
Öğretmenlik yaptığım yıllarda çocukların çantalarını kontrol edip düzenlerken, aslında evleri hakkında da fikir sahibi olurdum.
Bazı çantalar mis gibi kokardı. Temiz çamaşır, sabun, ütü kokusu…
Bazılarında ise sigara ve kızartma kokusu olurdu. Öyle ağır olurdu ki havalansın diye balkona koyardık.
İlginç olan, ailenin zamanla kendi evinin kokusuna alıştığı için bunu fark etmeyişiydi.
Oysa çocuk, farkında olmadan evin kokusunu çantasında taşıyordu.
İnsanın bulunduğu ortamla ilişkisi de biraz böyle.
Bir parfümü bizim sıkmamıza bile gerek yok. Sıkan birine sarılmamız yetiyor.
Bir düşüncenin bize sinmesi için onu özellikle seçmemiz gerekmiyor. Bir davranışın normalleşmesi için onu benimsemeye karar vermemiz gerekmiyor. Uzun süre aynı ortamda bulunmak, fark etmeden üzerimizde iz bırakıyor.
Çocuklarımız için de durum farklı değil.
Onları bir okula, bir kursa, bir arkadaş çevresine gönderiyoruz.
Orada ne öğreneceklerini düşünüyoruz.
Peki, oradan ne alacaklarını düşünüyor muyuz?
Özellikle okulların açıldığı şu günlerde birçok aile çocuklarının okul tercihiyle meşgul. Konuşulanlara baktığımda akademik başarı, yabancı dil, sınav sonuçları, okulun imkânları öne çıkıyor.
Elbette bunlar önemli.
Ama çocuğumuzu yıllarca emanet edeceğimiz bir ortam için başka sorularımız da olmalı:
Çocuğum burada neyi görecek? Neye alışacak? Neyi normal kabul edecek?
Çünkü çocuk okulda sadece ders öğrenmiyor.
Öğretmenini görüyor. Onun hayata bakışına, davranışlarına, giyim kuşamına şahit oluyor. Arkadaşlarını tanıyor. Arkadaşlarının ailelerinden bir şeyler taşıyor. Okulda neyin değerli, neyin sıradan, neyin ayıp, neyin normal kabul edildiğini zamanla öğreniyor.
Çocuk her şeyi olduğu gibi almaz.
Ama bulunduğu ortamdan mutlaka bir iz taşır.
Üstelik okul seçimi biraz da arkadaş çevresi seçimi değil mi?
Çocuğumuz her gün saatlerini kimlerle geçirecek? Kiminle arkadaş olacak, kimin evine gidecek, kimden etkilenecek?
Çünkü arkadaşının yalnızca kendisi yok. Bir ailesi, bir ev ortamı, bir dili, bir hayat anlayışı var.
Bu yüzden okul seçerken yalnızca okulun akademik başarısına değil, çocuğumuzun içine gireceği dünyaya da bakmamız gerekiyor.
Tam burada muhafazakâr aileler olarak kendimize bir soru sormamız gerektiğini düşünüyorum:
İyi okul derken neyi kastediyoruz?
İyi İngilizce öğreten, sınav başarısı yüksek, imkânları geniş bir okul elbette iyi bir okuldur.
Ama bizim için bunun yanında çocuğumuzun inancına, ahlakına ve kimliğine nasıl bir alan açtığı da önemli değil mi?
Bugün akademik olarak güçlü, aynı zamanda dinî hayatı ve ahlak eğitimini önemseyen çok güzel okullarımız var. Çocuğumuzun iyi bir eğitim almasıyla kendi değerleri içinde yetişmesi arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz.
Benim itirazım akademik başarıya değil.
İyi okul tanımımızın yalnızca akademik başarıya indirgenmesine.
Çünkü çocuğumuzun birkaç yıl boyunca hangi dersleri öğreneceği kadar, o yıllar boyunca hangi hayatın içinde yaşayacağı da önemli.
Bazı şeyleri sonradan telafi etmek mümkün olsa da, çocukluk ve gençlik yıllarında neyin normal olduğunu öğrenen bir insanın o ölçüleri değiştirmesi her zaman kolay olmuyor.
Bu yüzden çocuğumuzu bir okula teslim ederken, nasıl bir insan olarak yetişeceğini düşünelim.
Üzerine sinecek tüm kokuların farkında olarak.