islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Açık
18°C
Salı Çok Bulutlu
18°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
13°C

GENÇLERİMİZ DİNE NEDEN İLGİSİZ?

GENÇLERİMİZ DİNE NEDEN İLGİSİZ?
27/09/2025 09:00
A+
A-

Genellikle her nesil, bir sonraki neslin düşünce, davranış ve  hayat tarzlarını beğenmiyor  ve bir şekilde memnuniyetsizliğini ifade ediyor.  Öyle ki Sümer tabletlerinde  bile “Bu gençlik nereye gidiyor?” yazısının yer aldığı görülüyor.  Bu tabletlerden birinde baba oğluna, “Bana bak, adam ol. Meydanlarda başıboş dolaşma, caddelerde sürtme. So­kakta yürürken çevrene bakınıp durma. Alçakgönüllü ol” dediği yazılı.

Sokrates’in de “Günümüzün çocukları lüksü seviyor, kötü davranışları var, otori­teye baş kaldırıyorlar, yaşlılara saygıları yok, çalışmak yerine laklak et­meyi seviyorlar. Çocuklar artık evlerinin hizmetçisi değil, tiranı… Anne babaları odaya girince ayağa kalkmıyorlar, onlara itiraz ediyor­lar, destek olma yerine laklak yapıyorlar, şapır şupur yiyorlar, bacak bacak üstüne atıyorlar, öğretmenlerine zulmediyorlar.”  Dediği de naklediliyor.

Hesiod ise “Günümüz gençleri öyle umursamaz ki ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı olmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kurallara boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve bekleme­sini bilmiyorlar.” [1]  Şeklinde gençlerle ilgili şikayetini dile getiriyor. Bu ifadelerden de anlıyoruz ki, geçmişte de gençlerle ilgili bir memnuniyetsizlik söz konusu olmuş.

Günümüzde de durum bundan farklı değil; toplumun geneli, buna benzer duyguları  taşıyor ve gençlerden memnuniyetsizliklerini   dile getirerek farklı konularda farklı şikayetlerde bulunuyor. Bu şikayetler arasında gençlerimizin ateist, deist ve agnostik düşünceleri benimsemeleri ve dine ilgisiz kalmaları benim daha çok dikkatimi çekiyor. Kendi iradesiyle ateist olanlar bir tarafa; gençlerimiz, Allah’a inandıkları halde  neden dine ilgisiz  kalıyorlar veya  dinî değerlerden    uzaklaşıyorlar?  Sorusuna da bir cevap aranması gerekiyor.

Hiç şüphesiz  gençlerin böyle bir tercihte bulunmaları, sebepsiz değil. Bunun  elbette bir çok dinî, psikolojik, sosyolojik ve iktisadî sebepleri söz konusu.  Bu sebepler, sadece gençleri değil, aynı zamanda az veya çok herkesi  etkiliyor. Ancak bu sebepler analiz edilip değerlendirildiğinde gençler için daha derinlerde yatan bazı ciddî  sorunların bulunduğu görülüyor ve bu  sorunların da gözden ırak tutulmaması ve ciddiye alınması  gerekiyor.

Bu  sorunlar arasında aile yapısının gittikçe küçülmesi, beslenme tarzının değişmesi, dinî ritüellerin zayıflaması, kültürel değişimler, değişen arkadaşlık biçimleri, akran baskıları ve  daha da önemlisi sosyal medyanın gücü  ve  bu gücün   gençler üzerindeki etkileri  daha çok dikkat çekiyor ve önem arz ediyor. Nitekim  aile yapısındaki  bu küçülme, parçalanma, değişim, aile içi iletişimin azalması,  birlikte beslenmenin önemini kaybetmesi, boşanmalar, sosyal ilişkilerdeki zayıflık ve  dindarların söz ve davranışlarındaki uyumsuzluk ve tutarsızlık;  aile  bireylerinin kendilerine yabancılaşması, nezaketi, güzel ahlakı, gerçek sevgi ve saygıyı büyük ölçüde  kaybetmesi; dinî değerlerin  metalaştırılması ve buna bağlı olarak manevî ve kültürel değerlerin zayıflaması, gençlerin dine olan ilgilerini  azaltıyor ve  onların din ile   modern hayat arasında  sıkışıp kalmalarına sebep oluyor.

Özellikle  çocukluk  ve ergenlik döneminde gençlerin,  internet  sitelerine takılmaları ve dinî konular da dahil her türlü genel kültürü, daha çok  aile ve okuldan öğrenme yerine internet sitelerinden ve  sosyal medyadan öğrenmeleri, onları dinî veya  dinî olmayan  geleneksel kültüründen  uzaklaştırıyor;  aile içinde her yaş gurubu için adeta ayrı bir kültür oluşturuyor.  Bu  kültür de  düşünceleri, dilleri, davranışları ve  değer yargıları  farklı bir neslin  oluşmasına  zemin hazırlıyor. Dolayısıyla yetişkinlerin, bu yeni nesle kendi kültürel değerlerini aşılamakta zorlandıkları; hatta ebeveyn-evlat arasındaki otoriteyi sarsacak tarzda tâviz verdikleri ve aile otoritesinin yerine, bireysel otoritenin geçtiği görülüyor. [2]

Kazanmadan ve hak etmeden elde edilen bireysel otorite ise gençlerin egolarını yükselmekte, hatta  narsist  bir kişiliğe  dönüştürmektedir. Bu nedenle de gençler, ahlaklı, dürüst ve samimi arkadaş çevresi oluşturamamaktadır. Oluşan arkadaş çevreleri  ise gençleri,  çoğu zaman  kabadayılığa, çeteleşmeye ve  madde bağımlılığına yönlendirmektedir. Kısmen de olsa aile otoritesinin etkisinde kalan gençlerin de ahlaklı, doğru, dürüst ve samimi  arkadaş  bulmada zorlandıkları görülmekte; kimi gençlerin  de odalarına kapanıp yalnız yaşamayı tercih ettikleri ve  arkadaş ihtiyacını  sanal alemden ve sosyal medyadan karşılamaya çalıştıkları  bilinmektedir. Özellikle  hazdan ve zevkten  beslenen seküler bir  hayatın, kutsal değerleri dışlayan  söylemleri ve buna bağlı yaşam tarzları,  gençleri  daha  çok etkilemekte ve  bu da onların dinî duygularını törpüleyerek yaratılış amacından uzaklaşmalarına, yozlaşmalarına, dine ve dinî değerlere ilgilerini  azaltmalarına  sebep olmaktadır.

Ayrıca anne-babaların, hayatı evlatları ile paylaşıp, onları  her konuda eğitecekleri  yerde, sadece refahı  paylaşmaları, onların midelerini  doyursa   da  gözlerini  ve kalplerini  doyurmamaktadır. Dolayısıyla kalpleri ve zihinleri boş kalan bu gençler, kendilerini  boşlukta hissetmekte, ruhları daraltmakta, canları sıkılmakta,  bu nedenle kendilerini  mutlu edecek şeylere  yönelmekte;  egolarının  ve hazlarının peşinde koşmayı, bir hayat felsefesi olarak  benimsemektedirler. Bu hayat felsefesi de onlara hayatın iyi giyinme, iyi yeme, gezme, cinsellik, keyif verici madde kullanmaktan ibaret olduğunu; mutluluğu kendilerine zevk veren şeylerde aramaları gerektiğini telkin etmekte; kuralsız bir hayatı ve sınırsız bir hürriyeti önermektedir. Bu nedenle gençler, duyguların ve ihtiyaçların helal ve meşru yollardan tatmin edilesini isteyen ve  gayr-i meşru  yollara  tevessül edilmesini yasaklayan  dine karşı mesafeli  durmayı  tercih  etmekte, dolayısıyla da deizm  onlara  daha cazip gelmektedir.

Ama gerçek olan şudur ki sınırsız bir hürriyet ve kuralsız bir hayat yoktur.  Kuralları çiğneyerek elde edilen haz ise insana geçici bir mutluluk verse de huzur vermemektedir.  Zira huzur, geçici olanda değil, sürekli olandadır. Bu sürekliliği en iyi sağlayan da dindir. Çünkü din, getirdiği ölçü, denge, ilke ve kurallar ile insana, mutluluktan da öte huzuru sağlayan bir hayat vaat etmektedir. Çünkü inanç, ahlak ve dinî pratikler (dua ve ibadetler) insanın iç huzurunu ve direnç gücünü önemli ölçüde artırmaktadır. Zira Allah’a şükrederek minnettarlık duygusunu geliştirmek, insana huzur vermekte, kalbindeki boşluğu doldurmakta ve onun psikolojik olarak rahatlamasına ve zihninin lüzumsuz yüklerden kurtulmasına da vesile olmaktadır. Çünkü kalpler ancak Allah’ı anmak ve O’nu daima hatırlamakta huzur  bulmaktadır.[3] Bu  da dinin ve dinî değerlerin önemini göstermektedir.

Bunun için de din eğitimin aileden başlaması ve burada çocuklara ilk önce “insan olma” nın öğretilmesi ve bunun  da  eğitim kurumlarında devam ettirilmesi gerekiyor. Topluma da  denetleme görevi düşüyor. Gel gör ki  günümüzde  çatırdayan ve yıkılan mevcut  aile yapısıyla böyle bir eğitimin verilmesi, imkansız görünüyor. Zira  böyle bir aile  yapısıyla gençlere “insan olma” eğitimi verilemiyor. Bu nedenle ailenin içine düştüğü bu çıkmazdan kurtulması, daha sonra da  insan olma çabası içinde olunması icap ediyor. İnsan olmak ise, ahlaklı ve vicdanlı olmak; hasbî olmak, hesabî olmamak anlamlarına geliyor.

Çünkü ahlak, insanlığın mayası ve bilginin de vicdanıdır. Şayet eğitim sistemiz, sadece bilgi  veriyor, fakat  verilen bilgiler ahlak üretemiyorsa;  bu bilgiler insanı yüceltmiyor, bilakis yozlaştırıyor. Dolayısıyla bu maya kaybolduğunda insanlık da kayboluyor; kütüphaneler kitaplarla dolu olsa da ahlak, hikmet, adalet, doğruluk kısaca insanî değerler, insanların semtine uğramıyor. Almanya’da bir lise müdürünün her yıl okul açılırken öğretmenlere gönderdiği şu mektup, bu konuya dikkat çekici bir bakış açısı sunuyor:

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar. Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur. Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın.
Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”[4] 

Nitekim dün 2. Savaş sırasında Almanların Yahudilere yaptığı bu zulmü, bugün Siyonist Yahudiler Gazze’de Filistinlilere yapıyor. Siyonist Yahudiler de tıpkı Alman faşistleri gibi okumuş, bilgi sahibi olmuş ve teknik becerileri olan, ama ahlâkî değerlerini yitirdikleri, insanlıklarını  ve vicdanlarını  kaybettikleri için çocuk, kadın, yaşlı  demeden insanlara zulmediyor, öldürüyor ve soykırım yapmaktan çekinmiyorlar.  Zira savaşın da bir ahlakı ve   bir kuralı  bulunuyor. Bu kuralların başında da kadınları, çocukları ve din adalarını öldürmemek, mabetleri ve tabiatı yakıp yıkmamak geliyor. İslâm bunu söylüyor ve bunu emrediyor.  Ama “öldürmeyeceksin”[5] diyen bir dinin mensupları, bugün bu kuralı çiğniyor; yakıyor, yıkıyor ve öldürüyor.

Bu da gösteriyor ki okuyarak sadece teknik bilgi elde etmek, bilgi ve teknoloji üretmek, bir insanın,  insan olabilmesi için  yeterli  olmuyor, aynı zamanda dinî ve ahlâkî değerlere de  sahip olması ve vicdanının sesini  dinlemesi gerekiyor.  Bu nedenledir ki Sokrates, “Atlar at olarak doğar; insanlar insan olarak doğmaz, insan olunur” derken; Erasmus da buna benzer bir ifade ile  “İnsan, insan olarak doğmaz, insan olunur” der. Dinin de temel amacı beşeri, beşerîlikten  kurtarıp insanlaştırmak değil midir?  Bu amacın da gençlerimize anlayabilecekleri bir dil ve üslupla anlatılması gerekmiyor mu?  Zira geleneksel vaaz üslubu ile günümüzün  gençlerine ulaşmak ve  dinî değerleri onlara ulaştırmak mümkün olmuyor.  Bu konuda Mehmet Kaplan, “Nesillerin Ruhu” kitabında şunları yazıyor: “Şahsen eski üslupla, basma kalıp  dinî bir yazı gördüm mü okumaya lüzum  görmüyorum. Çünkü bu, onu yazanın dini yeniden yaşamadığını gösteren en açık delilidir.  Türkiye’de bugün yeni üslupla yazılmış dinî bir edebiyat  yoktur. …. Yenilenmeyen şey, kabuk bağlar, katılaşır, ölür.” [6]

Sonuç olarak, gençlerin dine olan ilgisizliklerinden şikâyet ediyoruz, ama onlara gereği gibi örnek olup olamadığımızı veya dinî değerleri yeterince ulaştırıp ulaştıramadığımızı sorgulamıyoruz. Bu da bizim gençlerle olan ilişkilerimizdeki zaaflarımızı ve yöntemsizliğimizi gösteriyor.

Prof. Dr. Celal Kırca    

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

[1] Emin Direkçi, Tarihte Bu Gençlik Nereye Gidiyormuş, ekohaber.com.tr

[2] Daha geniş bilgi için bkz. Adnan Ziyalar, “Aile Gençlik İlişkileri”, Devlet Bakanlığı ve Erciyes Üniversitesi, Türk Toplumu ve Gençlik Sempozyumu Bildirileri (3-5 Nisan 1989), Kayseri 1989, s. 127-137.

[3] Ra’d,13/28.

[4] egitimajansi.com

[5] Tevrat, Çıkış 20/13

[6] Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, İstanbul 1970, s.145.

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar
  1. Recep OĞUR dedi ki:

    Hocam saygılar sunuyorum. Yine gerçekten çok önemli bir problemi çok güzel, ayrıntılı ve çok güzel yaşanmış örneklerle dile getirmişsiniz. Tarihten verdiğiniz örnekler de çok güzel ve ilgi çekici.
    Bu konuya ben de çok kafa yormuşumdur ve geldiğim noktada bazı veciz sözler ve ayetlerin çok kesin ifadelerinin tam anlaşılamamış veya anlaşılmak istenmemiş olduğu duygusuna kapılıyorum. Her hafta cuma günü hutbenin sonunda okunan ve de Türkçe Meali açıklanan Nahl Suresi 90.Ayet: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”…
    Diğerini ise ilk olarak İzmir Kemeraltı Camisinin tadilatı esnasında saç levhasının üzerine yazılmış olarak görmüştüm. Necip Fazıl’ın idi: “Namaz camiden çıkınca,
    Hac Mekke’den dönünce,
    Ramazan Oruç bitince başlar .”

    Bir de Mustafa Kemal Atatürk’ün çok hoşuma giden sözünü yazmak isterim.
    “Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz eğitimin sınırları ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz. 1.Milletine, 2. Türkiye devletine, 3. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, düşman olanlarla mücadele sebepleri ve araçlarıyla donatılmış olmayan milletler için yaşama hakkı yoktur.”

    Sanırım bu ve benzeri sözler esas alınsaydı ülke olarak, yaşam kalitesi olarak çok daha iyi yerlerde olurduk diye düşünüyorum hocam.
    Kaleminize, yüreğinize sağlık hocam. Çok değerli bir yazı yazmışsınız.
    Sağlıklı günler dilerim.

  2. Ali EKŞİ dedi ki:

    Bu derin meselenin çözümünü son paragrafta saklı. İnsan duyduğundan çok gördüğüne inanır. Numune i imtisâl olacak kişiler o kadar azaldı ki kişi canlı müşahhas bir örnek görmek istiyor. Bu olmayınca da okudukları duydukları havada kalıyor. İslâm denilince mahallede örnek insan olan Ahmet amca fatma teyzeyi hatirlardi kişi. Onların ahlâki yaşantısı cemiyette ki davranışları Numune i imtisâl olurdu.günümüz de böyle kişiler yok denecek kadar azaldı. Okudukları miz bize masal etkisi yapıyor.
    Akifimiz ne diyor du.
    Bir zamanlar bizde millet hem nasıl milletmişiz
    Gelmişiz dünya ya insanlık nedir milliyet nedir öğretmişiz.
    Ne hazindir o şanlı tarihe lâyik gençlikten mahrum kaldık. Teknik teknoloji buluşlar hayat standardımizi yükseltti ama çok şeyi de alıp götürdü. Ahlâk edeb nezaket adab u muaşeret hak getire. Tevfik Fikret in ifadesi ile ..putunu kendi yapar kendi tapar. Derekesine düştük..
    Hocamız ” İNSANLIK ” vurgusunda bulundu çok haklı. Bizde Alvarlı Efe hz leri gibi ya rabbi bizi insan eyle..diyoruz.bu güzel yazı için hocamıza teşekkür ederiz.

  3. Ayşegül Ünal dedi ki:

    Kıymetli Hocam, yazınızın can alıcı noktalarından seçtiğim sözlerleri yeniden yazarak düşünmek istedim :İnsan, insan olarak doğmaz, insan olunur” der.Erasmus . “Dinin de temel amacı beşeri, beşerîlikten kurtarıp insanlaştırmak değil midir?“” ahlak, insanlığın mayası ve bilginin de vicdanıdır. Şayet eğitim sistemiz, sadece bilgi veriyor, fakat verilen bilgiler ahlak üretemiyorsa; bu bilgiler insanı yüceltmiyor, bilakis yozlaştırıyor. Dolayısıyla bu maya kaybolduğunda insanlık da kayboluyor; kütüphaneler kitaplarla dolu olsa da ahlak, hikmet, adalet, doğruluk kısaca insanî değerler, insanların semtine uğramıyor”Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”
    Güncel bir konuyu sizin kaleminizden okumak meseleyi daha anlaşılır bir zemine taşımak demek. Çok teşekkürler…

  4. KEMAL METE dedi ki:

    Kronik bir yaraya parmak basmışsınız sayın hocam. Sorun artarak gidiyor. Gelen nesil gideni aratıyor.

  5. Nuh dedi ki:

    Hocam aile toplum ile olur tek başına bozuk bir toplumda düzgün çocuk yetistirmek ömür tüketen bir çaba olarak kalıyor. Toplumu ve oradan fertleri düzeltmeliyiz.

  6. Hasan UNKUN dedi ki:

    Teşekkürler muhterem hocam.
    En değerli yatırım,neslü muhafaza etmeye,ahlâki değerlerle eğitip ihya etmeye,vicdanları diri tutacak merhamet eksenli disiplinli bir hayata hazırlayan yatırımdır.
    Bu gün şikayetlerin daha fazla çoğalması,başdöndüren teknolojik çağın hızlı gelişimi,olumsuz fikir ve düşüncelerin,yaşantıların çok hızlı yayılması insanı ve neslimizi ifsad etmede en büyük etkendir.
    İnternet çağı ve medya bu ifsadın lokomotifidir.
    Bu şikayeti ben de çöyle dile getirdim.
    Global bir dünyada
    Ne olacak bu halimiz
    Ne olacak istikbalimiz
    Çağımız internet çağı
    Filitresiz medye ile
    Çirkef dolu bir hal ile
    İfsad oldu dedem bile
    Torunlar nasıl koruna
    Anneler rızık derdinde
    Çocuklar bakıcı elinde
    Nesli korumak nafile

  7. Kemal Turksoy dedi ki:

    Değerli hocam,
    Her makaleniz gibi bu makaleniz de daha kapsamlı… İnsanlık tarihi belirttiğiniz gibi yeni nesli eleştiriyor. Eğitim sistemimiz eleştiriliyor. İnsan yetiştirmek ayrı bir sanat… Beden eğitimi, müzik ve resim güzel davranış kazanımında önemli dersler iken günümüzde çoğu zaman terk ediliyor. Gençlik hızlı dönem… Bu dersler de gençlerin hızını eğiten temel uğraşı… Din, iman, ahlak, ibadet kişiye davranış kazandıran eğitim ritüelleri… Gençler bunları eğitim kurumlarında bir şekilde alıyor. Ateist ve deist olmaları aslında bir iddia… Yeri gelince bu gençlerimiz en aktif dini ritüelleri yerine getiriyor. Yardıma muhtaç insana canı pahasına yardımcı oluyor. Belki günümüzde beklenen ve eskilerin beklediği ritüelleri değil de dünya gençleri ile uyumlu ortak insanlık değerlerini tercih ediyorlar. Allah; mazlumun, mağdurun, fakirin, yetimin, acizin yanındadır. Gençlerimiz de dünya gençleri ile bunun yanında…Dünyamızda nice Gazze’ler var. Gençler, müziği ile, mitingi ile mazlumun yanında haykırıyor. Bizim gençlerimizi dünya gençlerinden ayrı değerlendirmemek gerekir. Selam ve saygılarımla…

  8. Faruk Saban dedi ki:

    Selamlar,Değerli hocam tam da bugünün güzel bir özetini yaptınız Yıllardır eğitimin içinde bu problemlerle cdelleşerek güzel ahlaklı vicdanlı sorumlu insan yetiştirebilir miyiz çabası içinde olduk belki bazı hususlar da güzel örnek sayılacak çalışkan edepli vatansever ahde vefalı gençlerimiz de oldu şükür,Fakat son yıllar da internet veya hızlı bir değişimi getirdi küreselleşmenin ( dijital anlamda) etkilerine karşı öngürümüz zayıf kaldı ve tedbir alamadık,Şimdi bu bağlamda yapay zekâ karşımızda yine bizler donanım olarak yine geç kalıyoruz,Ailelerin gençlerin yabancı kültürlerin istilâ alanına açık kalıyor,Yapılacak şey aşağı yukarı belli bu anlamda inşallah verimli hayırlı olur,Milli Eğitim millî olarak maarif modeli anlayışı iyi işlenip geliştirilerek devam ettirilebilirse İNSAN olabilmeyi başarsabiliriz diye umudum var hayırlısını versin rabbim,Elinize kaleminize sağlık rabbim gayretinizi dâim eylesin saygılar hürmetler.

  9. Hami dedi ki:

    Hocam emeğinize teşekkür lakin birde gençlere sormak lazım değil mi “siz gençler! Bizden veya sizin dışınızda kalanlardan memnun musunuz”? Ya onlar “yarınız okuduğunu ve dinlediğini bile anlamayan bir toplumsunuz, çağı gerektirdiği pedagojik yaklaşımlar konusunda dersinizi çalışmayarak bizi eğitemediniz, bizi geçmişinize götürerek eskilerin yaşantıları ile eğitmeye çalıştınız, kendinize ait sosyal medyanızı kurup dünyanın teknolojik gelişmelerini bize göre değerlendirip takip ederek bizlere değerlerimize ait yeni bir dünya oluşturamadınız, siz muhafazakarlar İslam dininin temel esaslarını ana ilkelerini şahsî menfaatleriniz uğruna tükettiniz ahlaki değerlerden her gün kat ve kat uzaklaştınız bizlere ve topluma ve dünyaya örnek olamadığınız gibi kötü örneklik olarak sergilendiniz. Adalet liyakat ahlak gibi konularda hiç ama hiç örnek olamadınız……ve bizi kendi dünyamızda yalnız bıraktınız bize yetişemediniz sadece bizi eleştirdiniz emek harcamadınız”……. Derlerse ne diyeceksiniz?

  10. Emine KIRCA dedi ki:

    Kıymetli Amcacığım, yine harika bir yazı…Düşüncenize ve emeğinize sağlık. Çok doğru ve gerçekçi bir analiz… Gençliğin hedefleri ile şahit oldukları durumlar ve yaşadıkları ortam uyum içinde değil, maalesef… Adalet, eşitlik, insan hakları, milli, dini ve ahlaki değerlerin hukuka ve emeğe saygının çokça öne çıktığı toplumlarda ancak, geçmiş ve gelecek arasındaki bağ daha sağlıklı ve kuvvetli kurulabiliyor. Toplumsal değerleri çiğneyen, kültürel yozlaşmayı oluşturan, çıkar peşinde koşan insanların sayıları sistemsizlik içinde artınca umutsuzları da çoğalıyor, gençliğin… Tezatlıklar ve ironilerle dolu yaşamlara şahit oluyorlar, her geçen gün.. Yaşam gayeleri sekteye uğruyor. Bu yüzden gençlik bocalama yaşıyor olabilir mi?.. Sanırım onların rol model alacakları örnek insanlara, güçlü ekonomiye sahip; değerlerini, maneviyatını, tarihini, kültürel ve bilgi birikimlerini koruyan, bir toplum içinde yaşamaya çokça ihtiyaçları var, motivasyon açısından… Saygılarımla…

  11. Muhammed Bahaeddin Yüksel dedi ki:

    Beled süresinde insanı hürriyetine kavuşturma, fakir fukarayi doyurma gibi önce insan olmayı, sonra da iman edenleri öven ayetlere baktığımızda, adeta Allah Teâlâ önce insan ol, ondan sonra iman et demektedir. Dolayısıyla çok okumak veya inanıyor olmak kişiyi mümtaz birisi yapmaya yetmiyor. Önce insan olmak lazım. Bugün İslam’a inanmadigi halde nice farklı inanç sahibi insanın Gazze konusunda Müslüman Arap ülkelerinin gösteremediği duyarlılığı gösteriyor olmasını başka nasıl açıklayabiliriz ki.
    Kıymetli hocam, yüreğinize sağlık.