
Osmanlı’nın son çeyreğinde sömürgeci tahakküme karşı bir direnç hattı olarak doğan İslamcılık, bir buçuk asırlık serüveninde krizleri çözmek şurada dursun, teorik ve pratik savrulmalarıyla sorunları derinleştirmiştir. Geçmişteki tıkanıklıkları sadece bireysel hatalara bağlamak yanıltıcıdır; çünkü her iktidar döneminde aynı çıkmaza giren bu akımın temel yapısında köklü bir sorun vardır. İslamcılık, iktidar girdabından kurtulup hakikat merkezli bir tashihe tabi tutulmalıdır.
Bu bağlamda atılması gereken ilk adım, İslamcılığın devlet merkezli siyasetten ve beka söyleminden vazgeçmesidir. “Devlet giderse din de gider” sapması, adaleti ve ahlakı anlık çıkarlara feda etmiştir. Devletin seküler yapısına entegre olan İslamcılık, toplumsal vicdanın sesi olmak yerine iktidar elitlerinin yedek güç kaynağı haline gelmiştir.
İkinci olarak, akım “Asr-ı Saadet’e dönüş” sloganının doğurduğu köksüzlük krizini aşmalıdır. Bin üç yüz yıllık tarihi tecrübeyi ve fıkhi birikimi bir sapma veya mezar olarak gören bu zihniyet, modern krizler karşısında derin bir bocalama yaşamıştır. Medeniyet krizinden çıkmak için tarihi mirasla barışılmalı, geçmiş bir kılavuz olarak görülmelidir.
Üçüncü olarak, İslamcılık kavramsal hiyerarşiyi yeniden kurmalıdır. Batı merkezli kapitalist sistemin ürünleri olan kavramları İslamileştirme yanılgısı bırakılmalı; tevhid, adalet, emanet ve zulüm gibi ontolojik kavramlar kendi derinlikleriyle yeniden sahiplenilmelidir. Dinin kurucu ilkeleri siyasi konjonktüre kurban edilmemelidir.
Dördüncü olarak, İslamcılık bağımsız bir muhalefet cephesi kurmayı başarmalıdır. Çeşitli rejimlerin arka bahçesi veya meşruiyet üreticisi olmaktan derhal vazgeçilmelidir. İktidar kapma yarışlarına ve pragmatist hesaplara sırt çevrilerek hakikatin sesi duyurulmalıdır. İlkesel duruşun yerini pragmatizmin alması ile ahlaki üstünlüğü kaybettirmiştir.
Beşinci olarak, akım sermaye, medya ve akademik gelenekle ilişkilerini gözden geçirmelidir. Zenginleşme hırsına ve lüks tüketim kültürüne kurban edilen düşünce, piyasa odaklı konformizme teslim olmuştur.
Son olarak, İslamcılık siyasi partilerin gölgesinde koltuk kapma yarışları yerine, bilgiye ve erdeme dayalı entelektüel bir direniş hattı kurmalıdır. Siyasi erk ve sermayenin vesayetinden koparak sivil ve eleştirel bir odak olmak şarttır. İslamcılığın tashihi, geçmişi aklama çabası değil, onunla yüzleşme cesaretidir.
Eğer bugün hâlâ bir İslamcılık iddiasından söz edilecekse; bu iddia iktidar hırsına, devlet fetişizmine ve kavramsal yozlaşmaya sırtını dönmek zorundadır. Aksi takdirde her iktidar döngüsünde eriyen çıkar merkezli bir ilişki olmaktan öteye gidemeyecektir. Bu tashih, hakikatin ve adaletin kalesini yeniden inşa etmek için gösterilecek en radikal zihni devrimdir.
İslâm Dini ve değerleri, hiç bir isim altında yeryüzünde yönetim şekli olarak Zümrüd-ü Anka Kuşu gibi öne sürülen DEMOKRASİ denilen seküler devlet yönetimi için, bu düzenin idarsine ve ricaline talip olanların dillerinde asla istismar edilmesine müsade edilmemeli ve İslâmiyetin her devirde süfli politika ortamından ve politikacıların oy devşirmek için bir payanda yapılmasından vaz geçilmelidir diyorum. Bu hem, istismarcıların öte alemlerini kaybetmelerimin bir tedbiri ve hem de dinin şerefinin, bahasının ve izzetinin korunmasının çok önemli bir yolu olmuş olacaktır ! Artık bunu bütün akil kişilerin görmelei gerektiğinin zamanı geldi de geçti diyorum.
İslâm Dini ve değerleri, hiç bir isim altında yeryüzünde yönetim şekli olarak Zümrüd-ü Anka Kuşu gibi öne sürülen DEMOKRASİ denilen seküler devlet yönetimi için, bu düzenin idarsine ve ricaline talip olanların dillerinde asla istismar edilmesine müsade edilmemeli ve İslâmiyetin her devirde süfli politika ortamından ve politikacıların oy devşirmek için bir payanda yapılmasından vaz geçilmelidir diyorum. Bu hem, istismarcıların öte alemlerini kaybetmelerimin bir tedbiri ve hem de dinin şerefinin, bahasının ve izzetinin korunmasının çok önemli bir yolu olmuş olacaktır ! Artık bunu bütün akil kişilerin görmeleri gerektiğinin zamanı geldi de geçti diyorum.