
Demokrasi’nin, eski Yunan’da dillendirilmesine rağmen, Demokrasinin hedefi olan halk idaresinin asıl gerçekleşmesi ve uygulanması, Medine Anayasası yoluyla Peygamberimizin zamanında gerçekleşmiştir. Bu gerçeği görerek, sosyal ve siyasi sahada bazı kavramların sadece varlığı ve dillendirilmesi yeterli olmamakta, onların uygulanarak, hayata getirdiği düzen ve kolaylık dikkate alınmaktadır. Bu yüzden de, insanlığa sunulan bazı kavram ve sistemlerin ne ölçüde gerçek bir rol oynadığı, onların hayattaki varlığı ile anlaşılmaktadır.
Demokrasi’nin temelinde, iktisadi faaliyetin, devlet kontrolünden çıkarılarak, tamamen Burjuva denilen ticaret ve sanayi kesimlerinin insafına terkedilmesiyle başlayan, otoritenin terkedilmesi düşüncesi yatmaktadır. Bu konu, sadece iktisat ve siyasette değil, düşünce alanında da otorite kavramının ortadan kalkmasına ve bir başıbozukluk ve kontrolsüzlük döneminin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” sloganı ile ortaya çıkan Liberal anlayış, toplumda yerleşmiş örf ve geleneklerden kopuşu hazırlayarak, bir “belirsizlik ortamı ve dönemi” başlatmıştır. Herkes bilir ki, herhangi konuda bir otoritenin olması mutlaka gerekir. Bu otorite, sadece bir şahıs değil, aslında bir kurallar ve anlayış birliğine yönelik temel normlar demektir.
Normlar da, bir kişi veya grubun topluma zorla veya baskı yoluyla yerleştirdiği kurallar olmayıp, toplumda çeşitli tecrübe ve uygulamalar ile toplumun çoğunluğu tarafından hayatın sistemli bir şekilde yürütülmesi için gerekli olan kurallar ve düzenlemelerdir. Fakat Liberal anlayış, kurallara karşı çıkarak, iktisadi gücüyle olayları kendi istediği noktaya çekmiş durumdadır.
Arkasından Mourice Duverger’in Sosyal Bilimlere Giriş kitabında dediği gibi, medya ve sosyal medya, büyük patronların bu vasıtaları eline alarak keyfi ve yıkıcı düşünce ve politikaları ile dünyayı tek bir anlayış ve bakış açısına ulaştırma gücüne ulaştı. Şu anda Demokrasi, sadece sözde kalan ve halkın, nedeyse hiçbir şeyde görüşü alınmayan ve alınabilenlerin ise, medya ve sosyal medya ile halkın dimağına yerleştirilen konular olduğunu belirtmemiz gerekiyor.
1980 ihtilalinde Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren, demokrasi için, “Bizde Demokrasi daha farklıdır” diyerek, bu konuda, standart ve tek tip bir demokrasi olmadığını belirtmişti. Dünyadaki diğer baskı ve tek parti rejimlerinde de, Demokrasinin adını duymak ve fakat, kendisini bir türlü görememek durumundayız. O halde, bu terimi, sloganlaştırmak yerine, onun manasını ve fonksiyonunu ortaya koyacak yeni kavramlar bulmak zorundayız. Mesela Adalet, mesela İstişare ve Görüş Alınması, mesela, Halkın Denetimi gibi kavramlar.
Türkiyede yıllar önce Batı’dakine benzer Omdusmanlık kurumu kuruldu. Fakat bu kurum, hükümetin bir bakanlığı gibi çalıştırıldı. Başına getirilen kişi de, hükümetin düşüncesine yakın birisiydi. Birkaç defa konu ile ilgili açıklamalarını duyduk. Fakat bu kurum, hükümeti; halk adına denetleyici bir fonksiyona bir türlü kavuşamadı. Halkın denetimi, sadece siyasi partilere oy vererek, onların imkan ve vakit bulurlarsa yapabileceği bir seviyede kaldı. Dolayısıyla, Demokrasi kelimesin söz ve beyanatlardan çıkarıp, onun gerektirdiği manayı ve kavramları yeniden ona yükleyerek, aynı zamanda halk adına bir kurumu oluşturarak, halkın iradesini yeniden tesis etmek gerekiyordu, fakat yapılamadı.
Siyasi Partiler toplumun yegane karar merkezi değil, karar merkezlerinden biri olmalıdır. Aynı zamanda, toplumun değerleri, ihtiyaçları ve sosyal nitelikleri, halkın yönetime katılmasının da temel şartı olmalıdır.
Darbe Anayasası ile Batının bazı kavram ve anlayışlarını “değişmez” kabul edip, halkın isteklerinin sorulmadığı bir sistemde, ne kadar demokratik hareket edilebilir, bunun açıklanması lazımdır.
Ülkenin kullandığı ürünlerinin bile, devletin kurumları tarafından değil, özel kurumlar tarafından alındığı bir ortamda, halkın iradesi ve halkın refahına ne kadar katkı verildiği düşünülmelidir.
Yıllardan beri, bu toplumun inanç, ahlak ve gelenek ve tarihi birikimini değil de, Batı’nın ve onun versiyonu olan medya merkezlerin bilgi ve eğitim anlayışı ile, halkın çocuklarının ne tür eğitimle topluma kazandırıldığının hesabının yapılması gerekmektedir.
Devlet kurumlarının, siyasi veya bürokratik kişi ve gruplar ile, hala verimsiz ve dost-arkadaş-hemşeri mantığı ile, verimsiz bir şekilde çalıştırılmasından, halkın ne kadar etkisi ve kazancı olduğunun belirtilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak sadece Demokrasi kelimesini kullanıp, toplulukların tatmin olmasını beklemek doğru ve yeterli değildir. Birçok imkanın, bazı kişi ve gruplar tarafından şahsi menfaatlere alet edilmesiyle ilgili, yıllardır süregelen suistimaller ve yanlış programların gözden geçirilmesi, halkın geleceğinin güvenceye alınmasına yol açacaktır. Artık, lafları bir kenara bırakıp, icraata geçilmesi ve ülkeye sahip çıkılması gerekiyor.
Prof. Dr. Sami Şener
İSLAMİ HABER ‘MİRAT’ -YOUTUBE-
Demokrasi mi, İslam Nizamı mı?
https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/23391/
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu