islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
14°C
İstanbul
14°C
Çok Bulutlu
Cumartesi Çok Bulutlu
16°C
Pazar Az Bulutlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
19°C

GÜVENE, TEHLİKEYE KAZANCA VE KAYBA…NASIL BAKMALIYIZ ? II

GÜVENE, TEHLİKEYE KAZANCA VE KAYBA…NASIL BAKMALIYIZ ? II
11/03/2025 09:00
A+
A-

Bir önceki yazımızda güvene nasıl bakmamız gerektiğini açıklamaya çalıştık. Devam edelim.

TEHLİKEYE NASIL BAKACAĞIZ

Müslüman tehlikeye de Müslümanca bakar. İslami ölçüler içinden bakar. Diğer insanlar için tehlike hapse düşme, hastalığa tutulma, kazanılmış hakları yitirme, makamdan uzaklaştırılma, tehdit edilme, her an tecavüze uğrama ihtimali ve benzerleridir.

Evet, bunlar da Müslüman için tehlikedir. Ama Müslüman asıl tehlikeyi, bunlarda görmez. Görmediği içindir ki tehlikeden korunma imkânlarına kavuşur.

Bizler müminiz. Hayata elbette ki Rabbimizin kitabı olduğuna inandığımız Kur’an zaviyesinden bakarız, bakmalıyız da. Bakınız, örneğin Bakara suresinin 39. ayetinde Rabbimiz bize büyükler büyüğü tehlikenin Kendisine ve yasalarına inanmamak  olduğunu nasıl açıklamaktadır:

“Yaradan’a ve O’nun yasalarına inanmayanlar, Allah’ın buyruklarını yalanlayanlar yok mu? Onlar Cehennem yaranıdırlar ve orada ebedi kalıcıdırlar.”

Asıl tehlikenin nereden gelebileceğini Rabbimiz Müddesir suresinde de bizlere örneklendirmektedir. Bu surede Cennetlik olan kimselerle Cehennemlik olan kişiler arasında sağlanacak diyalog ve içeriği şöylece açıklanmaktadır:

“Cennet ehli kişiler, cehennemliklere soracaklar: Sizi bu cehennem azabına düşüren ne oldu? Onlar da şöylece cevap verecekler:

Biz namaz kılanlardan değildik Biz sahip olduklarımızdan yoksulları doyurmazdık. Biz ölümü, ötesini düşünmez, sorgulanma gerçeğinden gaflet ederek yaşardık. Sorgulama gününü de yalan sayardık. Ölüm gelinceye kadar bu halimiz devam etti. (Müddesir, 40-47)

Anlaşılacağı üzere tehlike iman yoksunluğundadır. Tehlike namaz kılmamamdadır. Tehlike faizli işlemlerdedir. Tehlike zinadadır. Tehlike Allah’ın kullarına zulmetmededir. Tehlike yalandadır. Tehlike sömürüdedir. Tehlike doğal çevre varlıklarını telef etmededir.

Bizim farkımız Müslüman olarak tehlikeyi böyle algılamamız ve algılatmamız gereğindedir.

KAZANMAYI NASIL ANLAYACAĞIZ?

Misaller vermeye  devam edelim.

Kazanmak: Yahudi de, Ateist de ve diğer insan grupları da kazanmayı ticarette, seçimde, sportif müsabakalarda, kumarda, yüksek faizde, ihale kapmada, etkili makamlara gelme şeklinde anlarlar.

Bu kazanç anlayışının bir kısmı biz Müslümanlar için de geçerlidir. Ama biz, her an ölebilecek ve ahiret hayatı başlayabilecek, akıllı ve inançlı kişiler, kazancı böyle görmeyiz. Kazancı Kur’an’ın sunduğu ölçüler içinde anlarız.

Kur’an-ı Kerim’de kazanılacak işlerin ve kazanacak kişilerin  pek çok örnekleri verilir ki biz bunlardan  yalnızca birini; Müminun suresinin ilk ayetlerinde açıklananı sunmakla yetineceğiz.

Onlar gerçek anlamda kazanacak olanlardır. Okuyalım:

Onlar iç huzuruyla namazlarını kılanlar ve namaz kılmaya devam edenler, onlar dünya ve ahiret hayatlarına yarar sağlamayacak olanlardan kaçınanlardır. Onlar zekâtlarını verenler/zekât verici güce ulaşmak için çalışanlardır. Onlar zinadan-eşcinsellikten korunanlardır… Onlar üstlendikleri emanetleri/işleri yerine getirenler, verdikleri söze bağlı kalanlardır.

İşte onlardır en yüksek cennet olan Firdevs cennetlerine girecek ve orada ebedi olarak kalacak olanlar; onlardır kazanacak olanlar. “

İnsan hayatında asıl büyük devrim Kazanca açıklanan şekilde bakabilmektir.

Maddeci insanların kayıp zannettikleri olaylar müminler için kazanç yolu olabilir. Konunun öneminden bir örnek verelim.

İslam tarihinde Bi’r-i Maûn denilen facia bir olay vardır

Öğretmen konumunda olan 70 kadar sahabi ihanete uğrayarak şehit edilir. Bunlardan biri de Haram bin Milhan’dır. Bu zat ölümcül kılıç darbesini aldığında şöyle der:

‘Allah u ekber, Füztü ve Rabbil-Kâbe / Kâbe’nin Rabbi olan Allah’a and içerim ki kurtuldum-kazandım.’

Ölümün kazancı mı olur? Hayata Müslümanca bakarsanız, İslami çizgide can vermenin Yaradan’a kavuşmak olduğunu bilirsiniz. Yaradan’ın nimetlerine ulaşma olduğunu anlarsınız. Şehit olmanın erdemini idrak edersiniz. Şehit olmanın Yaradan katında dirilik kazandıracağını öğrenirsiniz. Elbette ki Allah yolunda can vermek kazanmaktır. Önemli olan bu bakış açısıyla hayata bakabilmektir.

KAYBIN ANLAMI

Kayıp da böyledir. Hepimiz Asr suresinde okumuyor muyuz:

Zamana and olsun. İslami çizgide inananlar ve Yaradan’ın yüklediği görevleri uygulamaya çalışanlar; birbirlerine Hakkı tavsiye edenler ve sabır göstermeyi öğütleyenler  müstesna bütün insanlar kayıptadır. Kayba uğramayacak olanlar onlardır…”

Kayıp, emeği sömürüdedir. Kayıp hileli imalattadır. Kayıp rüşvettedir. Kamu imkânlarını yağmalamadadır. Kayıp inkârdadır. Kayıp Allah yokmuş gibi bu hayatı sürmeye kalkışmadadır.

ÜSTÜNLÜK -AŞAĞILIK

Üstünlük de böyledir. İnançları ne olursa olsun Müslüman olmayanlar üstünlüğü; ırkta, dilde, makamda, zenginlikte, egemen olmada görürler. Ama hayata Müslümanca bakması gereken mümin,  böyle bakamaz. Onun üstünlük anlayışı Rabbinden gelir, Peygamberinden gelir.

Rabbimizin koyduğu üstünlük ölçüsü Hucurat suresinde şöylece belirlenmiştir:

“…Sizin en üstününüz, en ziyade takva sahibi olanlarınızdır; İslami ölçülere göre daha güçlü bir şekilde inananlarınız ve daha bir içtenlikle yaşayanlarınızdır…

Aziz Peygamberimiz de konuyu şöyle özetler:

Üstünlük yalnızca ve sadece Takva’dadır.”

Elbette adaletli yönetici üstündür, yoksulları yararlandırıcı zengin üstündür, adil ücret ödeyen işveren üstündür. Hak ve ahlak ölçülerine bağlı sanatkârlar üstündür. Hayatı kolaylaştırıcı çalışmalar yapan ilim adamları üstündür… bütün bunlar  bizlerin katında da, Allah katında da değerlidir.

Hayat boşluk kabul etmez İslami çizgide üstün olamayanlar Hak ve Halk katında aşağılıklardan olurlar.

Biz Müslümanların temel görüşümüz şu olmalıdır:

Felaketlerin en büyüğü insanların katında büyürken Allah katında küçülmektir.

Hulasa biz Müslümanız. Diğer insanlardan farklıyız. Farklı olmak konumundayız. Bizler, güvene, tehlikeye, kazanca, kayba, üstünlüğe ve aşağılığa İslami çizgide bakmakla yükümlüyüz. Müslümanca bakan, Müslümanca yaşar. Müslümanca yaşayan, dünya hayatını istikrarlı ve ahiret hayatını mutlu kılar.

Sizlere olmazsa olmazımız olan beş vakit namazı hatırlatır, aman namazınıza dikkat edin der ve sohbetimizi Beyyine sûresinden âyetlerle bitiririm:

“Kendisine daha önce kutsal kitaplar verilenlerden ve de Allah’a ortak koşan müşriklerden kâfir olanlar / Yaradan’ın egemenliğini ve yasalarını tanımayanlar yok mu? İnsanların en şerlileri onlardır.

İslami çizgide inananlar ve yaşayanlar yok mu? Yaratıkların/insanların en hayırlıları da onlardır. Onların mükâfatı içlerinden ırmaklar akan sonsuz nimetler ve güzellikler yurdu olan ve içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Allah onlardan razı, onlar da Rablerinden razı olmuşlardır.”

ALİ RIZA DEMİRCAN

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

 

 

ETİKETLER: Manşet
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.