
İnsanlık tarihi, özünde tek bir mücadelenin tarihidir:
– Gücü elinde tutan kim ve bu gücü ne adına kullanıyor?
Tarihin ilk sayfasından bugüne, yeryüzünün değişmez yasası hükmünü sürdürmektedir; Kuvvetli olan, dünyayı yönetme hakkına sahip olmaktadır. Ancak mesele sadece güce sahip olmak değil, o gücün hangi ahlaki zemine oturtulduğudur.
Kuvvette üstün olanlar, hakimiyetlerini meşrulaştırmak için her zaman “hak ve adalet” maskesini takındılar. Tarih boyunca kurulan nizamlar, dillerinden adaleti düşürmeseler de pratikte bu ideali gerçekleştirenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmedi. Bugün geldiğimiz noktada ise durum daha vahim bir hâl almış durumdadır.
Günümüz dünyasında küresel iktidarı elinde tutan odaklar; demokrasi, insan hakları ve özgürlük gibi kavramları, sadece kendi iktidarlarının sürdürülebilirliğini sağlamak için birer araç, hatta birer “silah” olarak kullanıyorlar. Adalet, güçlünün elinde bir kalkan; zayıfın tepesinde ise bir kılıç haline gelmiş durumdadır.
Adına ister komünizm deyin, ister kapitalizm, isterseniz din eksenli başka bir yapı… Yirminci yüzyılda temelleri atılan ve yirmi birinci yüzyılda doruğa ulaşan hegemonik yapı, gücü kimseyle paylaşmayan “zalim bir küresel iktidara” dönüştü. Ondokuzuncu yüzyılın sonunda filizlenen bu güç, bugün artık küresel bir mafya gibi hareket ederek insanlığın üzerine kabus gibi çökmüş durumda.
Bu düzenin en büyük tehlikesi, sadece siyasi veya ekonomik bir baskı kurması değil; aynı zamanda medeniyeti vahşileştirerek kendini “tek doğru” ve “adil” yol olarak sunmasıdır. Oysa bu, yaratılışın hakikatine aykırı, ilahi olanın karşısında konumlanan şeytani bir kurgudur.
İnsanlık bugün keskin bir yol ayrımında duruyor. Bu şeytani düzenin önünde iki ihtimal var:
– Tövbe mi, helak mı?
Günümüz insanlığı tıpkı atası Adem veya Yunus Peygamber’in kavmi gibi idrak ederek düştüğü hatayı anlayıp dönüş yaparsa; Allah’ın muradı doğrultusunda fıtrata uygun yeni bir nizam tesis edecek yada bu hırs ve zulüm çarkını devam ettirdiği için, yaratılış fıtratı gereği sistem tüm dünyevi kazanımlarıyla birlikte çökecektir.
Kur’an-ı Kerim’in geçmiş kavimler üzerinden verdiği “helak” uyarısı, sadece tarihsel bir anlatı değil, aynı zamanda sosyolojik bir kanundur. Kendi fıtratına savaş açan bir medeniyet, kendi sonunu da kendi elleriyle hazırlar.
Kısacası; ya adaletin gücüne teslim olacağız ya da gücün adaletsizliği altında kendi kıyametimize yürüyeceğiz.
AB, Netanyahunun uçağına hava sahalarını açan üye ülkelere UCMyi ve Roma Statüsü ilkelerini hatırlattı. Hava…
AB, Netanyahunun uçağına hava sahalarını açan üye ülkelere UCMyi ve Roma Statüsü ilkelerini hatırlattı. Hava…
İsrail'in 2 Mart'tan bu yana Lübnan'a düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısı 4 bin 333'e ulaştı. Bu…
SGK ile Türkiye Sigorta arasında emeklilere yönelik işbirliği protokolü imzalandı. Bu protokol, emeklilerin sosyal güvenlik…
60 saniyede ekonomide bugün (28 Temmuz 2026) hakkında son gelişmeler. 28 Temmuz 2026'da ekonomideki önemli…
Johnson & Johnsondan talk davalarında 5,5 milyar dolarlık uzlaşma önerisi hakkında son gelişmeler. Johnson &…