
EKRANDAKİ TAHRİFAT VE MEDYA EŞİĞİNDEKİ SESSİZLİK: EXODUS FİLMİ ÜZERİNDEN BİR EKRAN OKUMASI

Geçtiğimiz Cumartesi gecesi (08.08.2026) ulusal bir televizyon kanalının (ATV) akşam kuşağında, Hz. Musa’nın (a.s.) hayatını anlatan Hollywood yapımı Exodus: Tanrılar ve Krallar filmi herhangi bir ön bilgilendirme, eleştirel şerh veya uzman değerlendirmesi olmaksızın, “heyecanlı bir epik sinema” ambalajıyla milyonlarca evde seyrettirildi. İlk bakışta görkemli görsel efektleri, dev bütçesi ve yüksek temposuyla bir aksiyon şöleni gibi sunulan 2014 tarihli bu yapım, derinine inildiğinde Kur’ân-ı Kerim’in peygamberlik anlayışını, tevhid akidesini ve tarihî hakikatleri altüst eden ağır bir deformasyon barındırmaktadır. Mesele sadece bir filmin yayınlanmış olması değildir. Mesele, milyonlarca Müslümanın evine giren görsel kültürün, zihinleri ve gönülleri nasıl bir dezenformasyona tâbi tuttuğu ve bu durum karşısında yayıncılık anlayışımızın sergilediği gâfil tutumdur.
Tevhid Akidesine ve Peygamberlik Makamına Açılan Örtülü Savaş
İslâm inancının merkezinde yer alan Tevhid ilkesi, Yaratıcı’nın hiçbir insanî forma, bedene, yaşa veya kusura büründürülemeyeceği hakikatine dayanır (“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur”, Şûrâ, 11). Oysa Ridley Scott’ın yönettiği bu filmde ilâhî irade; öfkeli, intikamcı, hırçın ve sabırsız 11-12 yaşlarında bir çocuk figürü üzerinden somutlaştırılmaktadır. Müslüman bir seyircinin ekran karşısında Yaratıcı’yı böyle bir formda görmesi, farkında olunmadan zihnî dünyasında tevhid akidesinin zedelenmesine yol açabilmektedir. Filmde İslâm inancına aykıra birçok eksik ve yanıltma var. Her birini burada tek tek dillendirmek mümkün değildir. Ancak bunlardan bir iki tanesine temas edeyim:
Kur’ân-ı Kerim’de Allah ile konuşma şerefine erdiği için “Kelimullah” sıfatıyla anılan Hz. Musa (a.s.), filmde adeta bir gerilla lideri, kılıç sallayan hırçın bir isyancı ve geçirdiği kafa travması sonrasında halüsinasyonlar gören bir insan konumuna düşürülmüştür. Ulu’l-azm (büyük) bir peygamberin çamurların içinde çocuk suretindeki bir figürle bağıra çağıra tartışması, peygamberlerin masumiyet (ismet) ve vakar sıfatlarını hiçe saymaktadır. Vahyin psikolojik bir rahatsızlık veya sanrı gibi sunulması, seküler zihniyetin mukaddes olana yönelik sinsi bir operasyonundan başka bir şey değildir.
Ayrıca Kur’an’da apaçık birer ilâhî mucize olarak anlatılan Kızıldeniz’in yarılması ve Mısır felaketleri; filmde tamamen depremler, tsunamiler ve ekolojik krizler silsilesi şeklinde rasyonelleştirilmektedir. Mucize kavramının içinin boşaltılması, olayların ilâhî bir müdahaleden çıkarılıp tesadüfî doğa olaylarına indirgenmesi, materyalist dünya görüşünün ekranlar vasıtasıyla toplumun kılcal damarlarına zerk edilmesidir.
Sessizce Kanıksanan Zihnî İşgal
Geniş kitleler, özellikle de dinî bilgisi henüz olgunlaşmamış gençler ve çocuklar, ekranda “Hz. Musa” ismini gördüklerinde izlediklerini doğrudan Kur’ân kıssasıyla özdeşleştirme eğilimindedir. Hiçbir uyarı yapılmadan, sunuş metni koyulmadan yayınlanan bu tür yapımlar; İslâmî Hakikat ile Batılı kurguyu zihinlerde eşitlemektedir. Dinî değerlerimiz bir Hollywood aksiyonuna, sözde “iki üvey kardeşin” (Hz. Musa ve Firavun/II. Ramses) taht kavgasına indirgenmekte; tebliğ, sabır ve sadakat dersi olan kıssalar sadece birer “eğlence nesnesi” hâline getirilmektedir.
Müslüman bir toplumda, yayıncılık etiğinin ve sorumluluğunun bu kadar hafifletilmesi kabul edilemez. Bu hususta Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) önemli görevler düşmektedir. Bir gıda maddesinin ambalajında içindekiler en ince ayrıntısına kadar yazılırken, ruhu ve inancı doğrudan zehirleme potansiyeli taşıyan görsel yapımların “yorumsuz” ve serbestçe dolaşıma sokulması büyük bir ihmaldir. Dindar nesil yetiştirelim derken, Müslüman gençlerin itikadını bozabilecek bu tarz ABD menşeli filmlerin yayına sokulması daha dikkatli yapılmalıdır.
Ne Yapmalı? Medya ve Yayıncılık İçin Somut Öneriler
Ekranda yaşanan bu zihnî ve manevî tahrifata karşı sessiz kalmak, tahrifata ortak olmaktır. Müslüman toplumun inanç dokusunu korumak ve medya okuryazarlığını İslâmî bir şuurla yeniden inşa etmek adına şu adımların hızla atılması elzemdir:
Ekranlar, sadece görüntü aktaran camlar değildir; ekranlar zihinleri, kalpleri ve istikbalimizi biçimlendiren birer cephedir. Bu cephede nöbeti boş bırakmak, nesillerimizin inanç dünyasını Hollywood senaristlerinin insafına terk etmek demektir. Vakit, ekrandaki tahrifata karşı uyanık olma ve kitle iletişim araçlarını bir tebliğ ve hakikat vasıtası kılma vaktidir.
PROF.DR. ALİ SEYYAR
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
Uyarılarınız için teşekkür ederim. Sizden bu tür uyarıcı yazılar bekleriz.