islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5384
EURO
54,8269
ALTIN
6.206,96
BIST
13.449,76
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
32°C
Çarşamba Açık
31°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C

GÜNÜMÜZ MEZHEP ÇATIŞMALARINA GİRİŞ

GÜNÜMÜZ MEZHEP ÇATIŞMALARINA GİRİŞ
14/05/2026 11:01
A+
A-

GÜNÜMÜZ MEZHEP ÇATIŞMALARINA GİRİŞ

Küresel güçlerin Ortadoğu ve İslam dünyası üzerindeki paylaşım mücadeleleri yeni bir evreye girmiş bulunuyor. 2025 ve 2026’da İran’ın Amerika ve İsrail saldırılarına karşı gösterdiği mukavemet dünyayı belki de küre ölçeğinde yeni değişimlerin eşiğine getirdi. İki savaş Müslümanların küresel emperyalizme ve bölgesel Siyonizm’e karşı başarılı mukavemetler gösterebileceğini göstermiş oldu. Sağlıklı bir zihin, rasyonel temellere dayalı bir özgüven (ihlaslı iman) ve doğru bir strateji izlendiğinde kuşların dahi filleri yenmesi mümkündür. Bu bakış açısıyla İranlıların başardıklarını Türkler de, Araplar da başarabilir.

Yeni dönemde küresel ve bölgesel şer güçlerinin elinde Müslümanlar arasında etnik ve mezhebi fitne ateşini körüklemekten başka seçenek kalmadı. Bundan sonra mezhep çatışmaları konularıyla daha çok uğraşmak zorunda kalacağız. Bu açıdan şu veya bu kavim, şu veya devlet, şu veya mezhep adına değil, ihlasla sadece ümmet adına “Sizin ümmetiniz tek bir ümmettir” (Enbiya, 21/92) hükmünce İslam birliğinden (İttihad-ı anasır-ı İslam’dan) yana olan herkes bu konu üzerinde etraflıca durmalıdır.

Belirtmek gerekir ki, çatışmalar sadece iç ihtilaflardan, tarihten gelen olumsuz mirastan kaynaklanmıyor. Çatışmalarda uluslararası rekabet alanının Ortadoğu olarak seçilmesi önemli rol oynuyor. Özellikle Anglosakson güçler, İslam dünyasını “entegre edilmemiş boşluk” kabul edip, bölgeyi son bileşenlerine kadar ayırıyor, her bileşeni diğerlerine karşı özerkleştiriyor, ona kendi üzerine kapanmasına yarayacak ‘sert kimlik’ kazandırıyor, sonra da her unsuru diğerleriyle çatıştırarak düzen vermek istiyorlar. Bölgemiz rengarenk bir bahçe gibidir, tarih boyunca farklı din, mezhep ve kavimlerden müteşekkil olarak büyük devletlerin siyasi ve idari şemsiyesi altında yaşamıştır; siyasi birliğin sağlanamadığı zamanlarda bile din, unsurların birbirleriyle barbarca çatışmalarının önüne geçebilmiştir. Bugün durum farklı, iki önemli sebep çatışma potansiyellerini arttırmaya ve aktif hale getirmeye hizmet ediyor: Bunlardan biri, bölge içi farklı unsurların iktidar seçkinleri İslamiyet’i yeni bir toplumsal ve politik düzen kurucu referans görmekte zaaf gösteriyorlar. Diğeri dış güçlerin sonu felakete gidecek çatışmaları planlamada ve uygulamada sahip oldukları başarı katsayısının yüksekliği.

“Yaratıcı kaos” doktrini çerçevesinde sürdürülen mezhep çatışmalarında Amerikalılar ve Siyonistler başrol oynamaktadırlar. Mayıs-2007 yılında konuşan eski bir Iraklı subayın itirafları dudak uçuklatıyordu. Ajan provokatör şöyle diyordu: “Bir gün Şiilerin yoğun olduğu Azamiye’de bir Şii, ertesi gün Sadr kentinde bir Sünni’yi öldürüyorduk. Bu iş için Amerikalıların kurduğu bir ‘kirli işler ekibi’ var. Söz konusu ekip özellikle kalabalık pazarlarda bombalı araç patlatma konusunda uzman. Amerikan güçlerinin kullandığı en yaygın bombalı araç planı, Iraklılara ait araçlarda arama yapılırken bomba düzeneği yerleştirme şeklinde oluyor” (Yeni Şafak, 12 Mayıs 2007).

 Karşılıklı olarak Sünni ve Şiilerin öldürülmesi, camii, türbe veya pazar yerlerinin kitlesel ölümlere yol açacak şekilde bombalanması belli bir doktrin çerçevesinde yürüyor. CIA’nın eski Ortadoğu bölge şefi Robert Baer’in bu konuda söyledikleri hayli ilginç: “Sünni-Şii savaşını tetikleyelim. Biz Amerikalılar niye ölelim ki! Bırakalım (Sünni-Şii) Müslümanlar birbirlerini öldürsünler” (Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet, 14 Nisan 2012.)

Amerika’nın 2003’te işgal ettiği Irak’ta yaklaşık 1 milyon insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan göçmen durumuna düştü veya kendi yurtlarında yer değiştirmek zorunda kaldı. Yüz binlerce çocuk yetim, yüz binlerce kadın dul kaldı.

Şu veya bu amaçla mezhep ve etnik çatışmaları derinleştirip sürdürenler, bilmeliler ki harap olduktan sonra Basra’yı kim ele geçirirse geçirsin, elinde iktidarını kullanacağı ne toprak kalır ne ahali. 2006’da Sünni ve Şii din adamlarını bir araya getirip “Kur’an-ı Kerim’e, Efendimiz’in hadislerine ve İslam dininin umdelerine dayalı olarak, Irak halkının tüm kesimlerine öldürme, katletme, insanları perişan etme ve insanlık suçlarının zincirleme yapılmasını önleme konusunda ‘namus ve şeref sözü’ vermeleri için” bir teşebbüs başlatan İİT Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu: “Olup biten cinnettir ve bu vahim bir durumdur. Bu cinnet ve bu vahamet İslam tarihinde örneği olmayan bir hadisedir. 14 asırdan bu yana ilk defa böyle bir hadise oluyor. Bunu anlamak fevkalade zordur” diyordu. (Yeni Şafak, 6 Şubat 2007.)

Evet, bu bir cinnettir, vahim bir durumdur. Aklı başında, dar siyaset penceresinden bakmayan sorumlu insanların bunu anlama, anlamlandırma ve çözüm yollarını gösterme gibi sorumlulukları var.

Bölgemizi büyük felaketlere götürme istidadı olan mezhep çatışmalarını besleyen iki faktörden biri siyasi; diğeri fıkıh, kelam ve hadis gibi ilimlere ilişkin farklı usuller ve konularda ortaya çıkan görüş (yorum, tefsir, içtihat) farklılıklarıdır. “Siyasi faktör”ü aktüel ve tarihi olmak üzere ikiye ayırabiliriz.

Aktüel faktörün rolü 1979 İran İslam devrimiyle başladı. Son 250 yıllık tarihte gerek felsefi-politik, gerek oluş şekilleri ve gerekse doğurdukları sonuçlar itibariyle üç büyük devrime tanık olduk: İlki, 1789 Fransız ihtilali. İhtilal, milliyetçi akımları, milli devletleri ve laiklik-sekülarizm zemininde yeni bir siyaset biçimini öne çıkardı ki, Osmanlı’nın Batı’sında ilk etkileri yarım asır, Doğu’sunda yaklaşık 1,5 asır sonra gösterdi. Başka sebepler yanında Fransız ihtilali Osmanlı’nın dağılmasında önemli rol oynadı. 1917 Bolşevik devrimi de Doğu Avrupa’da ve Asya’da ilk etkilerini 20-50 sene içinde gösterdi ve 20. yüzyıl boyunca yaklaşık 2,5 milyar insanı bir şekilde manyetik sahası içine aldı.

Üç faktörel özellikleriyle aynı kategoride olan İslam devriminin de etkisini göstereceği tabiiydi. İlk 10-30 sene içinde de Ortadoğu’da sarsıntılar yaratarak göstermeye başladı. Bugün derin sarsıntıların tetikleyici unsuru hiç kuşkusuz İslam devrimidir.

Devrimin yol açtığı iki sonuçtan biri, İran’ı bölgede her geçen gün biraz daha öne çıkan bir devlet konumuna çıkarması, diğeri dünya Müslüman nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Şiileri ‘siyasallaştırması’.

Şiilik esasında siyasi bir mezheptir ve tarihte de hep böyle olmuştur. Ancak 12. İmam’ın gaybubetinde kendi adına ve özerk dini önderleri takip ederek siyasi alana girmesi olayı yenidir; 1826 Rus savaşı, 1890 Tütün direnişi, 1906 Meşrutiyet ve Anayasa hareketini bir kenara bırakacak olursak, 1964-Hordat olayıyla başlar, 1979’da sürecini tamamlar. “Fars unsuru”nun İran ve bölge coğrafyasında öne çıkması 1925 Kaçar hanedanının yıkılıp yerini Pehlevilerin almasıyla başlar. Irak ve diğer bölgelerde Şiiliğin “aktüel siyaset”te gözükmesi 20. yüzyılın ilk çeyreğinde gözlenir. Mesela Irak Şiilerinden taklid-i mercii Ayetullah Mehdi el Halisi’nin “Musul için İngilizlerin yanında Türklere karşı savaşmak haramdır” fetvası ve bundan önce Ayetullah el Uzma Mirza Hasan Şirazi’nin “Müslümanların gayrı Müslimler tarafından yönetilmeyeceği” yönünde verdiği fetva kilometre taşları arasında yer alır.

İran ve Şiiliğin bölgesel güç kazanması, Batı’nın (ABD-Avrupa) takip ettiği politikaların kendileri açısından beklenmedik sonucudur. Rusların Afganistan’ı işgal etmesiyle cihad başladı, Afganlılara kendi dini geleneklerine göre bir yönetim kurma şansı verilseydi, bu trajik durum yaşanmazdı, ancak ABD ve Suudiler, İran’ı doğusundan kuşatma düşüncesiyle cihada en yanlış ve kaba yöntemlerle müdahale ettiler ama işe yaramadı. İran hem kaostan yararlanıp Ortaasya’ya daha rahat açıldı hem nüfusun yüzde 20’i olan Şiiler özerk siyasi blok olarak teşekkül etti.

 Saddam, İran’a saldırıncaya kadar Irak Şiileri “Irak’ın yurttaşları”ydı ve nüfusun yüzde 65’ini teşkil ettikleri halde İran’a karşı sekiz sene savaştılar da. Ama İran ve devrim tehlikesi paranoyasına kapılan Saddam ve onu “Ortadoğu mahallesinin kabadayısı” ilan edip İran üzerine saldırtan Batılıların kışkırtmaları sonucunda hem Irak harabeye döndü, Saddam rejimi yıkıldı hem devasa bir Şii nüfus siyasi özerk bir bilinçle yeni sahnedeki yerini aldı. Bu süreçte Bahreyn, BAE, Arap yarımadasındaki Şiilerde yeni bir siyasi bilinç uyanmaması düşünülemezdi. Lübnan çok daha öncesinden Emel ve Hizbullah ile siyasallaşmıştı, Suriye zaten İran’la stratejik işbirliği anlaşması vardı (Şubat-2005), Yemen de bundan etkilendi.

Sonuçta Filistin sorununun İsrail’in insafına bırakılması; ABD’nin kaba bölge politikaları; Suudilerin, Şia’nın tam karşı/zıt kutbunda yer alan Vehhabiliği ve sert Selefiliği politik bir ideoloji olarak kullanması; Avrupa ülkelerinin duyarsız tutumları, çifte-standartları; Arap yöneticilerinin zaafı ve Arap toplumlarının çaresizliği İran’ı öne çıkardı. Bu süreçte Şiilik tabii ki önemlidir, ama asıl belirleyen ‘mezhep’ değil, “aktüel siyasi” faktördür. Aktüel çatışmada “Sünnilik-Şiilik”ten çok, “Şiilik-laiklik-sert Selefilik” rol oynamaktadır.

Ali Bulaç

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Cenk Cemil dedi ki:

    Sayın Ali Bulaç Bey … Bu konularda bendenizin yaklaşımı tahminim sizin dahi hiç aklınıza bile getirmediğiniz bir konum arzediyor….Şöyle ki bize göre “zaman ahir zaman ve kıyamete yakın yaşanması haber verilen pek çok musibetin, savaşların , hercümercin gerçekleşmesi söz konusu !:. Buna ne herhangi bir devlet ve nede her hangi bir isim engel olamaz diyorum. Dünyanın sulhu ve selâmeti, ahir zamana yakın zuhur edecek olan Mehdi Aleyhisselâmla kaim olabilecektir. Onun 2034-2035 yıllarındaki zuhuruna da -Allahu Alem- 7-8 sene kalmıştır diyorum.

    1. Ali Bulaç dedi ki:

      Cenk Cemil bey, Mehdi ve mehdiyet konusunda benim görüşlerim vardır; kısmet olursa ileride mezhepler meselesi bağlamında ele almayı düşünüyorum. Tespitim yanlış değilse Sünni ve Şii dünyada mehdilik mehdiyete dönüşmüş bulunuyor; bu konuda rahmetli Said Nursi ile İmam Humeyni’nin yaklaşımları çok ilginç ve birbirine yakın. Lakin meselenin “nassın subutu ve delaletin kat’iyeti” açısından hallolması lazım. Bu konuda alimlerimiz kanaatlerini serdederlerse çok faydalı olur, mesela -delillerle konuşan ve yazan- Ali Rıza Demircan hoca ne düşünüyor; hem beklenen mehdi hem nüzul-u İsa konusunda Hoca fikirlerini beyan ederse faydalı olur diye düşünüyorum.

      1. Cenk Cemil dedi ki:

        SayınALi Bulaç… Bu konuda, özellikle de Nuzül-ü İsa Aleyhisselâm konusunda Ali Rıza Demircan Hoca’nın olumlu vbir düşünce taşımadığını başka Youtube Sayfalarında çıkan vidolarından biliyoruz. Maalesef A.Rıza Demircn Hocamız Modernsit-Mezhebsizlerin “İsa Aleyhisselâm ölmüştü ve dünyaya avdet etmeyecektir” şeklindeki bozuk ve tehlilkeli bir görüşün etkisi altında kalmıştır.Hal böyle olunca belki de Mehdi Alyhsselâmın zuhuru hakkında da olumlu bir görüş taşımmaktadır. Bilgileibrsek memnun oluruz.

    2. istanbuloglu dedi ki:

      Bu hukmu nereden cikariyorsun.Eger 7-8 sene sonra Mehdi gelecekse, bize dusen fazla bir sry yok.Evimizde oturup, birde silah temin edip, Mehdinin gelmesini bekliyelim.Nasil osa, Mehdi gelince bu işleri bi yoluna koyacaktir.Bunda bir sorun varmi?
      Sizin bu anlayisiniz, tipki Şiilerin gaybubetteki 12. Imami beklemelerine benziyor.Rahmetli Imam Humeyni bu anlsyidi rafa kaldirarak, irandaki muslumanlarin once dusuncelerinde, sonra hayatlarinda, Sonrada Iran islam Devrimini yapti.Sizdeki bu dusunceler var oldukca, emperyalist bu dusuncelerden hic rahatsiz olmazlar bilakis bu dusuncede olanlara Dolar bazli aylik maas baglarlar…

      1. Cenk Cemil dedi ki:

        Mehdi Alyhisselâm’ın zuhuruna 7-8 yıl kaldığına dair görüş Hatem-i Veli Hz.lerinin görüşüdür. Kaıtlırsınız-ktılmazsınız o size kalmış birdurumdıur. Bendeniz katılıyorum ve günümüze kadar geçrkeleşen olaylara kimsenin (özllikle msülümanların ve halkı müslüman olan devletlerin) bir dahli olmayıışının da Mehdi Aleyhissel+an-m’ın zuhuruna dair bir göstergesi olduğunu sanıyorum. Zaman kimin haklı, kimin boş konuştuıunu gösterecektir. Gayrı siz sağ, biz selâmet !…Her şey kıs bir zaman sonra ortaya çıkcaktır.

        1. istanbuloglu dedi ki:

          Mumin itikad ve davranislarini, bir takim kisilerin ictihadi( yorum) larina gore degil, Kurani Kerim ve Sahih sunnete gore duzenler.
          Bana Sahih Sunnetten ve Kurani Kerimden Mehdi ile alakali Hadisi serif ve Ayeti Kerimeleri yazarmisin.
          Eger yazamiyorsan, anlaki Allahin dinine bir seyler eeme gayreti icerisindesin.Buda dini tahrif etme cabasidir

  2. Nuh dedi ki:

    Ali hocam bu ayrılık ve fitne ins ve cin şeytanlar olduğu sürece devam edecek bu imtihanın gereğidir. Biz hak yolunun yolcularının yapacağı ameller ve seçimler kazanacağımız dünya ve ahiret ürününün nitelik ve niceliğini belirleyecektir. Batıl, şeytani ve israiliyetten ari bir kulluk için kur’an ve sahih sünnet ışığında yürümeliyiz. Dünyevi ve nefsani amaçlar uğruna Uydurulmuş, değiştirilmiş ve saptırılmış yolları ve kolları izlemek, bizleri ilahi gazaba iletir. Mübarek kur’anın diliyle hak apaçık ve ortadadır, sadece onu eğip bükenler ve örtenler vardır. Bunların tespiti çok kolaydır, hedef ve istikametleri bizlere onların amaçlarını gösterir. Buradan hareketle dini parça parca (yetmis fırkaya bölen) edip bunu normalleştiren ve bunu Allah ve resulüne dayayan düzenbaz şeytanın adamları bizleri Allah ile aldatmasın. Allah’ın yolu tektir ve eşi benzeri, yoldaşı, parelleli vb yoktur. Uydurulan her yol biri veya birilerine hizmet içindir. Dini dünya emellerine alet edenlerin vay haline, onlar halkını aptallaştırarak beşikteki masum bebeği devleti ali için öldürmeyi hak görecek derecede katillere ve onların destekçisi durumuna getirebilirler. Rabbimiz onların şerlerinden muhafaza eylesin. İnsanlar uyanmalı bu iletişim çağında olayları izleyip kuran terazisinde yorumlayarak gerçeğin farkına varmalı. Vesselam.