
ÇAĞIMIZ MÜSLÜMANLIĞIN BÜYÜK ÇELİŞKİSİ
Bugün Müslümanların dili serttir, öfkesi yüksektir.
Zulme lanet edilir, katliamlar kınanır, adaletsizlik teşhir edilir.
Ama aynı Müslümanlar, hayatlarını sorgulamadan yaşamaya devam eder.
İşte tam burada sormamız gereken rahatsız edici bir soru vardır:
Bu öfke gerçekten hakikatten mi besleniyor, yoksa vicdanı rahatlatan bir refleks mi?
Çünkü ortada büyük bir çelişki duruyor:
Zulme öfkeliyiz ama zulmü üreten dünyaya hala bağlıyız.
Batı’yı eleştiriyoruz ama Batı gibi düşünüyor, Batı gibi yaşıyoruz.
Bu çelişki çözülmeden ne öfkemiz sahici olur ne de davamız kurucu bir güce dönüşür.
Tepkisel Müslümanlık: Öfke Var, Dönüşüm Yok
Günümüz Müslümanlığı büyük oranda tepkisel bir karakter taşır.
Olay olur, öfke yükselir.
Katliam olur, dualar edilir.
Bir süre sonra hayat eski ritmine döner.
Aynı tüketim, aynı konfor, aynı bireysel hedefler, aynı sistemle uyum…
Zulme karşıyız ama konforumuzdan vazgeçmeyiz.
Adalet isteriz ama bedel ödemek istemeyiz.
Oysa iman, sadece doğru duygulara sahip olmak değildir.
İman, hayatı yeniden kurmayı göze almaktır.
Zalime kızmak kolaydır.
Zor olan, zalimi mümkün kılan düzenle bağını koparmaktır.
Zihinsel Teslimiyet: En Derin Esaret
Bugün Batı eleştirisi yaygındır ama yüzeyseldir.
Çünkü eleştirilen Batı’dır; içselleştirilen Batı aklı değil.
Özgürlük tanımımız Batılıdır.
Başarı ölçümüz Batılıdır.
Mutluluk hayalimiz Batılıdır.
Sonra bu ölçülerle Batı’yı yargılamaya kalkarız.
Bu bir çelişki değil midir?
Batı’yı eleştiriyoruz ama:
Hayatı seküler parçalara ayırıyoruz
Dini özel alana hapsediyoruz
“Tarafsızlık” masalına inanıyoruz
Hakikati göreceli görüyoruz
Oysa bu kavramların hiçbiri nötr değildir.
Bunlar Batı’nın dünyayı okuma biçimidir.
Ve bu biçimi sorgulamadan benimseyen bir zihin,
Batı’ya karşı konuşsa bile Batı’ya hizmet eder.
Mazlumu Seviyoruz Ama Hakikatten Korkuyoruz
Mazlumu seviyoruz.
Ama mazlumu özgürleştirecek hakikatten çekiniyoruz.
Çünkü o hakikat:
Hayat tarzımızı değiştirir
Ekonomik tercihlerimizi sorgulatır
Siyasi duruşumuzu netleştirir
Konforumuzu bozar
Bu yüzden mazlumluk üzerinden duygusal bir bağ kuruyoruz ama
hakikatin kurucu çağrısından uzak duruyoruz.
Bugünün Müslümanı çoğu zaman şunu tercih ediyor:
Mazlumdan yana görünmek ama hakikatin tarafı olmamak.
Çünkü hakikatin tarafı olmak,
“makul” görünmeyi feda etmeyi gerektirir.
İslamsız Bir İslam Üretildi
Zihinsel teslimiyetin ve tepkisel dindarlığın birleştiği yerde
“zararsız bir İslam” ortaya çıktı.
Vicdanı var ama iddiası yok
Ahlakı konuşuyor ama düzen kurmuyor
Dua ediyor ama dönüştürmüyor
Bu İslam:
Sistemi rahatsız etmez
Gücü sorgulamaz
Zulmü yönetilebilir kılar
Bu yüzden bu İslam’a izin verilir.
Hatta desteklenir.
Çünkü bu İslam, hakikatin değil, mevcut düzenin sigortasıdır.
Kur’an Merkezli Düşünce: Kaçtığımız Asıl Sorumluluk
Kur’an merkezli düşünmek, sadece ayet okumak değildir.
Kur’an merkezli düşünmek:
Hayatı bütün olarak okumaktır
Ahlak, siyaset, ekonomi ve toplumu ayırmamaktır
Hakikati ölçü almaktır, çağın beklentilerini değil
Ama bu yol:
Yalnızlık getirir
Bedel ister
Çatışma doğurur
Bu yüzden çoğu Müslüman bu yolu değil,
Batı’yı eleştirip Batı’nın sınırlarında kalmayı seçer.
Son Söz:
Zulme öfkeli olmak güzeldir ama yeterli değildir.
Batı’yı eleştirmek gereklidir ama kurtarıcı değildir.
Asıl soru şudur:
Zulme karşı mıyız, yoksa zulme rağmen rahat yaşayabildiğimiz sürece suskun muyuz?
Batı’ya karşı mıyız, yoksa Batı’nın dünyasında kalıp vicdanımızı mı aklıyoruz?
Bu sorulara dürüst cevaplar vermeden:
Öfkemiz sahici olmaz
Sözümüz ağırlık kazanmaz
Davamız inşa edici bir güce dönüşmez
Hakikat hala orada, yerinde duruyor.
Ama ona yaklaşmak, konforu terk etmeyi gerektiriyor.
İşte asıl imtihan tam da burada başlıyor.
Ya hakikati düstur edineceğiz ya da batının gölgesinde kaybolanlardan olacağız.
Allah bizleri İslam’ın ruhu ile diriltsin, sorumluluk üstlenen kullarından eylesin. Amin.
İslam BAŞARAN
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”