islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Açık
18°C
Salı Çok Bulutlu
18°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
13°C

BİR TATLI HUZUR     

BİR TATLI HUZUR     
14/03/2025 09:30
A+
A-

Bankacılık sisteminin bu kadar gelişmediği, insanların neredeyse sadece sözle iş yaptığı dönemlerde yaşanan bir hikayedir bu.     Baba, Doğu’nun bir ilinde bir iş yerinin muhasebe biriminde çalışıyor.  Burası, küçük kasabalara ve köylere toptan ürün satan bir iş yeridir. Babanın görevi, şirketin ürün verdiği iş yerlerinden tahsilat yapmak. Güven esaslı bir ticaret yapılmaktadır buralarda. Ürün verilir, bir süre sonra görevli biri gider tahsilat yapar. Toplanan paralar, iş yerindeki kasaya konur. Bu paralar, sonra yeni ürünleri fabrikadan ya da daha büyük tüccarlardan almak için kullanılırdı.  Zaman zaman da bir karz-ı hasen için ya da diğer giderlerde kullanılırdı. Para, bankadan ziyade elden ele dolaşmakta, ticaretin canlanmasına katkı sunmaktadır bir nevi. Baba, zor bir görev üstlenmiştir. Kendisinin güvenilir olması, hesabı sağlam tutması çok önem arz etmektedir. Yıllardır hiç sıkıntı yaşamadan ve yaşatmadan işini yapmaktadır.

Bir kış günü çevre kasabalara ve köylere gider yine. Esnafı dolaşır, tahsilatlarını çay, kahve içerek ve zamanı geldiğinde esnafın sofrasında yemek yiyerek yapar. Herkesin gönlü hoştur. Yılların getirdiği bir samimiyet oluşmuş sonuçta.

Akşam, Doğu’ya erken gelir kışın. Bir bakarsın hava kararmıştır. Baba, en son esnafla da görüşür, hesabı görür ve ile dönmek üzere yola çıkar. Yolda kar, tipi derken iş yerine gecikir. Topladığı paralarla eve gitmek zorunda kalır. Sabah uğrar, iş yerine teslim ederim düşüncesindedir. Zaman zaman böyle olmuştur. Herhangi bir sıkıntı da yaşanmamıştır bugüne kadar.

Doğu’da adamın yaşadığı bu kente henüz doğalgaz gelmemiş. Kaloriferli bina sayısı da yok denecek kadar azdır. Adam, sobalı bir evde oturmaktadır. Eşi ve üç küçük çocuğu var. Hayatından genel itibariyle memnundur. Ne kendisinin ne eşinin mal mülk hırsı var. Günümüz insanının pek anlam veremediği bir teslimiyet ve şükür makamındadırlar. Sağlıklı oluşlarına ve kimseye muhtaç olmayışlarına şükrederek bir de onlara bunu bahşedene hamd ederek yaşamlarını sürdürürler. Oturdukları ev kendilerine yetmektedir. Bir şikayetleri yoktur genel olarak.

Baba, eve gelir. Babaların eve gelişi muhteşem bir mutluluk seremonisidir bazı evlerde. Bazılarında ise cehennemî bir azap. Kahramanımızın gelişi birincinin ete kemiğe bürünüşüdür âdeta. Çocuklar küçükten büyüğe karşılarlar babalarını. Her biri tek tek öpülür, koklanır; herkesin hâli, hatırı sorulur. En son, eşe bir minnettarlık duygusu ile selam verilir. Baba, bütün bunları her gelişinde büyük bir hazla yapar. Dışarıda ne yaşarsa yaşasın eve ilk girişteki bu huzur iklimini bozmaz. Eşi de aynı duyguyla karşılar babayı. Bu, onların hiç konuşmadıkları ama ilk günden beri uyguladıkları sessiz bir anlaşmadır.

Baba, bu huzur ve mutluluk operasyonunu başarıyla tamamladıktan sonra, çantasını sobanın yandığı odaya bırakır, akşam yemeğini hazırlamak üzere mutfağa geçen eşine bir duş alacağını söyler. Eşi, banyo sobasını daha önce yaktığını ve sıcak suyun hazır, banyonun da sıcak olduğunu ifade eder. Baba, banyoya girer. Anne mutfakta. Çocuklar, sobanın gürül gürül yandığı odada kendilerince oyun oynamaktadır. Birden en küçüklerinin gözü babalarının çantasına takılır. Acaba, babamız bugün bize ne getirmiş, diyerek babalarını odaya bıraktığı çantayı açar. Destelenmiş paraları görür. Çocukta para kavramı henüz oluşmadığından destelere bir anlam veremez. Çantadan bir desteyi alır, sobanın kapağını annesinden gördüğü şekliyle ama zar zor açar, desteyi sobaya atar ve paranın yanışını seyreder. Diğerlerine de gösterir yaptığını. Diğerleri de birer deste alır ve sobaya atar. Eğlenceli bir oyun gibi görürler bunu. Tam yeni bir desteyi sobaya atacaklarken banyodan çıkan baba onları görür. Çantanın ağzı açık ve iş yerinin paralarının sobaya atılmak üzere çocukların ellerinde, bir kısmı da sobada yanmakta olduğunu görür.

Baba, cinnet geçirir. Hızla yatak odasına girer, kasaba ve köylere giderken güvenlik amaçlı yanında bulundurduğu ruhsatlı tabancasını sakladığı dolaptan alır. Odaya geri gider, çığlık atarak çocuklarına birer mermi sıkar. Çocukları yere yığılır. Bu kez tabancayı şakağına dayar. Silah sesini duyan eşi, mutfaktan koşarak gelir, çocuklarını görür. Sonra eşine bakar, eşinin koluna yapışır ve Çekme şu tetiği, diye bağırır. Baba, bilincini yitirmiş bir halde, çekeceğim, der. Birkaç kez tekrarlanır:

-Çekme!                                                                                                                                       -Çekeceğim!                                                                                                                                -Çekme!                                                                                                                                            -Çekeceğim!                                                                                                                                             -Çekme!                                                                                                                                       

-Çekeceğim!…                                                                                                                             

-Çekme şu yorganı üşüyorum.                                                                                               

-Kalk artık canım! Bak, sobayı yaktım. Ezan okundu, namazı kaçıracaksın!                             

Gözlerini açtı. Eşine önce korku ve şaşkınlıkla baktı. Rüyadan uyandığını anlayınca da bu defa gülümseyerek baktı ona. Gördüğü rüyayı anlattı. Hayra yordular rüyayı. Çocuklarının odasına gittiler. Birer birer öptüler onları. Sobanın üstünde ısınan suyla abdest aldılar. Sığındıkları tek ve mutlak gücün karşısında huzura erdiler. Bir tatlı huzur doldu önce kalplerine sonra evin içine.    Samimiyeti yitirdik önce, sonra huzursuzluk kapladı dünyayı.

EYYUP YÜKSEL

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

YAZARIN DİİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Hasan Aslan dedi ki:

    Yüreğine sağlık Hocam