
Bir Müslüman Hem Laik, Hem de Müslüman, Kalabilir mi?
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.”
(Mâide, 5/3)
İslam ve laiklik arasındaki ilişki, modern çağın en çok tartışılan meselelerinden biri hâline gelmiştir. Özellikle Müslüman toplumların İslami esaslara göre yönetilmeyen devlet yapıları içerisinde yaşamaya başlamasından sonra, “Bir Müslüman hem laik hem de Müslüman olabilir mi?” sorusu sıkça gündeme gelmiştir.
Bu soruya sağlıklı bir cevap verebilmek için öncelikle İslam ve laiklik kavramlarının ne ifade ettiğini doğru bir şekilde ortaya koymak gerekir. Çünkü kavramlar doğru tanımlanmadan yapılan tartışmalar çoğu zaman sağlıklı sonuçlar doğurmaz.
İslam Nedir? İslam, Allah Teâlâ’nın insanlığa vahiy yoluyla gönderdiği son dindir. Sadece belirli ibadetlerden veya ahlaki öğütlerden oluşan bir inanç sistemi değil; insan hayatının tamamını kuşatan ilahi bir nizamdır.
İslam; bireyin Rabbi ile olan ilişkisinden aile hayatına, ticaretten hukuka, sosyal hayattan devlet yönetimine kadar hayatın her alanına dair ilkeler ve hükümler ortaya koyar. Kaynağı ilahidir; belirli bir döneme veya coğrafyaya mahsus değil, bütün zamanlara ve toplumlara hitap eden evrensel bir özelliğe sahiptir. İnsan fıtratına uygun olması da İslam’ın temel özelliklerinden biridir.
Laiklik Nedir? Laiklik genel olarak, devlet yönetiminin dinî otoriteden bağımsız olması ve dinî kurumların devlet işlerine yön vermemesi şeklinde tanımlanmaktadır.
Bir başka tanıma göre ise laiklik, devletin bütün dinlere ve inançsızlık biçimlerine eşit mesafede durması ve hiçbir inancı diğerine üstün tutmamasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda devletin laik olduğu belirtilmekle birlikte, laikliğin ayrıntılı bir tanımına yer verilmemiştir. Bu nedenle laiklik kavramı hukukçular ve siyaset bilimciler tarafından farklı şekillerde yorumlanabilmektedir.
Türkiye’de laiklik uygulamada çoğu zaman dine karşı mesafeli bir yaklaşım şeklinde yorumlanmış ve dinî hayatı sınırlandıran uygulamalara dayanak yapılmıştır. Liklik Türkiyede dinsizliğin kalesi İslamında düşmanı olarak uygulanmıştır.
İslam ve Laiklik Neden Bir Arada Olamaz?
Bu tanımlar ışığında değerlendirildiğinde, İslam ile laikliğin aynı zeminde buluşması mümkün görünmemektedir.
Çünkü laiklik, devlet yönetiminin dinî hükümlerden bağımsız olmasını esas alırken; İslam, hayatın bütün alanlarında Allah’ın hükümlerinin esas alınmasını öngörmektedir.
İslam yalnızca namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerden ibaret değildir. Aynı zamanda miras, ticaret, aile hukuku, ceza hukuku ve toplum düzeniyle ilgili hükümler de içerir. Bu nedenle İslam’ın hüküm alanı sadece bireyin vicdanı veya özel hayatı değildir. Kamusal alan da İslam’ın hükümlerinin kapsamı içerisindedir.
Dolayısıyla İslam’ın hayatın bütün alanlarına dair hükümler içerdiğini kabul eden bir Müslüman açısından, dinin devlet ve hukuk düzeninden tamamen ayrılmasını savunan bir anlayışı benimsemek mümkün değildir.
Burada şu soru akla gelebilir:
“Bir Müslüman, İslami esaslara göre yönetilmeyen bir ülkede yaşarken Müslümanlığını koruyabilir mi?”
Bu sorunun cevabı elbette evettir.
Bir Müslümanın, İslami esaslara göre yönetilmeyen bir toplumda yaşaması onu dinden çıkarmaz. Ancak bu görüşe göre önemli olan, mevcut sistemi İslam ile eşdeğer görmemesi, onu mutlak anlamda hak kabul etmemesi ve İslam’ın üstünlüğüne olan inancını muhafaza etmesidir.
Nitekim günümüzde dünyanın birçok bölgesinde yaşayan Müslümanların durumu da böyledir. Yaşadıkları sistemlerin içinde bulunmak zorunda olsalar da İslam’ın hak ve üstün olduğuna inanmayı sürdürmektedirler.
Ben Hem Laikim Hem de Müslümanım Diyenin Dinen Hükmü Nedir?
Allah katında gerçek ve tek din İslam’dır. Bu açık hakikatin önüne ya da arkasına herhangi bir ekleme yaparak İslam’ı bulandırmaya kimsenin ne hakkı ne de yetkisi vardır. Saf İslam’ın nurunu karartmaya çalışan, görünüşte Müslüman fakat hakikatte İslam düşmanı olan münafıklar bilmelidir ki İslam, Allah’ın tarif ettiği gibidir; ne eksiktir ne de fazladır.
İslam, kendisinden başka tüm ideolojileri, felsefi akımları, ilkel inançları ve İslam’ın dışında kalan kitaplı dinleri batıl kabul eder. Bunları benimsemek ya da İslam ile birlikte hak olarak görmek ise şirk olarak görürü.
Laikliği ve İslam’ı biliyor olmasına rağmen kendisine “Hem laikim hem de Müslümanım” diyorsa; böyle bir kişinin Allah’a ortak koştuğu ve müşrik olduğu değerlendirilir. Allah Teâlâ Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.” (Lokman Suresi, 31/13)
Bu görüşe göre kişi dinden çıkar. Eğer laikliği hak olarak kabul ediyorsa, kendisini İslam’a nispet etmesi onu kurtarmaz. Böyle biri doğrudan kâfir olur ve İslam dairesinin dışına çıkar.
Allah Teâlâ Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmrân Suresi, 3/85)
Türkiye’de Laiklik Uygulaması
Türkiye’deki laiklik uygulamaları incelendiğinde, teoride yapılan tanımlarla pratikte ortaya çıkan sonuçların her zaman örtüşmediği görülmektedir.
Bu görüşü savunanlara göre Türkiye’de laiklik, din ve vicdan özgürlüğünü koruyan bir ilke olmaktan uzaklaşmış; dinî hayatı sınırlandıran ve dini kamusal alandan dışlamaya çalışan uygulamalara dayanak yapılmıştır.
Bu nedenle, Türkiye’de uygulanan laiklik modelinin yalnızca devletin tarafsızlığı olarak değil, aynı zamanda dinin toplumsal etkisini azaltmaya yönelik bir anlayış olarak da değerlendirilmiş ve uygulanmıştır
Kişi Laik Olabilir mi?
Laiklik esas itibarıyla devletlerin ve siyasi sistemlerin niteliğini ifade eden bir kavramdır. İnsanlar ise mutlaka bir inanç, dünya görüşü veya hayat anlayışına sahiptir.
Bir kişi laikliği devlet yönetiminde benimsenmesi gereken bir ilke olarak savunabilir. Ancak laiklik tek başına bir inanç sistemi değildir.
Bununla birlikte, İslam’ın hayatın tüm alanlarını kapsayan hükümler içerdiğini kabul eden bir Müslüman açısından laiklik fikrini benimsemek ciddi bir çelişki doğurmaktadır. Bu nedenle bir Müslümanın gerçek anlamda laik olamaz.
Modernist Yaklaşımlar ve İslam
Günümüzde bazı kişiler, İslam ile laikliğin birbiriyle uyumlu olduğunu ileri sürmektedir. Bu yaklaşımlar genellikle modernist veya reformist yorumculara aittir.
Bu görüşü savunanlara göre, söz konusu yaklaşımlar İslam’ın böyle bir yoruma açık olmasından değil; dini hayattan uzaklaştırıp dünyevileştirme çabasından kaynaklanmaktadır.
Ancak İslam’ın temel kaynakları incelendiğinde, dinin yalnızca bireysel inanç ve ibadet alanına indirgenmesi mümkün değildir. Bu görüşe göre laiklik ile İslam’ı uzlaştırma çabaları, İslam’ın hükümlerini çağdaş ideolojilere uyarlama girişiminden başka bir şey değildir.
Deliller
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.”
(Âl-i İmrân, 3/19)
Bir başka ayette ise:
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.”
(Âl-i İmrân, 3/85)
Hz. Muhammed (sav) de şöyle buyurmuştur:
“İsrailoğullarını peygamberler yönetirdi. Bir peygamber vefat edince yerine başka bir peygamber gelirdi. Benden sonra peygamber yoktur. Ancak halifeler olacaktır ve çok olacaklardır.”
(Buhârî, Müslim)
Bu ayetler, hadisler ve Allah Resûlü’nün Medine’de kurduğu yönetim düzeni birlikte değerlendirildiğinde, bu görüşe göre İslam yalnızca bireysel bir inanç sistemi değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal hayatı da düzenleyen ilahi bir nizamdır.
Bu sebeple Müslümanların hem bireysel hem de toplumsal hayatlarında İslam’ın hükümlerini esas almaları gerektiği; din ile devlet işlerinin birbirinden tamamen ayrılmasını savunan laiklik anlayışının ise İslam’ın bütüncül yapısıyla bağdaşmadığı sonucuna varılmaktadır.
Sonuç
İslam’ın hayatın tüm alanlarını kapsayan ilahi bir sistem olduğunu kabul eden anlayışa göre, laiklik ile İslam arasında temel bir yaklaşım farkı bulunmaktadır. Laiklik, devlet yönetimini dinî hükümlerden bağımsızlaştırmayı hedeflerken; İslam, bireysel ve toplumsal hayatın Allah’ın hükümlerine göre şekillenmesini öngörmektedir.
Bu nedenle bu görüşe göre bir Müslümanın laik olması mümkün değildir. Aynı şekilde Müslüman toplumların da nihai hedefinin, hayatın her alanında İslam’ın rehberliğini esas alan bir düzen kurmak olması gerekmektedir
M.Emin CAN
YAZARIMIZ “M.Emin CAN’IN” DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA ”TIKLAYINIZ”
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Allah zihin ve firasetinizi arttırsın Seydam
Kaleminize sağlık kıymetli hocam.
İslam ve laiklik kelimelerini ayrı ayrı çok güzel açıklamışsınız hocam. Evet anayasamıza göre din ve devlet işlerini birbirine karıştırmamak lazım. Biz toplum olarak hem giyim kuşam da davranışlarda ve konuşmamızda etik olarak davranırsak yolunda gitmeyecek hiçbir sakınca görmüyorum. Benim naciye fikrim her şeyi layığıyla yaparsak hem islama hemde laikliğe yakışırız 😊