
DİNİN DÜNYEVİLEŞTİRİLME ÇABALARI
Britanya Sömürgeler Bakanı Ewart Gladstone, Avam Kamarasında konuşurken hassas bir konuya değinir ve önemli bir tespit yapar:
‘’Bu Kur’an, Müslümanların elinde, kalbinde, gönlünde ve hayatında oldukça biz onlara hiçbir zaman hakim olamayız ve yenemeyiz. Ne yapıp, edip ya Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız ya da Müslümanları Kur’an’dan Soğutmalıyız. Bir de halifelik müessesesini mutlaka ortadan kaldırmalıyız.’’
Batı düşüncesinde ortaya çıkan ve Hıristiyanlığı yeniden yorumlayarak hayatın dışına iten akım, İslam dünyasında da özellikle son dönemde etkisi göstererek, yeniden yorumlanması gerektiği tartışmalarını gündeme getirmiştir. Türkiye’de ve İslam Dünyası’nın diğer kısımlarında olduğu kadar, Batı’da da muhtelif yazarlar İslam’ın yeniden yorumlanması gerektiği üzerinde yazılar yazmakta, siyasetçiler çeşitli vesilelerle böyle bir şeye ihtiyaç bulunduğunu söylemektedirler.
Bu konudaki yanılsamaların en önemli sebebi: İslam düşüncesi ile ilgili sistematik çalışmaların şarkiyatçılar tarafından, batı düşünce tarihinin, insanlık düşünce tarihinin merkezine oturtulduğu 19. yüzyıl sonlarında başlatılmış olmasıdır. Avrupa merkezli 19. yüzyıl kültür, diğer bütün düşünce geleneklerini Avrupa kültürü ile örtüştürebildikleri ölçüde değerli gören bir yaklaşıma dayanmaktadır. Bu algılara yönelik olarak yapılan değerlendirmelerde özetle iki farklı perspektif temel alınmıştır. Bunlardan ilki dinsel yenilenmeyi “öze dönüşçülük” çabasıyla özdeş olarak gören anlayıştır ki, bu anlayış İslamcılık düşüncesinde kaynaklara dönüş olarak tezahür etmektedir. İkincisi ise yenilenmeyi zamana ayak uydurma ve dini değerleri zamanın şartlarına göre yeniden yorumlama yaklaşımıdır.
Bu yaklaşımları Türkiye’nin kuruluşu özelinde düşünecek olursak, yönetici zihniyeti etkileyen ve eylemlerini belirleyen olguların; Batı’dan farklılıklarına ve bu farklılıkların modernleşme sürecinin Türkiye’ye özel durumunu nasıl oluşturduğuna dikkat edilmelidir. Yeni kurulan Cumhuriyet Batılı olmak zorundadır ve din yeniden tanımlanmalıdır.
Sonuçta Cumhuriyetin seçilmiş elitleri kendi halkına, inancına sırtını dönerken, bile-isteye, kendi arzularıyla yönünü Batı’ya çevirmiştir. Batıya dönme isteği, bugünün iktidarı tarafından dahi sürekli dile getirilmekte, gelecek kurgusunu Batı ile birlikte inşa etmek arzusunda olduğunu ifade etmektedir.
Dini dünyevileştirmek için girişilen çabalarda, samimiyet aramak elbette abesle iştigal etmektir. Din, insan ilahlığına ve rablık taslamasına en baştan itiraz etmiştir. Fakat insanlar üzerinde tahakküm kurmak ve nefsinin arzularına göre hareket etmek isteyenler, dini yok saymanın kendileri açısından sakıncalı sonuçlar doğuracağının da farkındadır. Din yok sayılamayacaksa, o vakit dinin ne olduğu yeniden izah edilmelidir.
Modern algının İslam coğrafyalarında kurmuş olduğu laik/seküler/modern ulus devlet, halkları gözünde meşruiyet ararken, aynı zamanda da dini dünyevileştirme, yeni bir yorum getirme, kavramları yeniden tanımlama yoluna giderek, meşruiyet arama çabalarını bu yönde de sürdürmektedir. Bu zihniyet, Batılı akıl gibi, reddettiği dini hem hayattan soyutlayacak, hem de yeni bir yorum getirecektir. Sonuçta Batılı bir filozofun dediği gibi, modern devletin bütün kavramları dünyevileştirilmiş ilahiyat kavramlarıdır.
Bu çaba doğrultusunda, İslam ülkelerindeki meşruiyet arama çabalarının en önemli ayağını, İslam’ı beşeri ideolojilerle sentezleme girişimleri, başka bir tabirle yorum merkezli yaklaşımla laikleştirme çabaları oluşturmaktadır. Bu idealin dürtüsüyle, İslam’ın beşeri ideolojilere entegre edilmesine dair stratejik girişimler, modern algının istikametinde sürmektedir. Modern dönem okumaları ışığında başlayan bu girişimler, İslam’ın devlet talebinin olmadığı, Türk-İslam Sentezi, İslam – Sosyalizm sentezi gibi sentezleme girişimleri devam ederken, aynı zamanda dinin kişisel olduğu ve kurumsallaşamayacağı da ifade edilmektedir.
Dikkat edilirse, bilinçli Müslüman entelektüeller arasında bile dinin sınırları nereleridir, nelere olur der, nelere olmaz der artık tartışılmamaktadır. 90’lı yıllarda İslam’ın hiçbir ideoloji ile sentezlenemeyeceği, dünyevileşemeyeceği, laikleşemeyeceği, Kemalistleşemeyeceği, demokratikleşemeyeceği hararetle savunulur iken, bu meseleler günümüzde tartışma ve tefekkür konuları olmaktan çıkmıştır. Zira din dünyevi iktidarları meşrulaştıracak kadar dünyevileştirilmiştir.
Geldiğimiz eşikte, İngiliz sömürge valisinin söylediği gerçekleşmiştir. Müslümanlar Kur’an’dan ve Peygamberden uzaklaşınca, adlarının Müslüman olasıyla birlikte, kimlikleri çeşitlenmiş, her şey olmuştur.
YAKUP DÖĞER
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”