
Gazze’de yaşananlar yalnızca bir coğrafyanın dramı değil; vicdan sahibi herkesin ruhunda açılan derin bir yaradır.
Kendi içimizden biliyoruz: Zerre kadar merhamet taşıyan insanların psikolojisi bu görüntülerle sarsıldı. Güven duygusu çatırdadı. Demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk gibi kavramlar; ekranlarda yıkılan evlerin, enkaz altındaki çocukların gölgesinde anlamını yitirdi.
Bugün milyonlarca insan artık şuna inanıyor:
Dünya düzeni güçlü olanı koruyor, mazlumu yalnız bırakıyor.
Bir yanda sivil yerleşimlerin hedef alındığı, çocukların, kadınların yaşamdan koparıldığı bir İsrail gerçeği…
Diğer yanda bu yıkımı görmezden gelen, hatta açık ya da örtülü şekilde yanında duran devletler…
Bu tablo sadece öfke doğurmuyor; insanın insana olan inancını kemiriyor.
Gazze için “ateşkes” denilirken Refah Sınır Kapısı’nın kapalı kalması,
ateşkese rağmen bombardımanların sürmesi,
uluslararası kurumların sessizliği…
Tüm bunlar, yalnız Filistinlilerin değil, dünyanın dört bir yanındaki insanların devletlerine olan saygısını ve güvenini aşındırıyor.
Sadece Orta Doğu değil:
Batı Şeria, Doğu Türkistan, Ukrayna, Afrika’daki unutulmuş krizler…
Ve küresel güçlerin bitmeyen savaş senaryoları…
İnsanlar şunu soruyor:
“Eğer hukuk sadece güçlü için varsa, bize ne kaldı?”
Bir de ekranlardan bu savaşları izleyerek büyüyen çocuklar var.
Bombardıman görüntülerini normalleştiren, ölüm haberlerine alışan, adaletin sustuğu bir dünyayı “olağan” sanan nesiller…
Bu, sadece bugünün değil geleceğin psikolojik yıkımıdır.
İnsan psikolojisini bu kadar derinden yaralayan bir dünyada, tedavi sadece ilaçla olmaz.
Anlamla, adaletle, vicdanla olur.
Kur’an bu noktada evrensel bir çağrı yapar:
“Ey iman edenler! Hep birlikte barışa (İslâm’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.” (Bakara, 2/208)
Bu çağrı yalnızca bir inanç daveti değil;
zulme karşı durmayı, ölçüyü, adaleti ve insan onurunu merkeze alan toptan bir barış çağrısıdır.
Ve kalbi kırılan, umudu zedelenenler için bir teselli vardır:
“Onların söyledikleri seni üzmesin. Çünkü izzet bütünüyle Allah’ındır.” (Yûnus, 10/65)
“Zalimlerin yaptıklarından Allah’ı gafil sanma.” (İbrahim, 14/42)
Bugün yaşananlar, insanları yalnızca İsrail’e ya da ABD’ye öfkelendirmiyor.
Aynı zamanda “engel olabilecek gücü olup da susan” tüm yöneticilere karşı derin bir hayal kırıklığı üretiyor.
Bu öfke kör bir nefret değil;
adalet arayan, hesap soran, bilinçli bir kızgınlık.
Ve tarih şunu defalarca gösterdi:
Zulüm kalıcı olmadı.
Sessizlik ise hiçbir zaman masum sayılmadı.
İSLAMİ HABER “MİRAT”