islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,6572
EURO
56,1945
ALTIN
6.753,73
BIST
13.892,30
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
22°C
İstanbul
22°C
Hafif Yağmurlu
Perşembe Az Bulutlu
23°C
Cuma Az Bulutlu
25°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
25°C
Pazar Az Bulutlu
25°C

GELENEKSEL VE MODERN DİNDARLIK: SORUNLAR VE ARAYIŞLAR

GELENEKSEL VE MODERN DİNDARLIK: SORUNLAR VE ARAYIŞLAR
29/08/2026 10:24
A+
A-

GELENEKSEL VE MODERN DİNDARLIK: SORUNLAR VE ARAYIŞLAR

Geleneksel ve modern dindarlık, günümüzün din anlayışında öne çıkan iki önemli yaklaşımı ifade etmektedir. Daha açık bir ifadeyle geleneksel dindarlık anlayışının, dinî mirasın ve geleneğin korunmasına ve aktarılmasına ağırlık verdiği; buna karşılık modern dindarlığın ise geleneksel yorumları ve düşünceleri sorgulamaya, dinî anlayış ve yaşayışta bireysel farkındalığa ve bilinçlenmeye daha fazla önem verdiği görülmektedir. Ancak burada geleneksel ve modern dindarlık, bütün dindarları kesin sınırlarla birbirinden ayıran iki ayrı kategori olarak değil, dinî anlayış ve yaşayışta öne çıkan iki farklı eğilim olarak ele alınmaktadır.

Bu bağlamda geleneksel dindarlık anlayışına sahip insanların dinî bilgilerini çoğu zaman kitaplardan veya akademik çalışmalardan değil; anne-babalardan, dedelerden, mahalle imamlarından ve içinde yaşadıkları kültür çevrelerinden edindikleri bilinmektedir.

Bu nedenle geleneksel dindarlık anlayışında dinî bayramların, kandil gecelerinin, cami kültürünün, aile içi din eğitiminin, yardımlaşma ve paylaşmanın, komşuluk ilişkilerinin ve dinî merasimlerin önemli bir değer taşıdığı görülmektedir. Dolayısıyla bu kültürün, dinî kimliğin korunmasında ve devamlılığın sağlanmasında etkin bir role sahip olduğu düşüncesi egemendir.

Ne var ki bütün bu olumlu yönlerine rağmen geleneksel dindarlığın bazı zaafları da bulunmaktadır. Bu zaafların başında din ile dinî olanın, başka bir ifadeyle din ile dinî kültürün birbirine karıştırılması gelmektedir. Dinden olmayan bazı örf ve âdetlerin dindenmiş gibi algılandığı ve dinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edildiği müşahede edilmektedir. Nitekim bu dindarlık anlayışına sahip bazı insanların geçmişi sorgulamaya ve yeni fikirlere karşı çıkması, araştırmaya ve düşünmeye yeterince değer vermemesi ve bazı kesimlerde geleneğin gelenekçiliğe dönüştürülmesi, doğru düşünceyi ve yorumu tespit etme konusunda ciddî sorunlara yol açabilmektedir.

Modern dindarlığın ise dinî tercihlerin daha çok kişisel araştırmalara, elde edilen bilgilere ve düşünce tarzlarına göre şekillendiği bir dindarlık biçimi olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle modern dindarlık anlayışına sahip olanlar, çağın sunduğu eğitim imkânları, internet, medya ve küresel iletişim ağları sayesinde ulaştıkları farklı görüşleri mukayese ederek değerlendirmekte ve dinî tercihlerini buna göre oluşturmaktadır.

Nitekim bu anlayışa sahip insanların, öğrendikleri bilgilerle yetinmedikleri; aynı zamanda bu bilgilerin doğruluğunu araştırmaya, dayanaklarını öğrenmeye ve anlamlarını kavramaya çalıştıkları görülmektedir. Bu durum, onların dinî konularda daha bilinçli ve araştırmacı olma eğiliminde olduklarını göstermektedir. Bununla birlikte, modern dindarlığın bütün mensuplarını aynı özelliklerle değerlendirmek de doğru değildir.

Ancak modern dindarlık da geleneksel dindarlık gibi bünyesinde bazı sorunları ve riskleri barındırmaktadır. Bunların başında aşırı bireyselleşme ve kişinin kendisini dinî geleneğin ve ortak tecrübenin üzerinde görme eğilimi gelmektedir. Her bireyin kendi din anlayışını oluşturma çabası, dinî bilgilerin parçalanmasına ve ortak dinî düşüncenin, kültürün ve zeminin zayıflamasına sebep olabilmektedir. Daha da önemlisi, modern kültürün etkisiyle dinin, hayatın bütününü kuşatan bir değerler sistemi olmaktan çıkarak bireysel tercihlere ve duygulara indirgenmesi de söz konusu olabilmektedir. Bu da dinin doğru anlaşılması ve yaşanması açısından ciddî bir sorun oluşturmaktadır.

Bu bakımdan geleneksel dindarlık daha çok toplum merkezli bir karakter taşırken, modern dindarlık birey merkezli bir nitelik göstermektedir. Dolayısıyla geleneksel dindarlık anlayışında aidiyet, devamlılık ve ortak tecrübe ön plandayken; modern dindarlık anlayışında bilinç, sorgulama ve kişisel tercih daha fazla öne çıkmaktadır. Geleneksel dindarlık, “Biz böyle gördük ve böyle yaşadık.” anlayışını temsil ederken; modern dindarlık, “Niçin böyle inanıyor ve yaşıyorum?” sorusunu sormakta ve bu soruya cevap aramaktadır. Bu yönüyle geleneksel dindarlık koruyucu ve muhafaza edici bir nitelik taşırken, modern dindarlık daha çok araştırmacı ve yenilikçi bir karakter arz etmektedir.

Bu nedenledir ki geleneksiz bir din anlayışı köksüzlüğe; sorgulanmadan kabul edilen bir gelenek ise zamanla donuklaşmaya ve dogmalaşmaya sebep olabilmektedir. Bu sebeple her iki dindarlık anlayışının olumlu yönlerinin dikkate alınması ve aşırılıklarının törpülenmesi gerekmektedir. Zira bu iki dindarlık anlayışı arasında önemli farklılıklar bulunduğu gibi, onları buluşturan bazı ortak noktalar da bulunmaktadır. Her iki anlayış da insanın Allah ile olan ilişkisini düzenlemeyi amaçlamakta; iman, ibadet, ahlâk ve maneviyatı temel unsurlar olarak kabul etmektedir.

Bununla birlikte, bir tarafta geleneği din ile özdeşleştiren ve her yeni düşünceyi tehdit olarak gören katı bir gelenekçiliğin, diğer tarafta ise geleneğe karşı çıkarak geçmişin bütün birikimini değersiz sayan bir geleneksizliğin bulunması da önemli bir sorun teşkil etmektedir. Oysa İslâm, ne geçmişte donup kalmayı ne de değişim adına kendi özünden uzaklaşmayı istemektedir.

Kur’an’ın ortaya koyduğu temel ilkeler evrenseldir. Ancak bu ilkelerin anlaşılması, yorumlanması ve hayata aktarılması, aklın, bilginin, tecrübenin ve sahih yöntemlerin birlikte kullanılmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle Müslümanların sadece geçmişe bakarak geleceği kurmaları mümkün olmadığı gibi, geçmişten tamamen koparak sağlıklı bir gelecek inşa etmeleri de mümkün değildir. Zira kökleri sağlam olmayan bir ağaç ayakta kalamaz; yeni filizler vermeyen bir ağaç da zamanla kurumaya mahkûmdur.

Bu nedenle İslâm’ın hedeflediği dindarlık, ne yalnızca geçmişi tekrar eden bir taklitçilik ne de köklerinden kopmuş bir bireysellik ve geleneksizliktir. İhtiyaç duyulan dindarlık; vahyin rehberliğinde aklını kullanan, geleneğin tecrübesinden yararlanan, çağın şartlarını doğru okuyan ve hayatı yeniden inşa etmeye çalışan bilinçli bir dindarlıktır. Dolayısıyla bugünün Müslümanı için ihtiyaç duyulan şey, gelenek ile modernlik arasında bir tercih yapmak değil; her ikisini de sahih bir zeminde değerlendirebilmektir. Ölçü, vahyin temel ilkeleri olmalı; ancak akıl, bilgi ve tecrübe de bu ilkelerin anlaşılması ve hayata yansıtılmasında devre dışı bırakılmamalıdır.

Sonuç olarak sağlıklı bir dindarlık anlayışı, ne geçmişi sorgusuzca tekrar eden katı bir gelenekçiliğe ne de geçmişin bütün birikimini reddeden sınırsız bir bireyselliğe dayanabilir. Bugün ihtiyaç duyulan dindarlık, geçmişi korurken geleceği de düşünebilen; geleneğin tecrübesinden yararlanırken onu gerektiğinde sorgulayıp değerlendirebilen; çağın meselelerini doğru okuyarak bunlara İslâm’ın evrensel değerleri çerçevesinde cevaplar üretebilen bir dindarlıktır. Böyle bir dindarlık anlayışı, hem Müslümanların dinî kimliklerini ve tarihî birikimlerini korumalarına hem de değişen dünyada dinin evrensel değerlerini yeniden hayata taşımalarına imkân sağlayacaktır.

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Sema Aslan dedi ki:

    Hocam, yüreğinize ve dilinize sağlık, Saygılarımla

  2. Sema Aslan dedi ki:

    Hocam, yüreğinize ve dilinize sağlık,

  3. Arslan Erenler dedi ki:

    Allah cc yar ve yardımcınız olsun. Selam ve dualarla kolaylık dilerim.

  4. Faruk Saban dedi ki:

    Selamlar saygılar, İşin özü, vasat ( orta yolu) bulabilmek bakımsız kalan ata yadigarı ev ya da başka miraslar misali zamanında bakım ve temizlik yapılmasa kirlenir kullanılmaz hale gelir, zamanla harabeye dönüşür din de canlı bir organizma misali yaşanırken kendini aşan doğru olanı bulmak isteyen kişi için yol gösterici rehber olur.Kaleminize ömrünüze bereket sağlıklı hayırlı ömürler diliyorum hürmetler.

  5. Ali ekşi dedi ki:

    Toplumda bir kuşak çatışması var.bir kesim eskinin bütün yaşantısını anlayışını tümüyle kabül edip onlar gibi davranırsa daha iyi Müslüman olacağı inancını savunuyor. Yeniliklere kapalı skolastik bir mantıkla tutuculuk yapıyor.
    Bir kesim de yeniyi herşeyin üstünde görüyor geçmişi tümüyle ret ediyor. Hocamız bu çizgiyi koyuyor geçmişin ıyi tarafını alalım değerini koruyalım. Yeninin de zararlı olanlarından sakininip müspet yönlerini alalım. İnsan statik varlık değil dinamik bir varlıktır.akifin deyimiyle..
    Çağın idrakine islâmi öğretmeliyiz..din tekniğe bilime karşı olmadığı gibi dine aykırı olmayan modern yaşantıyi da inkâr etmez. Çatal kaşık varken elle yemeyiz değil mi..geçmişten gelen ahlâk edeb töremizu eskidir deyip ret etmek ne kadar yanlişsa yenidir moderndir diye Her tür rezilliği ahlaksızlığı kabül edemeyiz.
    Yahya kemâl in dediği gibi kökü mâzide olan atıyım.

  6. Cenk Cemil dedi ki:

    Sayın Prof.Dr.Celâl Kırca Bey… Yazınızı okuduktqan sonra gayr-ı ihtitari olarak Hoca Nasreddinin hanımlarına “Mavi Boncuk kimde ise, benim gönlüm ondadır.” dediği fıkra hatırımıza geldi !.Siz de glenekçi ve modern müslüman tayfalarına çiçek sunarak, bu zevahiri kurtarmaya çalışmışsınız ! .Bir defa, biz müslümanları “Gelenekçi ve Modernsit” olarak ne diye ikiye ayırma saplantısına giriyoruz ki ? Biz şahsen bu mantaliteye asla bir anlam veremiyoruz ? Yani, durup-dururken müslümanları böyle absürd bir kategoriye ayırmanın ne anlamı ve faydası olabilir ? Elbetteki bunu yapanlar, eskiye-maziye daha doğrusu geleneğe sünger çekmek isteyenlerdir diye düşünüyorum. Müslümanların kurtuluşu asla böyle bir bölünme değil, sadece ve sdece mutever,sahih bir itikadla mümkübdür diyorum. Bu sahih-muteber itikadla ilgili “EHL-İSÜNNET AKAİDİ” ismi adı altında pek çok eser kaleme alınmıştır. Şahsen bendenizin kitaplığında da bulunan M.Z.KOTKU Hzretlerinin bu ismi taşıyan kitabı baş-ucu bir kitabımdır. Şi,mdi buj ötiaptaki msülüman olmanın olamzzsa-olamz şartlarının pek çoğuna günümüz modenist müslümanlarının şaşı baktığı ve asla da inanmadığı görülmektedir ! E şimdi, bu ktiapta öngörülen öğretiygör bu insanal İslâmnDairesininiçine giremiyorlr ki, bunalrla oturup bir arya gelinebilsin ? Yani, adamalr otomati,kman Fırkay-ı Naciyeden içtinab edip, Fıark-ı Dalle’yi tercih ediyorlar ! E şimdi, ne olacak bu durum ? Böyle bir durumda nasıl birliktelik tesis edilebildsn ? Sonuç bildirinizde dedikelrinizin olabilmesi için, bu AKAİD ESERLERİNİN HEPSİNİ RAFA KALDIRIMAK LAZIM ! Yav, böyel bir şey olabilri mi ya ?..Bir müslüman düpe-düz ateşi tercih etmek demek olan bir seçeneği nasıl kabul edebilir ? Akletmek işte böyle durumlarda çok önemli bir şeydir diyorum.

  7. Kemal Türksoy dedi ki:

    Değerli hocam,
    Yahya Kemal’in söylediği gibi;” gözüm mazide atiyim” geçmiş ile geleceği çok güzel birleştirmişsiniz. Zihninize ve kaleminize sağlık.
    Günümüz toplumları ve Müslümanların yaşadığı ülkelerde dahil bilişim çağının verdiği kolaylıklardan da yararlanarak bireysel dindarlığı seçmiştir. Bu tarz dindarlık Rahman ism-i şerifinde bildirildiği üzere yaşadığımız dünyada bireyselliği ön görmektedir. Yarın kıyamet gününde herkes yapıp ettiğinden sorgulanacaktır.Çağımızın getirdiği bu anlayış, geçmiş dindarlıklar dikkate alındığında ateizme kayma olarak değerlendiriliyor. İnsanlarımız dinden fıtraten kopmuyor. Her toplumun mayasında dindarlık var. Yaşadığı toplumun kültürü ile bilişim çağının verileri ışığında her kişi kendine yeni bir yol buluyor.Bir nev’i yeni bir dindarlık anlayışı ortaya çıkıyor.Bu tür dindarlık toplumsal reaksiyonu ortaya koymuyor.Dine siyasal açıdan araç olarak bakanlar, eskiden olduğu gibi iktidarlarına payanda insanlar ve kurumlar arıyorlar.200 yıla yakın Haçlı seferleri düzenleyen hırıstiyanlar, dini toplumsal açıdan kullanarak iktidarlarını sağlamışlar.Onlarda da Cennet umudu ve şehitlik fikri işlenmiş.Yahudiler arz-ı mevud ideallerini günümüzde de gerçekleştirmek için dini argümanlar kullanıyorlar ama tutmuyor. Bu derenin altından çok sular aktı.İran devrimi geleneği kullanarak yaptı. Artık bilişim çağının gençleri bireyselliği seçiyorlar. Gelenekçilerle çatışıyorlar.
    Din aslına rücu etmelidir.Tevhit, Nübüvvet ve Ahiret inancı bireysel kalmalı, toplumlar hukukun üstünlüğü ve temel insan hakları bağlamında birleşmelidir.Şu anda da fiili olarak insanlık bu düzlemde buluşmuş.Zorbalar engellemeye çalışıyor ama boşuna…Bilişim çağı günümüz insanı için bir nimet…Selam ve saygılarımla…

  8. Sinan Çakır dedi ki:

    Efradını Cami Ağyarını mani diyebileceğim bir makale yıllar öncesi öğrenciliğini yaptığım ve makalelerini okudukça daha da iyi anladığım Efsane hocam Celal KIRCA nın yorumuna katılıyorum şunu söylemeden de geçemeyeceğim “Celal hocam Seni izlemeye devam edeceğim” iyi ki varsın yüce Rabbim sağlık ve sıhhat versin