islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
13,4169
EURO
15,1859
ALTIN
793,01
BIST
2.014,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Karla Karışık Yağmurlu
3°C
İstanbul
3°C
Karla Karışık Yağmurlu
Cumartesi Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazar Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazartesi Çok Bulutlu
3°C
Salı Çok Bulutlu
3°C

DÜNYAMIZI KARGAŞA, KAOS VE KRİZDEN KURTARCAK FORMÜL (ÇOK ÖNEMLİ)  

DÜNYAMIZI KARGAŞA, KAOS VE KRİZDEN KURTARCAK FORMÜL (ÇOK ÖNEMLİ)  
07.01.2022
A+
A-

Rasulüllah’ın (sav) halifelerinden Hz. Ali (ra), devlet başkanı iken Mısır’a vali olarak tayin ettiği Mâlik bin el-Haris el-Eşter’e bir “emirname” (bir buyruk, bir yönetmelik) göndermiştir. Bu emirname, bu günkü modern dünyanın yaşadığı kargaşa, kaos ve krizden kurtulmanın formüllerini taşıyor. Uzun demeden okuyalım lütfen. Özellikle de yönetimde bulunanlar ve yönetime talip olanlar: “Bu emirnameyi, Hz. Ali (ra) özellikle bana göndermiş” diyerek okurlar ve gerekeni yaparlarsa bir anda ülkenin rahatladığını, zengin-fakir bütün insanların huzura kavuştuğunu göreceklerdir. Bu hayırlı akıbet için o emirnameden bir özet sunuyorum. Tamamını görmek isteyenler, dipnotta verdiğimiz kaynaklara bakabilirler. İyi okumalar. 

 EN GÜZEL AZIK, İYİLİĞE YÖNELİK İŞLERİN OLSUN

Şimdi bilmiş ol ki ey Mâlik, ben seni öyle memleketlere gönderiyorum ki senden evvel birçok hükümetler oralarda adalet sürdü veya zulüm etti. Sen vaktiyle nasıl evvelki valilerin icraatını gözden geçiriyor idiysen halk da şimdi senin icraatını gözden geçirecek. O zaman senin onlar hakkında söylediklerini halk da şimdi senin hakkında söyleyecek. Biriktireceğin en güzel azık, iyiliğe yönelik işlerin olsun. Heveslerine hâkim ol. Sana helâl olmayan şeylerde nefsine karşı sıkı dur. Nefsinin gerek hoşlandığı ve gerekse hoşlanmadığı şeylerde sıkı durman onun hakkında adaletin ta kendisidir.

HALKA SEVGİ VE MERHAMET BESLE

Halk için kalbinde sevgi, merhamet duyguları ve lütuf meyilleri besle. Sakın biçarelerin başına kendilerini yutmayı ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme! Evet, bunların kabahatleri, birtakım kusurları olabilir. Hata ile yahut kasıtlı olarak işledikleri kabahatleri olsa da ellerinden tutup doğru yola getirmek pek de mümkündür. Nasıl sen, kendin için Allah’ın affını ve hoş görüşünü istersen sen de onlara affını ve hoş görünü bol bol ver. Çünkü sen onların üstünde bulunuyorsun; valilik yetkilerini sana veren ise senin üstünde bulunuyor. Allah ise valiliği sana verenin de üstündedir ve o Allah kullarının bütün işlerini hakkiyle görmeni istiyor, seni onlarla imtihan ediyor. Sakın Allah ile savaşa girip de kendini O’nun gazabına hedef etme. Çünkü senin ne Allah’ın intikamına dayanacak kudretin var ne de “O’nun af ve merhametine ihtiyacım yok” demeye imkânın var.

ALÇAK GÖNÜLLÜ VE ÖLÇÜLÜ OL

Sakın af ettiğinden dolayı asla pişman olma; sakın hiçbir cezalandırman için de kat’iyyen sevinme. Sakınmak imkânını buldukça hiçbir badireye atılma. Bir de sakın “Ben tam bir kudret sahibiyim, emrederim, itaat ederler” deme. Çünkü böyle bir davranış kalbin fesadı dinin zayıflaması ve felakete yaklaşma ile sonuçlanır. Şayet elindeki kudret sana bir büyüklük ve tahakküm (zorbalık) hissi verirse, hemen üstündeki Kudreti Sonsuzun büyüklüğüne şöyle bir bak ve kâinatı sevk ve idare eden o muazzam ve muhteşem ilahi gücü düşün. Senin kendi nefsine bile güç yetiremeyeceğin şeylerde Allah’ın nasıl bir mutlak kudret sahibi olduğunu bil. İşte bu düşünceler senin o yükseklerde gezen bakışlarını yere indirir; şiddetini giderir, seni bırakıp giden aklını başına getirir. Sakın Allah ile büyüklük yarışına kalkışma, sakın büyüklük ve zorlayıcılığında O’na benzemeye özenme. Çünkü Fâtır-ı zü’l-Celâl Hazretleri her zorbayı zelil, her büyükleneni hakir eder, bırakır.

ADALETTEN AYRILMA

Kendin hakkında, sana yakınlığı olanlar hakkında, Tebaan arasından kendilerine meyil beslediklerin hakkında; Allah’a ve Allah’ın kullarına karşı adaletten kat’iyyen ayrılma. Şayet böyle yapmazsan zulmetmiş olursun. Halbuki Allah’ın kullarına zulmedene karşı, bütün mazlumların davacısı bizzat Hz. Allah’ın kendisidir. Allah da birinin hasmı oldu mu, artık o kimsenin tutunabileceği bütün (dallar kırılır ve bütün) deliller batıl olur. O insan ölünceye yahut tevbe edinceye kadar Allah onunla savaşır. Dünya’da zulüm kadar, Allah’ın lütuflarını kaldıracak ve kahrını hızlandıracak hiçbir şey yoktur. Zira Cenâ-b-ı Hak zulüm altında inliyenlerin beddualarını işitir; zalimleri ise gözetleyip durur. (Beklenmedik bir anda zalimlerin hesabını görür, defterini dürer, atılması gereken yere atar.)

HALKIN AYIPLARINI ARAŞTIRMA

Senin vazifen bilgine ulaşanları düzeltmekten ibarettir. Bilmediklerine gelince; onlar hakkındaki hükmü Allah verir. Evet sen halkının ayıbını gücün yettiği kadar ört ki Allah da senin halkından gizli kalmasını istediğin şeylerini örtsün.

YANINA YAKLAŞTIRMAYACAKLARIN

İnsanlar hakkındaki bütün kin düğümlerini çöz; seni intikama doğru sürükleyecek iplerin hepsini kes. Sence açıklık kazanmayan şeylerin tümü hakkında anlamamış görün, şunu bunu gammazlayanın (söz götürüp getirenin) sözüne sakın çarçabuk inanma. Çünkü gammaz ne kadar saf görünürse görünsün yine hilekârdır. Sakın, cimriyi, korkağı, hırslıyı danışma meclisine sokma. Sana müşavir olacakların en kötüsü senden evvel, şerli kimselerle işbirliği yapmış ve onların suçlarına ortak olmuş kimselerdir. Böyleleri kat’iyyen senin mahremin (sırdaşın) olmamalı. Çünkü bunlar canilerin yardımcıları ve zalimlerin dostlarıdır.

KENDİNE MÜŞAVİR EDİNECEKLERİN ACI GERÇEKLERİ SÖYLEYENLER OLSUN

İnsanlar içinden en çok beğeneceklerin, acı gerçekleri sana söyleyenler olsun. Sana yağcılığa kalkışıp seni zulme teşvik edenler olmasın. Bir de sâdık ve kanaatkâr adamları kendine sırdaş edin. Eğer bunlar seni alkışlamazlar ve yapmadığın birtakım işleri sana isnad ile keyfini getirmezler ise bunu da anlayışla karşıla. Zira alkışa ve yersiz övgüye müsamaha etmek, insanı büyüklenmeğe sevk eder ve kibire yaklaştırır. Sakın insanların iyisi ile kötüsü, senin yanında bir olmasın. Zira onları böylece eşit görmek bir tarafta iyileri iyilikten soğuturken kötülerin de fenalığa olan meylinde onlara cesaret verir. Zira Cenâb-ı Hak doğru yola gitmesini dilediği bir topluma:  “Ey! îman edenler Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve içinizden olan ulul-emre itaat edin. Şayet bir şey de anlaşamazsınız onu Allah’a ve Peygamber’e gönderin” buyuruyor. Allah’a gönderin demek, kitabındaki muhkemâta sarılmak demektir. Resule göndermek demek, onun toplayıp, birleştiren ve tefrikaya meydan vermeyen sünnetine uymak demektir.

HÂKİMLERİN ÖZELLİKLERİ

Halk arasında, hüküm vermek için öyle bir kimse seç ki, sence onların en değerlisi bulunsun, işten sıkılmasın; murafaaya (duruşmaya) gelenlerden sinirlenerek inada kalkışmasın, hatasında ısrar etmesin; hakkı gördüğü an (doğruyu gördüğü anda) döneceği yerde dili tutulup kalmasın; hiçbir zaman tamah ettiği bir menfaatin kaybolacağı gibi bir endişeye düşmesin; meseleyi künhüne kadar anlamadıkça, hemen hâsıl ettiği kanaati kâfi görmesin. Şüphelerde en çok durur; delillere en fazla sarılır, hasmın müracaatından en az usanır; durumların açıklığa kavuşmasını en fazla bekler; hükmün açıklığa kavuşmasından sonra da en kat’î davranır; övülme ile şımarmaz; heyecanla eğilip, bükülmez olsun. Aslında böyle kimseler de pek nadirdir. Sonra bu zatların vereceği hükümleri sık sık tahkik et ve kendilerine zaruretlerini giderecek, halktan ihtiyaçlarını kesecek kadar maaş ver.  Bu din, kötü adamların elinde esir oldu, onun namına istenilen yapılıyor ve onunla dünya elde edilmeye uğraşılıyor. Sakın şahsi yakınlık veya tesir altında kalarak hiçbir kimseye vazife verme. Çünkü bencillik ve tarafgirlik zulüm ve hiyanete götüren iki sebeptir. Bu işler için iyi halleri ile bilinen ailelerden gelen, iyi yetişmiş, tecrübeli, haya sahibi, İslama hizmeti geçmiş kimseleri araştır. Zira ahlakı en dürüst, namus ve şerefi en sağlam olanlar, tama’ın cazibesine en az kapılır ve işlerin varacağı neticeleri en isabetli şekilde görürler.

MEMLEKETİN HARAP OLMASI, HALKININ SEFALETE DÜŞMESİNDENDİR

Memleketin harab olması, halkının sefalete düşmesindendir. Ahaliyi sefil eden sebep de ancak, valilerin (yöneticilerin); servet toplamaya düşkünlükleridir.

İHTİKÂRA (HAKSIZ KAZANCA, VURGUNCULUĞA VE KARABORSAYA) ENGEL OL

Çünkü Peygamber Aleyhisselâtü vesselam Efendimiz, ihtikârı yasakladılar. Alım, satım doğru tartılarla olmalı ve alanı da, satanı da ezmeyecek mutedil fiyatlar çerçevesinde yapılmalıdır. Herhangi bir kimse senin yasağından sonra ihtikâra yanaşırsa, ifrata varmamak şartıyla, onu hemen cezalandır.

YOKSULLARIN HAKKINI VERMEYE TİTİZLİK GÖSTR

Hele alt kesimdeki, her türlü çareden mahrum fakirler ve çaresizler ile felaketzedeler, kötürümler hakkında Allah’tan korkmalı hem de çok korkmalısın. Bu kesimde halini söyleyende var, söyleyemeyen de. Allah’ın bu fakirlere ait olmak üzere korunması için seni görevlendirdiği hakkı çok iyi koru. Oradakilere beytü’l-malından (hazinenden) bir hisse, başka yerlerde bulunanlara da her memleketin fakir Müslümanlara mahsus gelirinden birer hisse ayır. Çünkü en uzaktakilerinin de en yakındakiler gibi hakları mevcuttur. Cümlesinin hakkını gözetmek ise sana emanet edilen bir vazifedir. Sakın azamet (büyüklük) seni onlarla uğraşmaktan alıkoymasın. Zira işlerin mühim olanlarını iyi gördüğün için ehemmiyetsizini yüzüstü bırakırsan mazur görülemezsin. Bu sebepten kendilerini düşünmekten geri durma ve zavallılara ekşi çehre gösterme. Yine bunlardan olup da aşağı görülme veya başka kimselerin onları hesaba almamaları yüzünden, işleri sana kadar gelemeyenleri araştır. Sırf bunlar için Allah’tan korkan, alçak gönüllü ve emin bir adam tahsis et ki arada vasıta olsun ve onların işini sana bildirsin. Hâsılı öyle çalışki, Allah’ın huzuruna çıktığın zaman “Gücümün yettiğini sarf ettim” diyebilesin. Halkın bu kesimi adalet ve yardıma, başkalarından ziyade muhtaçtır. Onun için her birinin hakkını vermeye son derecede titizlik göster.

YETİM VE YAŞLILARIN GEÇİMİNİ ÜZERİNE AL

Sonra yetimleri ve yaşlı bulunduğu halde hiçbir çaresi olmayan kimselerin geçimini de üzerine al. Vakıa bu işler valiye ağır gelir, lâkin şunu unutma ki ne kadar hak varsa hepsi de ağırdır. Bunu Allah yalnız o kimselere kolaylaştırır ki halden ziyade âkibeti (işin sonunu) düşünerek nefsini dayanıklılığa alıştırır ve kendi hakkında Allah’ın va’dinin doğruluğundan emin bulunur.

DİLEK VE İHTİYAÇ SAHİPLERİNİ DİNLERKEN MUHAFIZLARINI YANINDA BULUNDURMA!

İhtiyaç sahipleri için sırf kendileriyle meşgul olacağın bir zaman ve mekân ayır ve hepsiyle beraber otur da seni yaratan Allah’ın Rızasını celb edecek bir tevazu göster. Sonra askerini, yardımcılarını, muhafızlarını, zabıta memurlarını yanlarında bulundurma ki, söylemek isteyen çekinmeden derdini dökebilsin. Ben Peygamber (sav)’den bir kaç yerde işittim, şöyle buyurmuştu: “İçindeki zayıfın hakkı serbestçe, kuvvetlisinden alınamıyan bir millet hiç bir zaman kuvvetlenemez.” Bir de bunların münasebet almayan sözlerini, yahut da dertlerini anlatabilmedeki acizliklerini hoş gör, kendilerine karşı hırçınlık etme, büyüklük gösterme. Bu yüzden Cenâb-ı Hak sana Rahmet kanatlarını açar; taâtıne mukabil sana sevabını ihsan eder. Hem verdiğini güler yüzle, gönül hoşluğuyla ver, veremediğin takdirde kabul olunabilecek özürler dile.

ALLAH’A KARŞI KULLUK VAZİFELERİNİ İHMAL ETME

Her ne kadar; niyyet halis olmak ve halkın selâmetine hizmet etmek şartıyla bu çalışmalarının hepsi Allah içinse de sen yine vakitlerinin en hayırlısını Allah ile arandaki durumlar için nefsine hasret. Allah rızası için eda edeceğin taâtin en başlıcası da Zât-ı ilâhiye has olan farzları yerine getirmekten ibaret olsun. Gecende ve gündüzünde bedeninden Allah’a ait bulunan kulluk hissesini ayır ve seni Cenâb-ı Hak’kın yüce huzuruna yaklaştıran bu taât ve ibadeti, vücuduna her neye mâl olursa olsun, eksiksiz ve gediksiz edâ et. Şayet namazında halka imam olmuşsan sakın ne bıktıracak kadar uzun ne de bir hayra yaramıyacak gibi kıldırma. Çünkü halkın içinde hasta olanlar ve işi olanlar vardır. Peygamber (sav) beni Yemen’e gönderirken: “Onlara namazı nasıl kıldırayım?” demiştim. “En zayıflarının namazı gibi, kıldır.” ve ayrıca “Müminlere karşı çok merhametli ol.” buyurmuşlardı.

AKRABALARA KARŞI TUTUM

Etrafındakilerden, ileri gelenlerinden ve akrabandan hiçbirine kat’iyyen toprak verme. (Devlet elindeki bütün imkânlardan yararlanma hakkı tanıma.) Akrabandan hiç kimse senden cesaret alıp da müşterek su ve zahire biriktirmeye tama etmesinler. Yahut müşterek bir iş tutarak, etrafındakilere zarar verecek ve zahmeti başkalarına yükletecek sûretde bir şeye teşebbüs etmesinler. Çünkü bunun kârı senin değildir. Fakat onların ârı ise dünyada ve ahiretde sana döner. Sonra, senin yakının olsun veya olmasın herkesi hakkı kabul etmeye zorla; eğer has adamların ve yakınlarından biri yasaları çiğnemiş ise senin için ne kadar güç olursa olsun, cezasını eksiksiz icra et. Bu hususta sabır, sebat ve dikkat göster ve davranışın sonunu gözet. Çünkü bunun sonu hayırdır. Halkın senin hakkındaki su-i zanlarını değiştir. Şayet halkta senin zulmettiğin zannı hâsıl olmuşsa kendilerine özrünü bildirerek hakkındaki zanlarını değiştir. Çünkü böyle yapmakla, önce kendi nefsini düzeltmiş, sonra idaren altındaki halka tatlılıkla muamele etmiş, ayrıca kendini mazur göstermiş olursun. Üstelik onları hak üzerinde dâim kılmaktan ibaret bulunan ana maksadına da bu sayede ulaşmış bulunursun.

BARIŞ TALEBİNİ ALLAH’IN RIZASINA UYGUNSA REDDETME

Düşmanın tarafından sana teklif olunan sulh (barış), rızâyı ilâhiyeye muvafık ise katiyyen reddetme. Zira barışta askerine istirahat, sana endişeden rahat, ülken için de selâmet vardır. Lâkin barıştan sonra, düşmanından sakın ve hem de çok sakın, öyle ya belki düşmanın seni gafil avlamak için sana yaklaşmak istemiştir. O sebepten ihtiyata sarıl, bu hususta asla hüsn-ü zanna kapılma. Sakın verdiğin sözden dönme; sakın ahdine hıyanet etme; sakın düşmanını aldatma.

KAN DÖKMEKTEN KAÇIN

Sonra, kandan ve onu haksız yere dökmekten son derecede sakın. Çünkü haksız yere kan dökmek gibi felâket getiren; bunun kadar mesuliyeti büyük, bunun kadar nimetin zevalini; devletin mahv olmasını hak eden bir şey yoktur. Allah Teâla, kıyamet günü kulları arasında hükmünü verirken ilk olarak döktükleri kanlardan başlayacaktır. Sakın haram bir kanı dökerek saltanatını kuvvetlendirmek sevdasına kapılma. Zîrâ bu hareket onu zaafa düşürecek, daha doğrusu zevale erdirerek başka ellere geçirecek, sebeplerdendir. Hele kasten gerçekleştireceğin bir katl için ne Allah’ın katında ve ne de benim indimde hiçbir özrün olamaz. Çünkü bu takdirde bedenen hak ettiğin cezanın (kısas) icra edilmesi lazımdır. Şayet bir kazaya uğrarsan… Tedîb ederken, (birini cezalandirirken) kırbacın yahut elin aşırılığa giderse -zaman olur ki yumruk yahut biraz fazlası ölümü netice verebilir- sakın, sahip olduğun nüfuza güvenerek ölenin velîlerine haklarını vermeyeyim demeye kalkışma.

KAÇINACAĞIN DİĞER HUSUSLAR

Birde sakın kendini beğenme. Sakın, nefsinin sana hoş gelen cihetlerine güvenme. Sakın yüzüne karşı övülmeyi isteme. Zira iyilerin ne kadar iyiliği varsa, hepsini mahvetmek için şeytanın elindeki fırsatların en sağlamı budur… Sonra sakın halkına yaptığın iyilikleri, onların başlarına kakma yahut yaptığın işleri mübalağalı gösterme yahut kendilerine verdiğin sözden dönme. Çünkü başa kalkma, iyiliği bitirir; mübalağa hakikati söndürür; sözden dönme ise Allah Teâla’nın da halkın da nefretini celb eder. Allah buyuruyor: “Böylece, sizin yapmadığınızı söylemeniz Allah indinde ne kadar menfur bir harekettir.” buyuruyor. Sakın, işlere vaktinden evvel atılma, sakın vakti gelince de sabırsızlık gösterme. Sakın açıklık kazanmayan işlerde inat etme. Sakın, işler açıklık kazandığı zamanda da gevşeklik gösterme. Sonra işlerin her birini yerli yerine koy, işlerinin her birini zamanında ifa et. Herkesin üzerinde birlik halinde olduğu noktalarda kendini kayırmaktan çekin. Görevlendirdiğin kimselerin açığa çıkmış kötülüklerine karşı senden beklenen hareketten habersizmiş gibi davranma. Aksi takdirde başkasının yerine sen cezaya maruz kalırsın. Az zaman sonra işlerin üzerinde ki perdeler, gözlerin önünde açılır ve mazlumun hakkı senden alınır.

DİKKAT EDECEĞİN DİĞER HUSUSLAR

Hiddetine, gadabına (öfkene), eline ve diline hâkim ol. Bunların hepsinden korunabilmek için de badirelerden geri durup şiddetini geciktir ki öfken geçsin de irâdene sahib olabilesin. Şunu da iyi bil ki; bir gün seni yaratana döneceğini O’na hesap vereceğini, çok açık ve iyi bir şekilde nefsine hatırlatmadıkça ona hâkim olmak imkânını katiyyen bulamazsın. Şimdi, senin üzerine gerekli olan, senden evvelkilerin sana ulaşan adil hükümlerini yahut isabetli olan tutumlarını yahut Peygamber (sav) Efendimizden gelmiş bir haberi yahut kitabullahda ki bir farizayı hatırda tutarak şu emirnamemde bildirdiğim hükümleri tatbike çalışmandır.

DİLEK VE DUA

Artık Cenâb-ı Hak’kın geniş rahmetinden ve bütün istekleri kuşatmış olan azamet ve kudretinden dilerim ki; rızası doğrultusunda en iyi eserler bırakabilmek için gücümüzün yettiği kadar çalışmaya seni de, beni de muvaffak kılsın. Hakkımızdaki nimetini tamamlasın ve bize olan ikramlarını kat kat artırıp sana da bana da saadetle ve şehadetle can vermeyi muvaffak ve kolay eylesin. Bizim dua ve niyazımız Allah’adır. Salât-ü selam Allah’ın Resulüne ve onun iyi ve tertemiz âli üzerine olsun.[1]

 Dr. Vehbi KARAKAŞ 

[1] Bkz. Çaviş, Şeyh Abdulaziz, Anglikan Kilisesine Cevap, Çev: Mehmet Âkif, Sad: Süleyman Ateş, s.117-129, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1974-Ankara; http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=44&t=3070; ayrıca bkz.es-Sallâbî, Ali Muhamed Muhammed, Ali bin Ebî Tâlib Şahsiyyetühü ve Asruhu, 388-399, Ravza Yayınları, İstanbul, 2018

Yorumlar

  1. Mehmet Demir dedi ki:

    Selamun aleyküm sayın hocam. Allah razı olsun, hakikaten aynı dünden, günümüze ve meçhul sonumuz a bir uyarı ve kulağımıza gönlümüze bir nakış anlaya bilenler için de nasihat. Rabbim nasihat ede bilenlenlerden eylesin inşallah. Vesselam Mehmet Demir Hakkari Şemdinli den.