islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1930
EURO
50,5631
ALTIN
7.133,73
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

Cinsel Görevden Kaçınmak

Cinsel Görevden Kaçınmak
A+
A-

Cinsel Görevden Kaçınmak

Kıyametin o müthiş sesi kulaklara çarptığında, o gün insan kendi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün herkesin kendine yeter bir derdi vardır.” (Abese 33-37)

Evlilik içi cinsel haramlardan biri de, eşlerin cinsel görevlerini zamanında ve gereğince yapmamasıdır.

Her bir haram, iç huzursuzluğuna sebeptir. Bir diğer haramı davetçidir. İşlenildiği ortamın huzûrunu ve bereketini gidericidir.

Devrimizde pek çok eşdeki rûhsal tedirginliğin, teşhirciliğe varan giyim tarzının, zinâya sürüklenmenin, tatminsiz ve güvensiz yaşantının temel sebeblerinden biri de, cinsel görevleri anında ve gereğince yapmama haramının çokca işlenmesidir.

Özellikle kadınların pek çok işlediği bu haram, üstelik önemsenmemektedir. Önemsenmeyen bazı olumsuz eylemlerin ise günahkâr kılacağı hususu, Kur’ân‐ı Kerîm’de açıklanmaktadır. Yüce Allah şöyle buyurur:

… Siz bir işi önemsiz sanırsınız. Ama o, Allah katında büyük bir günah olabilir.[1]

Kadının Cinsel Görevden Kaçınması

İslâm Dîni’nin sunduğu cinsel haramlardan biri de, kadının hastalık gibi sağlığa ilişkin sıhhî, âdet ve lohusalık hâli gibi dînî bir özrü olmaksızın, kocasının cinsel arzularına karşılık vermemesi; cinsel görevinden kaçınmasıdır.[2]

Cinsel hayat, evlilik hayatının temeli ve yaşatıcı sebebi olduğu için, özellikle kadının cinsel görevini yapmaması, yapsa da sık sık engeller çıkarması açık bir zulüm; kesin bir haramdır. Çünkü evlilik de, gerekleri yapılması gereken bir akiddir ve o, “…Akidlerinizin/sözleşmelerinizin gereğini yapın…” emrinin ihlâli olarak haramdır.3

Bu haramı delillendirip pekiştiren hadîsleri sunmadan önce, kadının özellikle cinsellik bakımından kocası karşısındaki durumunu açıklayan hadîslere yer vermekte fayda görüyoruz.

Sahâbî Huseyn b. Muhsan, anlatıyor. Teyzem bana şöyle dedi:

Bir iş için Allah’ın Resûlü’ne geldim. Bana sordu:

Ey kadıncağız! Kocan var mı?

‐ Evet var dedim. Daha sonra aramızda şu konuşma geçti:

‐ Kocanla aran nasıl?

Âciz kaldığım hizmetleri dışında bütün gücümü kullanarak ona karşı vazifelerimi yerine getirmeye çalışıyorum Yâ Resûlallah!

Kocanla ilişkilerini iyice bir gözden geçir bakalım. Zira o senin Cennet’in ve Cehennem’indir.[2]

Bu hadîsden açıkça anlaşılmaktadır ki aralarındaki mütekabil haklardan ötürü koca, mümin kadının Cennet’e veya Cehennem’e girmesinin ana sebeplerindendir.

Kadının kocasını Cennet’e girme aracı kılabilmesi için yapması gereken görevlerinden biri ve başlıcası, onun cinsel arzularına saygı duymasıdır.

Bu gerçeği Allah’ın Resûlü şöyle açıklıyor:

Size Cennet’lik kadınlarınızı tanıtayım mı?

Onlar, kocalarına zulmettikleri veya onlar tarafından bir haksızlığa uğratıldıkları zaman bile kadınlık bilinciyle kocalarına karşı: Seni hoşnut etmedikçe uyumayacağım diyebilen, eşlerine düşkün, doğurgan kadınlardır.[3]

Bu ve benzeri hadîslerin asıl amacı, hiç şüphesiz kadını cinsel yönden köleleştirmek değil, hak oluşturması sebebiyle kocanın cinsel arzularını karşılamanın önemini vurgulamaktır. Çünkü Bakara 187 ve 228 de işaret edildiği üzere, kadının kocası üzerinde hakları olduğu gibi erkeğin de karısı üzerinde hakları vardır. Hiç şüphesiz haklar karşılıklıdır. Bu karşılıklı haklar sebebiyle karısı da kocasının Cennet’i ve Cehennem’idir. Karı kocanın birbirlerinin âhiret hayatlarını olumlu veya olumsuz yönde etkileyebileceklerine, dolaylı olarak Kur’ân’da da işaret edilmekte ve şöyle buyrulmaktadır:

Kıyametin o müthiş sesi kulaklara çarptığında, o gün insan kendi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. O gün herkesin kendine yeter bir derdi vardır.[4]

Allah’ın Resûlü’nün bir hadîslerine göre zikreden dil ve şükreden kalbin yanısıra faydalanılabilecek üç büyük nimetten biri olan Müslüman kadının, cinsel bakımdan koca karşısındaki durumu budur.

Biz özenle seçip, özellikle sunduğumuz bu hadîslerle Cennet’lik kadın olabilmek için kocanın cinsel arzularını önemsemenin yeter olduğunu ifade etmek istemiyoruz. Yalnızca cinsel bakımdan kocaya önem vermenin gerekliliğini açıklamaya çalışıyoruz.

Allah’a kulluğun gereği olarak ahlâkî değerleri ve kadınsı özellikleriyle kocasını mutlu etmeye çalışması gereken kadının, sebebsiz olarak kocasına kaşı cinsel direnişe geçmesi, onun arzularını basite alıp çiğnemeye kalkışması, onaylamadığı ilişkiyi tecavüz olarak nitelemesi, elbetteki büyük bir suç, azîm bir günahdır.

Şimdi bu suçluluğu‐günahlılığı belgeleyen hadîsleri sunalım.

Kadının cinsel görevden kaçınmasını yasaklayan hadîsler

“… Canımın kudreti altında bulunduğu Allah’a yemin ederim ki kocasının (kocalık) hakkını ödemedikçe kadın Rabbinin hakkını ödemiş olamaz…[5]

(İlişkide bulunmak için) Kişi karısını yatağına çağırdığı zaman, (tıbbî veya dînî bir mazereti olmaksızın) kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeble ona kırgın ve kızgın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadının Allah’ın öfkesine uğramasını dilerler.[6]

Dönünceye kadar sahibinden kaçan esirin, kendisini istemeyenlere imamlık yapan kişinin ve bir de kendisine kırgınlığı ve kızgınlığı devam edip dururken kocasının cinsel arzularına karşı direten kadının… Bu üç zümrenin namazı kulaklarını aşmaz; Allah katına yükselip kabul olunmaz.[7]

Yukarıda sunduğumuz hadîslerden açıkça anlaşılacağı üzere karısının cinselliğinden yararlanmak, kocanın en tabîi hakkıdır. Bu hakkını kullanmasına yardımcı olmak da kadının en doğal görevidir. Dînî ve tıbbî bir mazereti olmaksızın nedensiz olarak bu görevini yerine getirmeyen kadın; hem suçlu, hem de günahkârdır.[8]

Kadınlık görevinden kaçınan kadın suçludur

Suçludur. Çünkü aile hayatının temeli ve nafaka almasının sebeblerinden biri ve evlilik sözleşmesinin gereği olan kadınlık görevlerini yerine getirmeyerek, kocasının hakkına tecavüz etmektedir.

Bu tecâvüz bir suçtur. Tecavüz nitelikli her suç gibi ceza gerektirebilir. Aile mahremiyetini korumak için yargıya gidemeyecek ve gitse de çözüm üretemeyecek olan koca, yetkilendirildiği bu cezayı verebilir ve örneğin kadının nafakasını kısma şeklinde uygulayabilir. Ay hâli ve hastalık gibi dînî ve tıbbî bir engeli yok iken ısrarla kadınlık görevini yapmayan karısını boşayabilir. Değişik sebeplerle boşama yoluna gidemeyecekse, bazı İslâm hukûkçularına göre ‐zinâ yapması durumunda olduğu gibi‐ kadınlık görevini yapmamasından ötürü de terbiye etmek amacıyla yaralamayacak şekilde fiziksel etkiye uğratabilir.

Nisâ sûresinin 34. âyetinin geniş yorumuyla alındığı kabul edilebilecek bu yetki, hiç şüphesiz bir görev olmayıp yalnızca kullanılabilir bir izindir.[9] Ayrıca kadına uyarı niteliğinde önce öğüt verilmesi, sonuç alınamaması halinde ise bir süre ev içinde cinsel yönden yalnızlığa itilmesi gerekir. İslâm hukûkçularının büyük çoğunluğuna göre öğüt veremeyen ve arzularını dizginleyerek, bir süre yalnızlığa itemeyen kocanın dövmeye ilişkin kullanılabilir bir yetkisi de yoktur.

Şüphe uyandırıcı ilişkilere girmesi ve zinâ yapması yanısıra ısrarla kadınlık görevinden kaçınması sebebiyle yüzü, karnı ve üreme organına vurulmaksızın ve morartılmaksızın fiziksel etkiye uğratılmasından ötürü kadın kocası aleyhine dâva da açamaz.[10]   

Kişiye, karısını dövmesinden ötürü soruşturma açılamaz[11] anlamındaki hadîs, bazı İslâm hukûkçularına göre, işlenen zinâ suçu yanısıra kadınlık görevini çiğnemekten kaynaklanan dövmeyi de içine almaktadır.

Onlar aşağıda sunulacak Safvan hadîsinden delil getirmektedirler.

Allah’ın kadın kullarını dövmeyiniz” şeklindeki öğüt ve emir vermiş olmasına, dövücü erkeklerin eş olarak seçilmesine karşı çıkmasına[12], kadınlarını dövenlerin erdemli insanlar olamayacaklarını duyurmasına[13] ve hayatı boyunca hiçbir sebeble, hiçbir eşini dövmemiş bulunmasına rağmen Allah’ın Resûlü, cinsel nitelikli haklı gerekçelerle eşini döven sahâbî Safvan’ı onaylamamakla birlikte, kınamamıştır.

Ebu Saîd (r.a) anlatıyor.

Bizler yanında bulunuyorken Allah’ın Resûlü’ne bir kadın geldi ve şöylece şikâyette bulundu:

‐ Yâ Resûlallah! Kocam Safvan b. Muattel namaz kıldığım zaman beni dövüyor. Oruç tuttuğum zaman orucumu bozduruyor…

Allah’ın Resûlü huzûrunda bulunan Safvan’a karısının şikâyetlerine ne diyeceğini sordu. Safvan da şöylece konuştu:

Karımın namaz kıldığım zaman beni dövüyor demesi doğrudur. Ancak bir namazda iki sûre okuyor, ben de onun böyle iki uzun sûre okumasını men ettim; ama söz geçiremedim.

Allah’ın Resûlü, Safvan’ın bu açıklaması üzerine şöyle buyurdu:

Evet bir sûre de olsa namaz kılan kişi için kâfi gelirdi.

Safvan cevablandırmaya devam ederek şöyle dedi:

‐ “Oruç tuttuğum zaman orucumu bozduruyor şeklindeki şikâyeti de gerçektir.

Yâ Resûlallah! Karım nâfile oruçlara devam edip gidiyor. Ben ise genç bir adamım, (üstelik gece çalışıyorum, ) sabredemiyorum. Safvan’ın bu sözleri üzerine Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu:

Ramazan orucu dışında kadın ancak kocası ile anlaşarak oruç tutabilir.[14]

Kadınların her türlü şikâyetlerini Peygamberimize iletebildiklerini gösteren bu hadîs, kadınlık görevinden kaçınılması sebebiyle dövmeyi kınanamamakla birlikte açık bir onay da vermemektedir. Ancak hadîsimiz eşinin arzulu bekleşiyini bildiği halde namazını uzatıp duran ve kocası gece çalıştığı için gündüz arzulanacağı bilincinde olduğu halde oruca kalkan kadının mazur görülemeyeceğini göstermektedir. Ayrıca bu hadîs, namaz ve oruç gibi ibâdetlerin, eşe ve işverene karşı görevlerin yapılmasına mani olmaması gereğine de işaret buyurmaktadır.

Kadınlık görevinden kaçınan kadın günahkârdır

Kocası arzuladığı zaman kadınlık görevlerini yerine getirmeyen kadın suçlu olduğu gibi, günahkârdır da. Çünkü o, kocaya dînin ve ortak aklın onay verdiği arzularında itâati emreden Allah’a ve O’nun Resûlü’ne karşı gelmekte, böylece haram işlemekedir.

Bunun içindir ki meleklerin bedduâsını alabilmekte ve Allah’ın öfkesine uğrayabilmektedir.

Burada yeri gelmişken ifade edelim. Kadının kocasının arzularına değil karşı çıkması, ‐geldim, geliyorum, geleceğim‐ diyerek ertelemesi bile haramdır. Bu gibi davranışlar da kadını ilâhî la’net gölgesi altına sokar. Aşağıda sunacağımız hadîs, bu gerçeği açıklamaktadır.

Allah’ın Resûlü: Allah erteleyen kadına la’net etsin, buyurdu.

“Erteleyen kadınlar kimlerdir Ey Allah’ın Peygamberi?” şeklinde bir soru yöneltilince de erteleyen kadınları şöylece tarif buyurdu:

Erteleyen kadınlar, kocaları tarafından arzulanıp istenen, fakatgeldim, geleceğim diyerek, kocaları uyuyuncaya kadar onları bekletip oyalayanlardır.[15]

Kadınlık görevlerini yapamayan kadın mazûr olabilir mi?

Kocasına karşı kadınlık görevlerini yapmak istemeyen kadının hem suçlu hem de günahkâr olacağına dâir yukarıda yaptığımız açıklamalar, bizi bir gerçeğin açıklamasına daha götürmektedir.

Genel olarak her kadının üstesinden gelebileceği kadınlık görevlerini îmanlı bir gönülle ve içtenlikle yapmak istemesine rağmen, ardı arkası kesilmeyen koca arzularına güç yetiremeyen kadın da suçlu ve günahkâr olur mu? Hiç şüphesiz hayır. Böyle bir kadının Allah katında mazûr olacağı muhakkakdır. Çünkü Allah, güç yetirilemeyenleri teklif etmez. Teklif etmeyecekleri için de sorumlu tutmaz.[16]

Bu durumda kadını bunaltma gereği yoktur.

Yapılabilecek tek iş, sabırdır veya toplum şartlarının gerektirdiği ölçüler içinde ve İslâma göre de meşrû olacak şekilde gerekeni yapmaktır; daha açık bir anlatımla ikinci bir eş almaktır. İkinci eş zinâya tercih edilmesi gerekendir.

Kadının Cinsel Görevinden Kaçınması”başlığı altında yaptığımız incelememizi bitirirken, feministler yanısıra her düşünürün ilgi duyacağı bir husûsu sualleştirip cevaplandırarak açıklayalım.

Kadının kocasının arzularına anında karşılık verme gereği, bir mağdûriyet olarak değerlendirilemez mi?

Aile hukûkunun ve toplum ahlâkının korunması için kadına yüklenen bu görevin, onun mağdûriyeti anlamına gelemeyeceği açıktır. Eğer bu durum bir mağduriyet olarak değerlendirilirse, arzuları karşılanmadığı için tedirgin edilen, moral gücü zaafa uğratılan ve zinâya itilen erkeğin mağdûriyetini de kabul etmek lâzımdır.

Aslında ortada üzerinde durulacak bir mağdûriyet de yoktur. Çünkü insan her an cinsel ilişkide bulunabilen bir varlıktır. Bu sebeple tatlı sözlerle iltifat gören, gereğince ve arzuyla sevilen kadının, kocasının arzularına karşılık verirken mağdûr olacağı ileri sürülemez.

Cinsel ilişkiye başlama zamanının onayı alınmaksızın iradesi dışında belirlenmesinin bazı kadınlarda iç burukluğuna sebeb olacağı düşünülebilir. Ancak unutmamak lâzımdır ki ısrarla arzulanma ve sevilmenin onuru, bu burukluğu giderecek güçtedir. Kaldı ki ilişki için eşinin arzulu zamanlarını gözetmesi, Müslüman erkeğin dindarlık gereğidir.

ALİ RIZA DEMİRCAN

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

DİP NOT

[1] Nûr 15.

[2] İtâat Şartlıdır

Erkek ve kadın için cinsel görev evlilik akdinin gereğidir. Kadın yanlızca örfün onayladığı evlilik akdinin gereği olan konularda kocasına itâatle/saygı ile yükümlüdür. Âdet hâlinde ilişki ve ters yol ilişkisi ve akrabalık bağlarını kesme gibi Allah’a isyan/günah nitelikli isteklerinde kocaya itâat değil, aykırılık vaciptir/gereklidir. (Farklı bir örnek için bak. Buharî Nikâh 94) 3 Mâide 1.  Müsned 4/341.

[3] et‐Metâlibül‐Âliyetü Hn. 1577.

[4] Abese 33‐37. Ayrıca bak. Meâric 10‐14; et‐Tac 2/314

[5] İ. Mâce Nikâh 4 (Hn. 1853)

[6] M. S. Müslim Hn. 830

[7] Tirmizî Salât 266

[8] Allah’ın ve Peygamberi Hz. Muhammed’in emirleri ve yasaklarına aykırı her bir duygu, düşünce, söz, davranış ve iş günahdır. Günah işleyen kişi de günahkârdır. İslâm toplumunda hadd, kısas veya ta’zîr şeklinde cezalandırılması gereken her bir günah da bir suçtur. Hadd, kısas ve ta’zîr için lügatçeye bakınız.

[9] Aslında yalnızca zinâ suçuna dövülebilirlik getiren bu âyeti, “Zinâ Veya Bir Başka Sebeple Kadın Dövülebilir mi? bölümünde açıklayacağız.

Nisâ Sûresi’nin 34. âyeti yanısıra bak. et‐Teşrîûl‐Cinai’l‐İslâmî 1/524‐5.

[10] Kadınlık görevini yapmadığı için, bazı İslâm hukuçularına göre açıklanan şartlar içinde karısını dövebilecek koca, bu hakkını ilişkiye zorlamak için kullanmamalı, terbiye etmek amacını gütmelidir. Zira dövülerek ilişkiye zorlanacak kadının tatmine erdirici bir eş olmayacağı açıktır. Bunun içindir ki Allah’ın Resûlü bizleri şöylece uyarmıştır:

Hiçbiriniz günün sonunda ilişkiye gireceği karısını câriyesini döver gibi dövmeye kalkmasın.” (Buhâri Nikâh 93) Savaş esîri kadın olan câriyeyi dövmek de haramdır ve onu özgürleştirici sebeptir. (Müslim Eyman 30‐33)

[11] Ebû Davûd Nikâh 43 (Hn. 2147) İ. Mace Hn. 1986. Bu hadîsi senedi yönüyle eleştirenler, Peygamberimizin ilgili bir hadîsinden hareketle zinâ sebebiyle olmayan dövmelerde soruşturma açılabileceği görüşündedirler. (İ. Mace Nikâh 3)

[12] Fatıma bint‐i Kays Peygamberimize gelerek tâliplari arasında yer alan Ebül‐Cehm isimli sahâbîye ilişkin görüş almak ister. Peygamberimiz, eşlerini döven bir insan olduğu için ona onay vermez. (Müslim Talâk 36; Ebu Davûd Talâk 39)

[13] Ebû Davûd Nikâh 43

[14] Ebû Davûd’dan M. Mesâbih Hn. 3269. Hadîs özetlenmiştir.

[15] M. Zevâid 4/296, El‐Metâlibül‐Âliyetü 2/26‐7

[16] Bakara 286

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.