islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5312
EURO
17,8060
ALTIN
978,32
BIST
3.231,11
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Perşembe Açık
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
26°C
Cumartesi Az Bulutlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
22°C

EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR

EMEKLİLİKTE YAŞA TAKILANLAR
18.10.2018
A+
A-

Sayın Cumhurbaşkanı’mız partisinin grup toplantısında, Emeklilikte yaşa takılanların 6,2 milyon kişi olduğunu, bunlarla ilgili teklifin kabul edilmesi halinde ekonomiye maliyetinin yıllık 26 milyar lira olduğunu ifade ederek: “Ekonomik kurtuluş savaşı verdiğimiz böyle bir dönemde, böyle bir yükü milletimizin sırtına bindirmeye hakkımız var mı, diye milletime soruyorum? ”diyor.

Milletimizin sırtındaki yükten söz edilince insanın aklına hemen bu yüklerden en büyüğü olan faiz geliyor. 2018 yılı Bütçe Kanunu’nda öngörülen faiz ödemesi ne kadar dersiniz?

2018 yılı için bütçede ön görülen faiz gideri 71,8 milyar ₺

Bu yılki faiz artışlarıyla gerçekleşen faiz gideri ne olacak, bilemiyoruz. 2019 yılı bütçesinde bu rakamın çok daha yukarılara tırmanacağı kesin. Bugün yarın bütçe TBMM’ne sunulmuş olacak ve hep birlikte milletimizin sırtındaki o büyük kamburun yeni boyutun, azmış halini göreceğiz.

Millet olarak, tevcih edilen soru üzerine, bizlerin de mukabil bir takım soruları sormak hakkımız değil mi? Dâhili ve harici şer odaklarına karşı yanında durduklarına, yeri geldiğinde milletin de soru sormak ve murakabe etmek en tabii hakkıdır.

O zaman ilk akla gelen soruları sıralayalım:

Mesela, milletin dişinden tırnağından artırılarak ödediği vergilerden faiz lobisine ödenen 71,8 milyar (eski parayla katrilyon) ne olacak?

Şahsi ikbal hesaplarından başka bir şey düşünmeyen yerel yöneticilerin hovardalıklarına harcanan milyarlar ne olacak?

Kamu bürokrasisine yapılan devasa tahsisatlar ne olacak?

Kamudaki araç, sosyal tesis, maaş, harcırah saltanatı ne olacak?

Kamuda görev yapan, sıradan bir şeften, müdürden başlayıp yukarıya doğru bilcümle memurîne tahsis edilen makam araçları ve birçoğunun şahsi işlerinde kullandıkları bu araçların masrafları ne olacak?

Milli Eğitim başta olmak üzere, kimi kamu kurumlarına, “Sosyal Proje” adıyla havadan sudan projeler sunan tüccar şahsiyet(!)lere yapılan ödemeler ne olacak?

Daha yakın zamanda 550’den 600’e çıkarılan vekil sayısının bütçeye getirdiği ilave maliyet ne olacak?

Listeyi daha uzatmak mümkün, ancak bu kadarıyla iktifa edeyim.

Sormalı değil mi, bu ve bu kabil iş ve uygulamaların kamu bütçesine getirdiği yük ne kadardır?

Faiz yoluyla bir avuç mutlu azınlığa milyarlar aktarılıyor.  Faiz yükünü tuzu kuru seçkinler ödemiyorlar elbette. Zira 2018 yılı Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi rekortmenleri listelerine bakarsanız, bankların ilk sıralarda yer aldığını görürsünüz. Bankalar dışındaki rekortmen şirketlerin faaliyet dışı gelir yani faiz dolayısıyla,  gerçek kişilerinde büyük çoğunlukla yine faiz geliri dolayısıyla rekortmen listelerine girdiklerini görürsünüz. Onlar kazanırken “sessiz yığınlar” kaybediyor ve bu maliyetleri köle gibi çalışarak ödüyorlar. Onlar ödemekle bitiremeyecekler ve torunlarında miras kalacak bir maliyet/borç var ortada.  Faizden kazananlar havadan kazandıkları paradan ödedikleri vergiyle itibar sahibi olurken vergisi mütevazı kazancından kesilenler her fırsatta fırçalanıyor ve fedakârlık yapmaları öncelikle onlardan bekleniyor.

Kamu seçkinleri millete ne kadar yük getirdiklerini – ahiret, hesap, mizan kaygısı olmaksızın- düşünmeden babalarının malı gibi harcıyor. Bütün bunlar göze batmıyor, ancak 6,2 milyon kişiye, ellerinden alınan müktesep haklarının iadesinden dolayı, ödenecek 26 milyar ₺ göze batıyor.

Zaten, emeklik maaşı bağlanma katsayısı 2000 yılı öncesi % 60 iken, 2000 yılında ve 2008 yılında yapılan değişiklerle bu oran oldukça aşağıya çekilmiş, ağırlıklı olarak 2000 yılı sonrası prim ödeyenlere, 2000 öncesine göre yarı yarıya emekli aylığı bağlanır olmuştur. Dolayısıyla artık, emekli aylığı bağlananlar hayatlarını kıt kanaat bile olsa bu maaşla idame edecek durumda değildir. Büyük çoğunluk emekli olsa da geçinebilmek için bir şekilde çalışmak durumundadır.

Devletimiz, ülkemize gelen sıcak paranın kaçması ihtimaline binaen gösterdikleri ihtimamı, toplumun ana gövdesi olan emekliler, ücretliler, esnaf, çiftçilik ve hayvancılıkla iştigal eden kırsal kesim ahalisi ile Küçük ve Orta Ölçekli Sanayiciler konusunda da göstermelidir. Malum olduğu üzere, sıcak para yüksek faize gelip bu milletin kanını, iliğini emmekte ve bu ülkenin dar günlerinde, daha yüksek kâr/faiz talebiyle tehdit ve şantaja başvurmakta, istediğini alamazsa da ardına bakmadan çekip gitmektedir. Bu ülkenin en zor günlerinde, 15 Temmuz gibi en kritik süreçlerde taşın altına elini koyan ve her türlü bedeli ödeyen bu kesimler; yani Sayın Cumhurbaşkanımızın da zaman zaman kullandığı ifadeyle sessiz yığınlardır.

Pek muhterem danışmanlar emekte yaşa takılanlarla ilgili nasıl bir tablo çizdiler de ortaya girişteki cümleler çıktı bilemiyoruz. Fakat faizden rahatsızlığını kimi vesilelerle dile getiren Cumhurbaşkanı’mız, öncelikle faiz lobisine aktarılan devasa kaynağı kurtarmanın çaresini aramalı ve mutlaka bulmalıdır. Kötüye kötü demek iyi de, ortadan kaldırmadıkça bir şey ifade etmez. Yeryüzünde asıl olan maruftur/iyiliktir. Kötülük ise arızidir. “Hak gelince batıl zail olur”* Ardından kamu yöneticilerinin tuzu kuru yaşantılarından ve millete yük olan masraflarından fedakârlık yapmaları sağlanmalıdır. Bunlar yapılırsa belki o zaman; 5.000 iş günü ve 25 yıllık hizmet süresi şeklindeki emeklilik şartlarıyla iş hayatına başladığı halde, 1999 yılında çıkartılan kanunun nâhak yere geriye doğru yürütülmesiyle – “kanun kişilerin aleyhine geriye yürümez” temel hukuk kaidesine rağmen- hakları ellerinden alınan kişilerden sabır istenilebilir.

Milletin sırtındaki asıl kamburlar kaldırıldığı takdirde, bu çıkışın bir manası olabilir. Yoksa fırça atılarak sesi kesilen yığınlar çığ kütlesine dönüşecektir.

Benden söylemesi!

*Bkz: İsra Suresi: 81

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.