
Bir Toplum Kendini Bozamadıkça!
Yeni bir yıla daha girdik. Zaman gözlerimizin önünde, hayatımızın geri kalanın da alarak akıp gidiyor.
Fahreddin Razi, Asr Suresinin tesirinde, “Zamana and olsun ki” cümlesinin tefsirini nasıl yapacağını çok düşünmüş, aradan epey vakit geçmesine rağmen cümlenin tefsirini yapamamış. Bir gün pazarda dolaşırken buz satan bir pazarcıya denk gelmiş. Adam ahaliye seslenirken, “sermayesi eriyen bu adama merhamet edin” diye avazı çıktığı kadar bağırıyormuş. Müfessir adamın nidasını duyunca, “işte, zamanın ne demek olduğu, bu çağrıdan başka bir ifadeyle anlatılamaz” demiş.
Rad Suresinin 11. ayetine meal veren mealcilerin tamamı ayeti, “bir kavim, kendini değiştirmedikçe…” olarak meal vermiş. Son dönem Osmanlı Ulemasından bir zatın ise ayete verdiği meal çok daha dikkat çekicidir. Alim bu ayete, “Bir toplum kendini bozmadıkça…” diye meal vermiştir.
Esasında mantıklı olan da bu değil midir? İnsan tertemiz olarak dünyaya geliyor ve sonuçta İbn-i Haldun’un dediği gibi yaşadığı toplumun bir ferdi oluyor. Yani temiz olarak gelip, kendisini bozmadan yaşar ve toplumunu da bu yönde uyarmaya ikaz etmeye çabalarsa, toplumda bozulmamış oluyor.
Yok, eğer fertler kendilerini bozarsa, dolayısıyla toplum da bozuluyor. Bugün de aynı döngüyü yaşamıyor muyuz? Eğer, “Bir toplum kendini bozmadıkça…” ayeti ile, Resulullah’ın (as) “Neye layıksanız öyle idare olunursunuz” sözünü birlikte düşündüğümüzde, her şeyin yerli yerine oturduğunu görmekteyiz.
Modernleşme furyası, Müslüman havsalasını, yaşam tarzını, davranış kalıplarını, insan ilişkilerini, içtimai birlikteliğin birleştirici unsurlarını tarumar etti. Avrupalı olmaya ve gavurlara özenmeye çok meyilli olan toplum, temiz fıtratından uzaklaşarak, kendisini bozdu.
Modernleşme sürecinde, Batı dünyasının yükselen mekanik, hissiz, duygusuz, merhametsiz medeniyetine hayran olan aydın entelektüel, ekabir takımı, kendilerini bozdukları gibi, peşlerine takılan toplumu da bozdular.
Toplum siyaseten kendini bozdu, iktisaden kendini bozdu, hukuken bozdu ve en önemlisi de içtimai – toplumsal bağlarda kendisini bozdu. Yaşadığımız anın genel tablosu, söylediklerimizi izah etmemize gerek bırakmıyor. Her şeyini bozan toplum, hiçbir şeyde huzur ve mutluluk bulamıyor.
Yeni bir yıla daha girdik. Sözüm ona yüzde bilmem kaçı Müslüman bir ülkede yaşadığımız söyleniyor. Fakat her yılbaşında olduğu gibi, dünkü kutlamalarda da, bu ülkenin Almanya’dan, İngiltere’den, Amerika’dan vd. gavur memleketlerinden hiç de değişik olmadığı görüldü.
Muhafazakâr entellerimiz, siyasi ricalimiz, aydın entelektüel sınıfımız, amirimiz, memurumuz ve dahi asgari ücretlimiz… Toplumun her sınıfı, gavur icadı olan “Noel yortusunu” canhıraş kutluyorlar. Şimdi birileri, “ne varmış yılbaşı kutlamasında” diyecektir.
Bu sözü edenleri, ettikleri sözleri ile baş başa bırakmak en doğrusudur. Zira bu kutlamalar, ne İslami amellerde, ne Müslümanların Kültüründe, ne de gelenek ve göreneklerimizde, örf ve adetlerimizde var. Bu kutlamalar, gavurlara özentiden başka bir şey değildir.
Tabii bu sözlerin muhatapları, kendisini İslam’a nispet eden ve “Ben Müslümanlardanım” diyenleredir. Yoksa kendisini İslam dışında başka bir dine, izim ve ideolojiye, dünya görüşüne nispet edenlere sözümüz yok. Onlar kendi inançlarının gereği ne ise yapabilirler.