
Erkeğin Cinsel Görevden Kaçınması
Kadının cinselliğinden yararlanmanın kocanın en tabîi hakkı ve onun bu hakkını kullanmasına yardımcı olmanın kadının en doğal görevi olduğunu ve bu görevini yapmayan kadının suçlu ve günahkâr olacağını açıkladık.
Kur’ân ifadesiyle erkek de kadın için cinsel haramlardan koruyucu bir örtü olduğundan hiç şüphesiz aynı şekilde kocanın cinselliğinden yararlanmak da kadının hakkıdır.[1] Bu hakkını almasına yardımcı olmak da kocanın vazifesidir. Kocanın bu vazifesini yapmaması da, onu hem suçlu, hem de günahkâr kılar.
Hakkı hep erkekte, görevi de hep kadında gören anlayış İslâm dışıdır. Gerçi cinsellikde görev yapılırken hak alınmış, hak alınırken de görev yapılmış olur. Ancak hakkın ihtiyaç duyulduğu zaman gereğince alınmaması da, kişi aleyhine bir zulümdür.
Kadınla erkek arasında bedensel ve rûhsal yönden bazı farklar bulunduğu için, erkeğin cinsel görevini yapmamasını kadının cinsel hakkının çiğnenmesi şeklinde incelemeyi daha uygun buluyoruz. Önce İslâm Dîni’nde kadın cinselliğinin nasıl değerlendirildiği üzerinde bir hatırlatma yapalım.
İslâm’da erkek gibi kadın da cinselliği olan bir varlık olarak değerlendirilmekte, görevlendirmede aralarında fark gözetilmemekedir.
Kısaca şöyle bir özet çıkarabiliriz:
Erkeklere olduğu gibi kadınlara da gözlerini korumaları ve gözlerden korunmaları emrolunmakta, erkekler gibi kadınlara da zinâ yasaklanmaktadır. Zinâ sebebiyle erkeklere verildiği gibi kadınlara da ceza verilmektedir.
Örnekleri çoğaltabiliriz.
Görülüyor ki cinsel yükümlülükler yönünden kadın da erkek gibidir. Kadın erkek gibi sorumlu olur da erkek gibi hak sahibi olamaz mı? Elbete ki olur. Olmuşdur ve Kur’ân diliyle Bakara 228’de şöylece de açıklanmıştır: “… Kadınların görevleri türünden hakları da vardır…”[2]
Kadının Cinsel Hakları
Kadına cinsel hakları verildiği içindir ki İslâm Dîni’nde evlilik içinde cinsel hayattan çekilme, Îlâ ve Zıhâr haram kılınmış, cinsel ilişkide sevilip orgazmı gözetilmesi emrolunmuş, kocanın iktidarsızlığı halinde evliliği sona erdirmek için kendisine dâva açmak hakkı verilmiştir.[3]
Cinsel bakımdan kadının korunması
Cinsel bakımdan kadın da erkek gibi korunmaktadır.
Korunduğu içindir ki verilmemesi halinde cinsel hakkını isteyebilir. Diğer bir ifadeyle kocasını cinsel görevini yapmaya mecbur ettirebilir.
Ne var ki bu yönde erkeklerle kadın arasında değinmemiz gereken bazı farklar vardır. Bunları şöylece ifadelendirebiliriz:
1-Erkek cinsel yönden hakkını hemen isteyebilir iken kadının bir süreye ihtiyac duyması.
2-Erkeğin hakkını bizzat taleb edebilir olmasına karşılık, kadının ancak mahkeme yoluyla isteyebilir olmasıdır.
Kadının aleyhine gibi görülen bu farklılıklar, aslında erkekle kadının bedenî ve rûhî yapılarının farklılığından kaynaklanmaktadır.
Her düşünür insanın tesbit edebileceği bu farklılıklardan bazıları sunulacak iki örnekte görüleceği üzere cinsel niteliklidir.
a‐ İstisnaî tipler bir tarafa, genel olarak kadın rûhû ve bedeni ancak uyarıldığı zaman cinsel birleşime arzulu ve hazır olur. Erkek ise kadından farklı olarak doğrudan ilişkiye girebilir.
Tarihî dönemlerden günümüze kadar dünyanın her ülkesi ve toplumunda kadının arzu edenden çok arzulanan olması ve bu sebeble de cinsel fuhuş endüstrisine sermaye edinilebilmesi, tesbitimizin delilidir.
b‐ Bir diğer önemli fark da arzu etmese bile kadının cinsel ilişkide bulunabilirliğine karşılık, erkeğin buna güç yetirememesidir. Zira erkekte rûhî ve bedenî isteksizlik sertleşmeyi engelleyeceği, bunun da cinsel eylemi sonuçsuz bırakacağı açıktır.
Pratik hayatta cinsel isteğin çoğunlukla erkekten gelmesinin sebebi, hiç şüphesiz erkekle kadın arasındaki bir kısmını açıklamaya çalıştığımız farklılıklardır. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız rûhî ve bedenî yapı farklılığı sebebiyle kadın, cinsel hakkını talebinde zaman ve şekil bakımından özel hükümlere tâbi tutulmuştur.
Kocası tarafından cinsel yalnızlığa mahkûm edilmek istenen kadın, kocasının tavrının kasdîliğine karar verebildiğinde, seküler toplumlarda değilse bile İslâm Toplumu’nda mahkemeye başvurabilir.
Burada belirli bir süre konulmamıştır. Makul olan da konulmamış olmasıdır. Çünkü kadınlar, cinsel ihtiyaçlar bakımından son derece farklıdırlar.
Allah’ın Resûlü’nün döneminde de görüldüğü üzere doğum yapıp lohusalık devresini bitirir bitirmez evlenmek isteyen kadınlar olabildiği gibi, bir çocuğu için bütün bir ömrünü dulluğa mahkûm eden kadınlar da olagelmiştir.
Evet, kadın cinsel yalnızlığa mahkûm edilmek istendiğine karar verebildiği zaman, kocası aleyhine dâva açabilir.
Kadın mahkemeye başvurabilir
Kocası tarafından kasıtla cinsel mağdûriyete mahkûm edilmek istenen kadının mahkemeye başvurabileceği ictihâdında bulunan İslâm bilginleri, Kur’ân çizgisinde şöylece görüş bildiriyorlar:
“Hastalık gibi bir özrü bulunmaksızın, zarar vermek maksadıyla karısı ile cinsî münâsebette bulunmayan kişi aleyhine karısı dâva açabilir. Hâkim tarafından kocaya cinsî münâsebete başlaması emrolunur. Eğer koca dayatır da cinsel yoksulluğa mahkûm etmek amacıyla cinsî münasebete başlamazsa seçenekli iki tür uygulamaya gidilir:
Bir diğer anlatımla kadının mahkemeye başvuru tarihi esas alınarak, kocaya dört ay süre tanınır. Dört ay içinde karısıyla cinsî temasa geçmezse, dört ayın sonunda hâkim kocaya cinsî münasebete başlamasını veya karısını boşamasını emreder. Hiçbirini yapmazsa, hâkim karı kocayı ayırır.”[4]
Büyük İslâm bilgini İmam Ahmet b. Hanbel de Kur’ân’la örtüşür bulduğumuz için katıldığımız aynı görüşleri paylaşmaktadır.
Ona göre dört ayda bir defa olsun cinsî münâsebet farzdır. Çünkü Allah Îlâ için dört aylık süre tanımıştır. Kişi îlâ yapmış olsun veya olmasın, dört aydan fazla karısını ilgisizliğe mahkûm edemez. Etmeye kalkışırsa kadın tarafından aleyhine dâva açılabilir.
Ahmet b. Hanbel’in aşağıda sunacağımız bir diğer içtihadı konumuza daha da ışık tutacak vasıftadır:
Şu veya bu sebeble yolculuğa çıkan kişi, hastalık ve tutukluluk gibi dönüşünü engelleyen bir mâni yoksa, altı ay içinde dönmek mecbûriyetindedir.
Dönmez de kadın dâva açarsa, kendisine dönmesi yazılı olarak bildirilir. Dönmemekte ısrar ederse hâkim evliliği sona erdirir, aralarını ayırır.
Onun bu içtihadının bir delili de Hz. Ömer’in uygulamasıdır. Hz. Ömer Halîfe‐i Müslimin/Devlet başkanı olduğu dönemde, Medîne’deki bir gece kontrolü sırasında bir evden nağmeli bir ses işitir:
Nağmenin sâhibi kadın, manzum olarak kocasının uzakta olduğundan sızlanmakta, eğer Allah’dan korkup insanlardan utanmasaydı, doruğa çıkan cinsel arzularını tatmin etmek için ne yapacağını bildiğini dile getirmektedir.
Hz. Ömer, kadının durumunu araştırır, kocasının silâh altına alınmış bir Mücâhid/asker olduğunu öğrenir.
Allah’ın Resûlü’nün eşlerinden olan kızı Hz. Hafsa’ya bir kadının ne kadar süre cinsel ayrılığa sabır gösterebileceğini sorar. Sonra da iki ayı gidip‐gelme müddeti olmak üzere askerler için altı aylık süre belirleyip, bir genelge ile bildirir.[5]
İbâdet Amacıyla da olsa Kadın Cinsel Yoksulluğa Terkedilemez
Erkeğin karısının cinselliğine zarar vermek amacıyla cinsel görevini yapmaması haram olduğu gibi, daha çok ibâdetli bir kul olabilmek için cinsel hayattan çekilerek karısını cinsel yalnızlığa terketmesi de haramdır.
Aşağıda sunacağımız hadîs, ayrıca îzâhı gerektirmeyecek şekilde konumuza açıklık getirmektedir.
Hz. Âişe (r. anha) anlatıyor.
Osman b. Maz’ûn’un karısı (Huveyle güzel bir kadındı. Kocası için kınalanır, güzel kokular sürünür ve güzel de giyinirdi.)
Bir gün dikkati çeken bir pejmürdelik içinde yanıma geldi.
Allah’ın Resûlü onu bu halde görünce, bana şöyle söylemekten kendini alamadı.
‐ Ya Âişe! Huveyle’nin üstü başı ne perişan bir halde böyle. (İşin iç yüzünü bildiğim için) ben de şöyle cevab verdim:
‐ Ya Resûlallah! (Kocası kendisini ibâdete verdiği ve karısıyla ilgilenmediği için) o kocasız bir kadın gibidir. Bu sebeble üstüne başına bakmaz oldu. (Kocası gibi o da) gündüzleri oruç tutuyor, geceleri namaz kılıyor.
Bunu öğrendikten sonra Allah’ın Resûlü Osman b. Maz’ûn’a haber saldı. Gelince de onu şöylece sorguya çekti:
‐ Ya Osman! Benim sünnetime; öğretilerim ve yaşayışıma aykırı mı gidiyorsun?
‐ Asla Yâ Resûlallah! Allah’a yemin ederim ki, ancak ve ancak senin sünnetini izlemek istiyorum.
‐ Ya Osman! Ben geceleri uyur ve de namaz kılarım. Bazı günler oruç tutarım. Bazı günlerde de tutmam. Kadınlarımla da cinsel ilişkiye girerim.
Yâ Osman! Allah’ın azâbına uğramaktan kork. Şüphesiz eşinin üzerinde hakkı vardır. Müsâfirin, hatta bizzat kendi öz nefsinin bile senin üzerinde hakkı vardır. (Haklarını sâhiplerine verebilmen için gücünü koru. Bunun için de) Bazen oruç tut. Bazen de tutma. Gecelerin bir kısmında da uyu.6
Özel şartları içinde sınırlı çok kadınlı evlilik iznini verirken bir kadınla evlilik ve boşanmayı üçle sınırlayan, boşanma halinde yeni bir evlilik için bekleme süresini üç temizlik dönemi; yaklaşık üç ay olarak belirleyen, Zıhârı haram kılıp, Îlâ ile cinselliğe köklü bir ölçü getiren İslâm Dîni’nin cinsel hayata ilişkin düstûrlarını ve bu düstûrlara dayalı ilmî görüşleri aktararak yaptığımız açıklamalardan anlaşılacağı üzere, evlilik hayatında yalnız kadın değil, erkek de cinsel görevini yapmaya mecburdur. Görevini yapmaması halinde kadın gibi erkek de suçlu ve günahkâr olur.
Cinsel görevini yapmayan erkek de suçlu ve günahkârdır
Suçludur; çünkü evlilik akdinin gereği olan ilişkiye girmeyerek kadının cinsel hakkını çiğnemektedir. Bunun için de aleyhine dâva açılıp, hüküm verilebilmektedir.
Günahkârdır çünkü Yüce Allah’ın; [“Kadınlarınızla iyi geçininiz”, “… Adâletli olunuz…”, “… Kadınlarınızı ne dul, ne kocalı bir durumda askılı gibi bırakmayınız…”][7] şeklindeki emirlerini çiğnemektedir.
Geçici cinsel ilgisizlik câizdir
Cinsel yönden mahkûm edilircesine kadının ilgisiz bırakılamayacağı asıl ise de, yukarıda işaret olunduğu üzere terbiye amacıyla geçici bir süre ilgisiz bırakılabilir.
Kadın, arzu ve ısrar gösteren kocasıyla ilişkiye girmez, dilediği gibi gezer, kocasını kuşkulandırır şüpheli ilişkiler kurar, kocasına fiili saldırıda bulunur ve zinâya düşerse (v. s.) kendisine öğüt verilir. Verilen öğütler geçimsizliğini gidermez, hatalarını engellemezse, en büyük silâhı olan dişiliğine ev içinde geçici bir süre ilgisiz kalınır.
Burada amaç, onu terbiye etmektir.[8]
Nisâ sûresinin 34. âyetinde şöyle buyrulur:
“… Nüşûzundan: (evlilik akdinin gereklerini çiğnemek ve zinâ yapmak gibi) başkaldırmalarından korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verebilir, cinsel yönden ilgisiz kalarak yataklarından ayrılabilir ve onları yaralamayacak şekilde dövebilirsiniz.
Eğer (evlilik akdinin gereklerini yapmada…) size itâat ederlerse aleyhlerine olacak şekilde davranmayın. Şüphesiz Allah Yücedir,
Büyüktür.”[9]
Bu âyette öğütlenen ve kadının zinâ yoluyla hamile kalıp kalmadığını öğrenmeyi de amaçlayabilecek olan “cinsel yönden ilgisiz kalıp yataklarından ayrılmak” şeklindeki ceza, hiç şüphesiz terbiye edici nitliklidir. Amaç yalnızca kadını değil, kocayı da terbiye etmektir. Zira ilgisiz kalarak karısını terbiye eden koca, ilişkiden yoksun kılarak da kendisini terbiye etmektedir. Ayrıca karısının mustarip olduğu başkaldırışında bir payı bulunup bulunmadığını da daha iyi bir şekilde değerlendirebilmektedir.
Meşrû cinsellikten yoksun kılınmanın müessir bir terbiyevî ceza olduğunu Allah’ın Resûlü’nün “Tebûk” suçluları olan üç sahâbîye, eşlerine yaklaşmama emrini vermesinden de öğrenebiliyoruz.[10]
ALİ RIZA DEMİRCAN
DİP NOTLAR
[1] Bakara 187. Kadın Eşi Haramdan Korumak
Eşini cinsel haramlardan korumak kocanın görevidir. İslâm bilginleri şu görüş çerçevesinde birleşmektedirler: Karısının ilişkiye arzulu zamanlarını gözeterek onu diğer bir erkeğe eğilimden korumak kocanın görevidir. Karısına karşı cinsel görevini yapma gücünü kendisinde bulamayan kişinin, onu dışa eğilimden korumak için cinsel gücünü arttıracak ve arzularını geliştirecek özel gıda ve ilaç alması da görevidir. Bak. Kurtubî Bakara 228 (3/124), Feyzûl‐Kadîr 1/100.
[2] Bak.Bakara 187
[3] İ. Arabî Ahkâmül‐Kur’ân 1/178, Kurtubî 3/106, Revâiül‐Beyan 1/313. Îla ve Zıhâr ve sonraki bölümlere bakınız.
[4] Îla bölümüne bakınız.
[5] Seyyid Sabık Fikhüs‐Sünneti Cüz 7 sh. 122. Zıhar ve Îlâ için ilgili bölümlerine bakınız.
6-Zevâid 4/301.Benzeri bir hadîs için bak.Küleynî, Fürrûü’l‐Kâfî Nikâh 330.
Eşi İhmal Konusunda Bir Diğer Misal
Abdullah b. Amr’ı, babası Amr soylu bir kadınla evlendirir. Bir süre sonra gelininden durumlarını sorunca gelin hanım kocasının ahlâkını över, fakat kendisiyle ilgilenmediği ve henüz ilişkiye girmediğini de üstü kapalı bir dille açıklar.
Bu hâl böyle devam edince Amr durumu Peygamberimize bildirir. O da Abdullah’ı çağırır. Ramazan orucu dışındaki oruçlarını ve gecelerini ayırdığı Kur’ân okumalarını azaltarak eşiyle ilgilenmesini emreder. (Buharî Fezâilül‐Kur’ân 34)
[7] Nisâ 19, Mâide 8, Nisâ 129
[8] Nisâ 34, Buharî 6/153.
[9] Âyette üç ayrı emir verilmesi, emir kiplerinin yapılabilirlik anlamına İbaha için olduğuna işaret etmektedir. Nisâ 34 ile ilgili olarak, evlilik akdinin gereklerini yerine getirmeyen kadına öğüt verilebileceği, şüpheli ilişkilere girmesi veya zinâ yapması halinde başkasından hamile olup olmadığının öğrenilmesi için yatağından ayrılıp dövülebileceği şeklindeki bir hadîse dayalı açıklamaya, “Cinsel kıskançlık veya bir başka sebeple kadın dövülebilir mi?” bölümünde yer verilecektir.
[10] Buharî Meğâzî 79; Müslim Tevbe 53.
Peygamberimiz,askerî nitelikli Tebuk seferine ihmalkârlıkları sebebiyle katılmayan üç kişiyle konuşulmaması uyarısında bulunmuş, onlara da eşlerine yaklaşmamaları cezasını vermiştir.