
Ekseni etrafında dönen yeryüzünün merkezi derinliklerinde ateş okyanusları oluşturan Mağma tabakası var. Yeryüzünün, çevresinde akıllara durgunluk veren bir hızla döndüğü ve dünyamızın 1.3 milyon katı büyüklükteki güneş de ateş kaynağı. Gerçek sıcaklık derecesini yalnızca Allah bilir.
Yüce Allah biz insanları ebedilik takdir ederek kendi zatına ibadet etmemiz için yarattı. Bizi insanlık çizgisinde tutacak, adil ve merhametli bir yaşam sürmemizi sağlayacak İbadet görevimizi ve onu nasıl yapacağımızı bildirmeleri için de insanlar arasından elçiler seçti. Hz. Muhammed son ve evrensel elçi, Kur’ân da son ilahi yasalar bütünüdür. Melekler tarafından kayda ve görüntüye alınan bütün iradeli sözlerimiz, davranışlarımız, işlerimiz ve ilişkilerimizden ötürü yargılanacak, Cennet ile mükafatlandırılıp Cehennem ile cezalandırılacağız.
En doğrusunu Allah bilir farklı bir boyutta çekirdek halinde yaratılmış olan Cehennem’in varlığına da delil olan iki büyük ateş kaynağı yani Mağma ve Güneş arasında yaşıyoruz. Rabbimiz bizi, ısı ve ışık kaynağına dönüştürdüğü bu iki kaynaktan yararlandırıyor, zararlarından da koruyor. Cehennem azabından da korunmamızı emrediyor:
“ Allah’a ve koyduğu yasalarına inanmayan kâfirler için hazırlanan Cehennem Ateşi’nden korunun.” (Al-i İmran, 3/131)
” Ey iman edenler! Yakacağı insanlar ve taşlar olan Cehennem Ateşi’nden canlarınızı, eşleriniz ve çocuklarınızı koruyun…” (Tahrim, 66/6)
Yüce Allah yarattığı her bir varlık için varlığına kodladığı görev belirledi. Mağma tabakası yeryüzünün belirli dağlarından değil de her yerinden alevler fışkırtsaydı halimiz nice olurdu. Yeryüzü güneşe veya güneş yeryüzüne daha fazla yaklaşsaydı yanıp kül olmaz mıydık? Rabbimizin lütfuyla iki ateş arasında güvenle yaşıyoruz.
Böyle iken inkârlarımız ve isyanlarımızla kendimizi ilahlaştırarak yeryüzünü cehenneme çeviriyoruz ve Ebediyet Cehennemi’ne atılmak için inkârlarımız ve isyanlarımızla sürekli hareke halindeyiz.
İnsan oğlu yeryüzünü Cehennemleştirerek de kendisini ebedî Cehennem’e hazırlıyor.
Dünyanı her yerinde tabii afetler durmuyor; depremler, kasırgalar, seller ve önlenemeyen ve tekrarlanan yangınlar. Bütün bunlar, doğal hayata yıkıcı müdahale nitelikli olanları dahil günahlarımızdan tövbe etmemiz için ilahi uyarı ve de cezadır. İlahi ceza olarak gelen afetler önlenemiyor, önlenemeyecek de. Çünkü inkârlarımız ve isyanlarımız devam ediyor.
Yangınlarla boğuşuyoruz. Yüreklerimiz elemli. Televizyon kanallarındaki programlara bakıyor, ilim adamlarına, siyasilerimize ve sanatçılarımıza kulak veriyoruz ama hiç bir uyanış belirtisi göremiyoruz.
Yaşadığımız yangınlarımızın arkasında terör var mıdır diye araştırıyoruz. Demek ki terör sebeptir. Peki Yaratanın koyduğu Kur’ânî iman ve yaşam ölçülerini çiğneyerek çağrıştığımız teröristlerden daha bir terörist olabileceğimizi hiç düşündük mü? Bir diğer anlatımla İslam’a aykırılık ve karşıtlıkla doğal ve sosyal dengeleri bozan fesadçılar ve fesat çıkarıcılar olduğumuzu akledebiliyor muyuz?
Aziz Peygamberimiz döneminde Medine’de bir ev yanıp kül oldu. Bunun üzerine Peygamberimiz “Gerçekten bu ateş sizin düşmanınızdır; uyumak istediğinizde onu söndürünüz, “ buyurmuştur. (Buhari İstizan 49) Bir diğer hadislerinde de bizleri şöylece uyarmışlardır.
Günümüzde meskenlerimiz, iş yerlerimiz ve fabrikalarımızda ısıtma ve aydınlatmak için kullandığımız aletleri, elektrikle ve gazla çalışan makinaları denetim altında tutmayı, ormanlarımızı korumayı yani gerekli koruyucu önlemleri almayı peygamberimizin uyarıları arasında değerlendirebiliriz.
Ateş düşmanımızdır, bu düşmanı kullanarak terör yapanlar en acımasız zalimlerdir. Çünkü ateşle cezalandırmak Allah’a özgüdür. Peygamberimiz şöyle buyurur:
“Gerçek şu ki ateşle yalnızca Allah azab eder. Ateşin yaratıcısından başka hiç kimsenin ateşle cezalandırması meşru değildir.” ( Ebu Davud Cihad 112) O
Peygamberimiz bize bir karıncanın duasıyla bölgesel kuraklığın giderildiğini ve bir karınca yuvasının yakılması sebebiyle bir Peygamberin yerilerek uyarıldığını bildirmiş, canlı hayvanlar ve böceklerin yakılmasını da şiddetle yasaklamıştır.
Kasıtla olmasa bile gafletleriyle insanların, canlıların ve doğal bitki örtüsünün yanmasına sebep olanlar da cezalandırılması gereken suçlular ve de günahkârlardır.
Biz insanlar sebep netice ilişikleri içinde yaşıyoruz. Ne var ki doğal veya yapay felaketlerin yalnızca görülür maddi sebeplerine takılıp kalıyor, bize vahiy yoluyla bildirilen ana sebeplerin bir bölümünü görmezden geliyoruz.
Bu büyük yangın şerrini hayra dönüştürebiliriz. Daha büyük cezalara uğramadan Allaha ve onun yasalarına dönelim. Ona yalvaralım. Mesela modern hırsızlık olan yolsuzluğa, zinalara ve kan emici faiz uygulamasına tövbe edelim. Adaleti yaygınlaştırıp herkese uygulayalım. Sosyal adalet atılımları ile fakirleşen insanlarımıza katkı verelim. Ana-baba, akraba ve komşuluk ilişkilerimizi güçlendirelim. Aramızda birlikteliğimizi koruyalım. Can taşıyanlara yardımcı ve merhametli olalım.
Emperyalist zalimlerin oluşturdukları DSÖ gibi kurumlara değil kendi aklımıza ve bilimsel çalışmalarımıza güvenelim. Birkaç uluslar arası şebeke, örneğin milyarlarca sağlıksız aşılar üretir, sorumluluk almaksızın dünyayı kazıklarken aşılarımızı ve benzeri ihtiyaçlarımızı niçin karşılayamadığımızı ve neden üretemediğimizi de sorgulayalım.
Tövbe kapıları açık olduğu için ümitlerimizi yitirmeyelim.
Allah’a ve Onun sonsuz kudretine ve ihsanına imanımız varsa her imkân var demektir:
Ürpererek geleceğimize yön vermek için geçmişi açıklayan şu ayetlere de kulak verelim:
“ Ve zulüm ve haksızlıkta azgınlaştıkları için nice şehirleri yok ettik, öyle ki, şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor; çatıları çökmüş, kuyuları kurumuş, (bir zamanlar göğe doğru) yükselen sarayları şimdi yerle bir olmuş!
Peki, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin? Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil; kör olan, göğüslerdeki kalpler!” (Hac 22/45-6)
Ali Rıza Demircan