islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Dürziler Üzerinden Suriye’de Oynanan Oyun

Dürziler Üzerinden Suriye’de Oynanan Oyun

Dürzîler Üzerinden Suriye’de Değiştirilmeye Çalışılan Harita

1. Dürzî Nüfusu – Suriye, Lübnan, İsrail

Suriye: Yaklaşık 700.000 Dürzî — ülke nüfusunun ~%3’ü — Süveyda’da 337–340 bin, geri kalanı Şam ve çevresinde yaşar.

Lübnan: 250–300 bin Dürzî — ülke nüfusunun %5 .

İsrail (Golan dâhil): Yaklaşık 150–160 bin, bu ~%1.6–2’lik oranla nüfusun küçük bir kısmıdır.

Dünya genelinde Dürzî nüfusu ~1 milyon; yaklaşık yarısı Suriye’de, %35–40’ı Lübnan’da, %<10’u ise İsrail’dedir .

2. Sweida’daki Çatışmalar ve Muhalif Kanat

13–16 Temmuz 2025 tarihleri arasında Dürzî milisler ile Beduî kabileler arasında başlayan çatışmalara, Suriye ordusu da dâhil olmuştur .
Toplam ölü sayısı yaklaşık 248–250; içinde sivil Dürzî ve beduînlikler de var.
En az 92 Dürzî’den 21’i infaz edildi  .
Yaklaşık 138–158 rejim askeri, 18 beduîn dövüşçü de ölmüştür .
Lüderli bir anlaşma sağlanmış ancak devam etti:
Ateşkes imzalanmıştı, ancak Muhammed Hikmat el‑Hijri liderliğindeki muhalif kanat anlaşmayı reddedip direnişi teşvik etti. Trump ve Netanyahu’ya çağrı yaparak uluslararası müdahale istedi.

3. İsrail’in Müdahalesi

İsrail, Dürzîleri “korumak” iddiasıyla Süveyda ve Şam’da Suriye ordusuna hava saldırıları düzenledi; hedefler arasında Şam Savunma Bakanlığı da var.
Netanyahu ve Savunma Bakanı Katz, eğer Suriye güçleri sınır bölgesinden çekilmezse saldırıların artacağını açıkladı ().
İsrail ayrıca Golan’da ve sınır hattında kuvvet sevk etti.

4. “Efradını Camî, Ağyârını Mani” Yaklaşımı

İsrail Dürzîleri koruma kisvesiyle müdahale ediyor; bu hem Suriye rejimini zora sokuyor hem de Türkiye’yi alan kaybı konusunda uyarıyor. Batı (ABD/İngiltere) Mezhepler üzerinden bölünebilme politikasını sürdürerek mezhep ayrımını körüklüyor.

Türkiye

Dürzîlerin nüfusu küçük, ama stratejik bir köşe taşı. Türkiye Suriye’nin bütünlüğünü savunuyor, Dürzîler üzerinden oluşan kırılmalar Türkiye’ye çevresel risk yaratıyor.
İsrail’in hamlesi, Türkiye’ye “Suriye’ye etkili bir aktör olun” mesajı taşıyor; bu, dolaylı baskı anlamına geliyor.

5. Türkiye–İsrail Çatışma Senaryoları

Doğrudan savaş mümkün değil, ancak vekil aktörler (Dürzî milisler, SDG, beduînler) üzerinden çatışmalar artabilir.
Türkiye, rejimle siyasî diyalog + bölgedeki etki alanlarını kuvvetlendirme yolu izlerken – İsrail ise sınırına yakın alanları askeri, diplomatik ve istihbarî yollarla kontrol edip Türkiye’nin etkisini sınırlamak isteyebilir.

Umumi Değerlendirme

Dürzî nüfus küçük ama stratejik: ~700 bin (Suriye), 250–300 bin (Lübnan), 150–160 bin (İsrail).
Çatışmalar sonucu 248–250 ölü oldu; hem Dürzî hem asker, sivil ve beduîn taraflardan kayıplar var.
İsrail hava saldırısının gerekçesi “Dürzîleri korumak”; ama amacı Suriye rejimini zayıflatmak ve Türkiye’ye mesaj vermek.
Türkiye, Suriye’nin ulusal bütünlüğü ekseninde duruyor; ancak dolaylı mücadeleye hazırlıklı olmalı.
Doğrudan İsrail–Türkiye çatışması yok; ancak vekil aktörler üzerinden Türkiye’ye yöneltilen dolaylı baskı güçlü ihtimal.

Süveyda’da Ateşkes ve Ordu Çekilmesi: Geri Adım mı, Stratejik Hamle mi?

Ateşkesin Zamanı

16 Temmuz 2025 Çarşamba günü akşam saatlerinde, Suriye hükümeti ile Süveyda’daki Dürzî temsilciler arasında tam ve derhal yürürlüğe giren bir ateşkes anlaşması sağlanmıştır. Ateşkesin hemen ardından, aynı gece saat 21.00 sularında, Suriye ordusu şehir merkezinden düzenli şekilde çekilmiştir. Ancak bu çekilme, mutlak bir geri adım değil; kontrollü bir yeniden konuşlanma ve siyasî nüfuzun tesisi anlamına gelmektedir.

Görünürde Geri Adım, Gerçekte Tahkim

İlk bakışta “çekilme” şeklinde algılanabilecek bu gelişme, aslında Şam yönetiminin Süveyda’da uzun vadeli bir hâkimiyet tesis etme iradesine dayanmaktadır. Daha önce Hikmet el-Hicrî’ye bağlı silahlı unsurların kontrol ettiği bölgeler, artık devletin resmî güvenlik yapıları tarafından idare edilmektedir. Bu, sadece bir güvenlik başarısı değil, sivil-askerî bütünlük arz eden bir idari tahkimattır.

Merkeziyetçilik Lehine, Bölgeselcilik Aleyhine

Süveyda’daki bu gelişmeler, Suriye’nin bazı bölgelerinde zaman zaman güçlenen “eyaletleşme” veya “mahalli özerklik” eğilimlerine karşı merkezî idarenin otoritesini yeniden tesis ettiği anlamına gelir. Şam’ın bu müdahalesi, “birleşik ve merkezi Suriye” ideali çerçevesinde düşünülmelidir.

Kuzeydoğu’ya Dair Stratejik Etki

Bu başarı, Suriye’nin kuzeydoğusunda PYD/PKK (SDG) kontrolündeki bölgelere yönelik de zımnî bir mesajdır:
“Çatışma yerine entegrasyon; savaş yerine siyaset.”
Mazlum Abdi liderliğindeki yapı da Süveyda’daki bu sonucu dikkatle izlemekte ve benzer bir çözüm modeliyle karşı karşıya kalabileceğini fark etmektedir.

Uluslararası Yalnızlık ve Yeni Dönem

Bu gelişme, sadece içerideki gruplar için değil, İsrail ve Batı’nın taşeronluğunu üstlenen yapılar için de bir ikazdır. Süveyda’daki Dürzî unsurlar, açık ya da örtülü dış destekle ayakta duramadılar. Bu, uluslararası yalnızlığın sonuçları bakımından hem PKK’ya hem de diğer ayrılıkçı yapılara ibretlik bir örnektir.

Sonuç:

Suriye ordusunun Süveyda’dan çekilmesi, “çekilmek” değil, yeni bir idari rejimin inşası ve merkezin tahkimidir. Şam yönetimi, iç çatışmaları kan dökmeden çözebileceğini göstermiştir. Bu gelişmenin hem kuzeydoğu meselesi, hem de Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından ciddi stratejik sonuçları olacaktır.

SORU:

Türkiye Suriye’de savaşa zorlanıyor mu? İsrail ve Batı destekli yapılar Türkiye’ye saldırı zemini mi arıyor? Türkiye ilk hamleyi mi yapmalı yoksa saldırılmayı mı beklemeli?

1. GÖRÜNÜŞTEKİ TAZYİK:

Evet, özellikle Suriye’nin kuzeyinde (Tel Rıfat – Münbiç hattı ile Haseke – Kamışlı çevresi) PKK/YPG unsurlarının varlığının sürdürülmesi, bu yapıların İsrail ve Batı nezdinde meşrulaştırılma çabası, Türkiye’nin çevrelenmesi stratejisinin bir parçasıdır.

Aynı şekilde, Süveyda’daki Dürzî kalkışması üzerinden Şam’a baskı yapılması ve İsrail’in “koruyucu” pozisyona yerleşmesi, hem İran’a hem de dolaylı olarak Türkiye’ye stratejik mesaj barındırmaktadır.

2. TARİHİ OKUMA:

• 2003 Irak müdahalesinde Türkiye ilk saldıran olmadı ama çevrelendi.
• 2011 sonrası Suriye iç savaşı, Türkiye’yi “kriz yöneten ülke” pozisyonuna düşürdü.
• 2020’deki İdlib ve Barış Pınarı Harekâtları, önleyici güç kullanımına örnek teşkil etti.
Türkiye’nin tarihî refleksi beklemek ama sınırlı hamleyle dengelemek şeklindedir.

3. CAYDIRICILIK ESASTIR

En iyi savunma, bazen görünür olmayan bir saldırı hazırlığıdır. Türkiye’nin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde yapacağı misilleme elbette meşrudur, ancak önceki yıllarda olduğu gibi:
• Önleyici istihbarat,
• Sınırlı cerrahi harekâtlar ve
• Bölgesel diplomatik kuşatmayı kırma adımları öncelenmelidir.

Misal:

İsrail veya Batı destekli bir vekil grup üzerinden bir provokasyon olursa, bu saldırıya tam teşekküllü cevap verilmeli, ama doğrudan İsrail’le savaş başlatmak oyuna gelmek anlamına gelir.

4. İLK HAMLEYİ KİM YAPMALI?

• Türkiye’nin doğrudan savaş açması, uluslararası meşruiyetini zedeler.
• Ama ilk saldırıyı beklemek de her zaman güvenli değildir.
• En makul çizgi, “önleyici caydırıcılık”tır:
• Saldırı hazırlığındaki unsurlar etkisiz hâle getirilebilir.
• Stratejik yerlerde (örneğin Ayn el-Arab, Tel Rıfat) harekât için alan açılabilir.
• Diplomatik ön alma yoluyla savaş zemini Batı için gayrimeşru hâle getirilebilir.

5. EN İSABETLİ HAMLE NE OLABİLİR?

1. Asimetrik Yöntemlerle Caydırıcılığı Güçlendirmek:
Savaş açmadan da güç göstermek mümkündür. SİHA’lar, nokta operasyonlar, vekil unsurlar üzerinden mesaj vermek.

2. Suriye ile Koordinasyon (Asgari düzeyde bile olsa):
Ortak düşmana karşı sessiz mutabakat, PYD’yi izole eder.

3. İran ile Temas ve Bölgesel Birlik:
İsrail’in izolasyonunu sağlayacak bir eksen kurulmalı (Ankara-Tahran-Doha-Bağdat hattı).

4. Batı Kamuoyunda Psikolojik Üstünlük:
Türkiye saldırıya uğramadan önce diplomatik ve medya üstünlüğü sağlamalıdır. Böylece saldırıya cevaben atılacak her adım meşru zemine oturur.

5. NATO’ya Karşı Hukukî Hatırlatma:
Türkiye bir NATO üyesidir. NATO içinde yalnızlaştırılmaması için diplomatik baskı arttırılmalıdır.

SONUÇ:

Türkiye, ilk kurşunu atmamalıdır; fakat kurşunun kendisine yöneldiğini açıkça gördüğünde, susması ve gecikmesi de ihanettir.

Türkiye’nin elindeki en güçlü silah; soğukkanlı, kararlı ve önleyici caydırıcılıkla birlikte, bölgesel işbirliği ve meşruiyet ekseni kurabilme yeteneğidir.

Bir “büyük savaş” değil, stratejik denge inşa etme dönemi yaşanmaktadır. Türkiye bu dengeyi bozmak değil, yönlendirmek durumundadır.

Dr. Tâc es‑Serr Osman Beyin Önemli Tavsiyesi:👇

Ey İnsanlar! Dinleyin ve İbret Alın!

Her ne kadar bazılarına ağır gelse de, bu sözler ne bir hezeyan ne de bir öfke patlamasıdır; bilakis, tarihin bağrından ve coğrafyanın kaderinden doğmuş, çıplak ve inkâr kabul etmez bir hakikattir.

Şam’da istikrarlı ve güçlü bir devlet inşa etmek, bugün dünyayı yöneten güç dengeleriyle asla örtüşmez. Bu yol sarptır, uçurumlarla doludur.
Haritaların cebren çizildiği, iradelerin zorbalıkla gasp edildiği bu çağda, böylesi bir teşebbüs ya kadere isyandır ya da beyhude bir çabadır.

Eğer Suriye halkı, İsrail’in dayattığı eksenden sıyrılmak isterse, bilmelidir ki bu yol kolay değildir. Çünkü siyonist akıl, güvenliğini Şam’ın zayıflığında arar.
Dağınık, parçalanmış bir Şam; İsrail’in gözünde en huzurlu Şam’dır.

Şam ya galebe çalar ve düşmanı dizginler, ya da diz çöker ve düşmanın gölgesinde yaşamaya mahkûm olur. Zira Şam ya hâkimdir ya da mahkûm; üçüncü bir seçenek bulunmaz.

Bu topraklar barışın değil, kaderi mukadder bir mücadelenin sahasıdır.

Bugün Şam’ın asıl ihtiyacı inşaat projeleri veya altyapı yatırımları değil,
çelikten bir irade, keskin bir strateji, basiretli bir akıl ve direniş ilminden nasipli bir nesildir.

Kim ki meydandan kaçıp düşmanla masaya oturursa, bilsin ki o masaya sadece teslimiyetle oturmuştur.
Zilletin paslı libasını, sahte istikrarın cilasıyla parlatmaya kalkışmayın.

Ne beton kuleler ne de koca duvarlar düşmanı caydırır.
Asıl korkutucu olan, onun arzularına başkaldıran bir iradenin zuhurudur.

Ne diplomasi kâfidir ne de cephanelikler.
İrade ve azim olmaksızın hiçbir millet izzet bulamaz.

Zira bu siyonist dayatmayla yüzleşmek; geçici bir siyaset değil,
tarihin yüklediği kadîm bir kaderdir.

Toprakların zorbalıkla gasbedildiği, tarihin hileyle tahrif edildiği o günden bu yana,
bu coğrafyada hüküm süren şey, kan ve ateşle yazılmış bir jeopolitik mukadderattır.

Bu mukadder hakikati göz ardı ederek atılan her adım, şekillendirilen her proje rahme düşmeden ölen bir cenin misali:
Mezara konmuş, ölü doğmuş bir tasarıdır.

Dr. Tâc es‑Serr Osman (Tâc es‑Serr Osman)

Tercüme Eden ve Hazırlayan:

Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.