) dikkate alınarak 600 adet tez çalışmaya dahil edilmiştir.

Çalışmanın sonuçlarına göre üniversitelerde yapılan lisansüstü tezlerin benzerlik indeksi %28.7. Çalışma kapsamında 470 adet yüksek lisans tezi, ve 130 adet doktora tezi incelenmiştir. İncelenen tezlerin 89’u İngilizce ve 511’i Türkçe yazılmıştır. Yine bu tezlerin 477’si kamu üniversitelerinde, 123’ü vakıf üniversitelerinde yazılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre İngilizce tezlerin benzerlik indeksi %24 iken, Türkçe tezlerde bu oran %29 olmuştur. Diğer taraftan kamu üniversitelerinde benzerlik oranı yaklaşık %28 iken, vakıf üniversitelerinde bu oran %31 civarında olmuştur.”[4]

Bu olguya bakarak bilim insanlarının, “bilim ahlakı” ndan, ve etik değerlere sahip oluşundan söz edilebilir mi? Bilim -ahlak ilişkisine  bir de bu açıdan bakmakta yarar  bulunmaktadır.

Prof. Dr. Celal Kırca

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

[1] Albert Bayet, Bilim Ahlakı, Ter. Vedat Günyol, İstanbul 1982 ( İkinci baskı),s.10.

[2] Bayet, Bilim Ahlakı, s.22-23.

[3] Bir çok internet sitesinde yer alan bir bilgi.

[4] Ziya Toprak, “Türkiye’de Akademik Yazı: İntihal ve Özgünlük”, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Dergisi, C. 34 (2), 2017, s. 5-6.

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Muhammed Bahaeddin Yüksel dedi ki:

    Yüreğinize, kaleminize sağlık hocam.