islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4390
EURO
56,2357
ALTIN
6.890,13
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C

Dağılan Ümmet Yeniden Birleşebilir mi?

Dağılan Ümmet Yeniden Birleşebilir mi?
17/08/2026 11:45
A+
A-

Dağılan Ümmet Yeniden Birleşebilir mi?

Bazen bir cümle, yıllardır konuşulan bir meselenin üzerindeki perdeyi kaldırır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın El Cezire’ye verdiği röportajda “AB üyeliği önceliğimiz değil” demesi, “Türkiye savaştan kaçmaz” mesajını vermesi ve İslam ülkeleri arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik açıklamaları, sadece günlük siyasetin cümleleri olarak okunmamalıdır.

Çünkü mesele, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girip girmemesi meselesinden çok daha büyüktür.

Mesele şudur:

İslam dünyası yeniden kendi ayakları üzerinde durabilecek mi?

Yüzyıllık dağınıklığın bedeli

Hilafetin kaldırılmasından sonra İslam coğrafyası siyasi bakımdan parçalandı. Sınırlar değişti, yeni devletler ortaya çıktı ve Müslüman toplumlar ortak bir siyasi iradeden büyük ölçüde mahrum kaldı.

Aradan geçen bir asrı aşkın zamanda dünyanın başka bölgelerinde devletler kendi birliklerini kurarken İslam ülkeleri çoğu zaman birbirinden kopuk hareket etti.

Avrupa bunun en çarpıcı örneğidir.

Bugün Avrupa Birliği, üye ülkelerin ekonomik ve siyasi çıkarlarını belirli ölçülerde ortaklaştıran büyük bir yapı olarak karşımızda duruyor. Türkiye’nin AB müzakereleri ise 2005’te başladı ve Avrupa Birliği Konseyi’nin verilerine göre 2018’den beri fiilen durma noktasında.

Peki İslam dünyası?

Petrolü var, doğalgazı var, genç nüfusu var, stratejik geçiş yolları var, büyük pazarları var, tarihî ve kültürel birikimi var…

Ama ortak iradesi yok.

İşte asıl problem burada.

Batı birleşti, İslam dünyası parçalandı

Avrupa’nın tarihindeki sömürgecilik gerçeğini de görmezden gelemeyiz.

Afrika’nın büyük bölümü 19. ve 20. yüzyıllarda Avrupa devletlerinin sömürge yönetimleri altına girdi. İngiltere, Fransa, Belçika, Portekiz, İtalya, Almanya ve İspanya Afrika’nın farklı bölgelerinde siyasi ve ekonomik hâkimiyet kurdu. Avrupa devletlerinin Afrika’daki sömürgecilik düzeninin arkasında hammadde, emek, pazar ve stratejik çıkarlar bulunuyordu.

Bugün sömürgecilik klasik anlamıyla sona ermiş olabilir.

Fakat dünyada güç ilişkilerinin tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir.

Ekonomik bağımlılık, siyasi baskı, askerî ittifaklar, enerji kaynakları ve küresel finans sistemi üzerinden kurulan ilişkiler, yeni dönemin güç mücadelelerini şekillendiriyor.

İşte böyle bir dünyada dağınık olmak, zayıf olmaktır.

İslam dünyasının dağınıklığı ise yalnızca Müslümanların ekonomik ve siyasi gücünü azaltmıyor; aynı zamanda dış aktörlerin bölge üzerinde daha rahat hareket edebilmesine imkân sağlıyor.

Gazze bunun en acı örneğidir.

İslam dünyası büyük bir nüfusa, önemli ekonomik kaynaklara ve ciddi askerî kapasitelere sahip olduğu halde Gazze’de yaşanan insanlık dramını sona erdirecek ortak ve etkili bir mekanizma oluşturmakta zorlanıyor.

İsrail de bu dağınıklığın farkında.

Erbakan Hoca yıllar önce ne diyordu?

Merhum Necmettin Erbakan Hoca’nın yıllar önce ortaya koyduğu düşünce bugün yeniden hatırlanmaya değer.

Erbakan, Müslüman ülkelerin yalnızca duygusal bir kardeşlik söylemiyle yetinmemesi gerektiğini; siyasi, ekonomik, askerî ve kültürel kurumlar oluşturması gerektiğini savunuyordu.

İslam Ortak Pazarı…

İslam Dinarı…

İslam ülkeleri arasında ortak savunma iş birliği…

İslam Birleşmiş Milletleri…

Ve bu düşüncenin ilk somut adımlarından biri olarak D-8…

Erbakan’ın yaklaşımı yalnızca “Müslümanlar kardeştir” demekten ibaret değildi. Kardeşliğin kurumsallaşması gerektiğini savunuyordu. TDV İslâm Ansiklopedisi de Erbakan’ın dış politika düşüncesinin merkezinde Müslüman ülkelerle dayanışma fikrinin bulunduğunu ve D-8 ile ortak para konusundaki çalışmalarını bu hedef doğrultusunda değerlendirdiğini belirtiyor.

Hoca’nın kendi ifadelerinde de İslam Ortak Pazarı, ortak para birimi ve ortak savunma mekanizması düşüncesi açık biçimde görülüyor.

Bugün geriye dönüp baktığımızda insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Acaba Erbakan Hoca, bugünün dünyasını bizden önce mi görmüştü?

İslam Birliği, Avrupa karşıtlığı değildir

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

İslam Birliği demek Avrupa düşmanlığı demek değildir.

Avrupa kendi birlik projesini kurabiliyorsa, Müslüman ülkelerin de kendi ekonomik, siyasi ve savunma iş birliğini geliştirmesi neden mümkün olmasın?

Erbakan’ın TBMM tutanaklarına yansıyan konuşmalarında da dikkat çekici bir yaklaşım vardır: İslam Birliği fikrinin başka birliklerin aleyhine kurulmak zorunda olmadığını ifade eder.

Mesele kavga etmek değil.

Mesele başkasının iradesine mahkûm olmamaktır.

Bir İslam Ortak Pazarı kurulsa…

Müslüman ülkeler arasında ticaret kolaylaştırılsa…

Ortak yatırım fonları oluşturulsa…

Enerji kaynakları ortak stratejiyle değerlendirilse…

Savunma sanayii alanında ortak projeler geliştirilse…

Bilim, teknoloji ve eğitim alanlarında birlikte hareket edilse…

Ve nihayet bütün bunları taşıyacak siyasi bir irade ortaya konsa…

O zaman Gazze’de de, Kudüs’te de, Afrika’da da, dünyanın başka bölgelerindeki mazlumlar konusunda da Müslüman ülkelerin sesi çok daha güçlü çıkacaktır.

Türkiye burada nasıl bir rol üstlenebilir?

İşte Erdoğan’ın son açıklamalarını bu açıdan okumak gerekiyor.

Türkiye’nin Suudi Arabistan, Pakistan, Katar, Mısır ve diğer İslam ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesi; ortak güvenlik ve dayanışma mekanizmalarının konuşulması, henüz bir İslam Birliği anlamına gelmez.

Ama bir arayışın işaretleri olarak okunabilir.

Türkiye’nin önünde büyük bir fırsat var.

Ya Avrupa’nın kapısında yıllarca süren üyelik tartışmalarının içerisinde enerjisini tüketmeye devam edecek…

Ya da Avrupa ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini korurken aynı zamanda kendi tarihî ve kültürel havzasıyla daha güçlü bağlar kuracak.

Bence ikinci yol Türkiye için daha anlamlıdır.

Çünkü Türkiye sadece Avrupa’ya ait değildir.

Türkiye; Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Orta Asya’dan İslam dünyasının geniş coğrafyasına kadar uzanan çok büyük bir tarihî ve stratejik hinterlanda sahiptir.

Artık sözden kuruma geçme zamanı

Fakat burada samimi olalım.

İslam Birliği yalnızca güzel konuşmalarla kurulmaz.

Haritaların yeşile boyanmasıyla da kurulmaz.

Kurum gerekir.

Ekonomik birlik gerekir.

Ortak pazar gerekir.

Savunma iş birliği gerekir.

Bilim ve teknoloji ortaklığı gerekir.

Ortak diplomatik mekanizmalar gerekir.

Ve hepsinden önemlisi, ülkelerin kendi dar millî hesaplarının ötesine geçebilecek bir iradeye ihtiyaç vardır.

Çünkü bugün İslam dünyasının en büyük problemi kaynak yetersizliği değildir.

İrade yetersizliğidir.

Erbakan Hoca’nın yıllar önce söylediği İslam Ortak Pazarı, İslam Dinarı ve İslam Birliği düşüncesi bu nedenle yeniden masaya yatırılmalıdır.

Belki bugün meseleye aynı isimlerle yaklaşmak gerekmeyebilir. Fakat özündeki fikir hâlâ geçerlidir: Müslüman ülkeler kendi güçlerini ortaklaştırmadan küresel sistem içerisinde gerçek anlamda bağımsız bir aktör hâline gelemezler.

Ve belki de Erdoğan’ın bugün söylediği sözler, bu büyük tartışmanın yeniden başlaması için bir vesile olacaktır.

Çünkü dünya değişiyor.

Güç dengeleri değişiyor.

Avrupa kendi güvenliğini yeniden tartışıyor.

Amerika’nın küresel rolü sorgulanıyor.

Asya yükseliyor.

Afrika yeni bir ekonomik ve siyasi arayış içerisine giriyor.

Böyle bir dönemde İslam dünyasının hâlâ parçalı durması, tarih karşısında büyük bir kayıptır.

Bir asırdır dağılan ümmet, artık yeniden toparlanmayı düşünmelidir.

Çünkü mesele yalnızca Türkiye’nin AB’ye girip girmemesi değildir.

Mesele, İslam dünyasının kendi geleceğini kendi ellerine alıp alamayacağıdır.

Ve unutmayalım:

Birlik olamayanlar, başkalarının kurduğu düzenin içerisinde yaşamaya mahkûm olurlar.

Şimdi asıl soru şudur:

İslam dünyası, başkalarının kurduğu dünyada kendisine biçilen role razı mı olacak; yoksa adalet, özgürlük ve ortak güç temelinde kendi geleceğini kendisi mi kuracak?

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.