
“Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder. Fahşayı (çirkin işleri), münkeri (kötülüğü) ve bağyı (haddi aşmayı, zulmü) yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
(en-Nahl, 16:90)
Bu ayet, İslam’ın toplumsal düzeni inşa eden en temel ilkelerinden birini ortaya koymaktadır: Adaletin tesisi ve zulmün reddi. Klasik tefsirlerde, bu ayetin yalnızca bireysel ahlakı değil, aynı zamanda devlet yönetimini, hukuk sistemini ve toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren bir ilke olduğu belirtilir.
İbn Kesîr, bu ayetin Allah’ın en üstün emirlerinden biri olduğunu vurgulayarak, adaletin her toplumun temel taşı olduğunu belirtir. Adalet, yalnızca hukuki anlamda değil, insan ilişkilerinde, yönetimde ve ekonomik düzenin işleyişinde de belirleyicidir. Fahşanın, münkerin ve bağyın yasaklanması ise, toplumun huzurunu bozan her türlü eylemin reddedilmesini içerir.
Kurtubî, bu ayetin Hz. Ömer (r.a.) döneminde Cuma hutbelerinde okunmasının yaygın olduğunu belirtir. Bu, ayetin İslam toplumunun yöneticilerinden bireylerine kadar herkese sorumluluk yüklediğini göstermektedir.
Günümüzde bu ilkenin ihlaline en büyük örneklerden biri Filistin’deki zulümdür. İsrail’in Filistin halkına karşı uyguladığı şiddet, işgal, yıkım ve insan hakları ihlalleri, bağy (haddi aşma, zulüm) kavramına doğrudan karşılık gelmektedir.
Dünya bu zulme sessiz kalırken, İslam ümmeti için bu ayet, bir uyarı niteliğindedir. Adaletin tesisi, zalime karşı durmayı ve mazlumun yanında olmayı gerektirir. Filistin’de her gün yaşanan haksızlık, bu ayetin tekrar tekrar hatırlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu ayet, sadece bir öğüt değil, Müslümanlar için bir yol haritasıdır. Adaletin hâkim olduğu bir dünya için, mazlumun yanında yer almak en büyük sorumluluğumuzdur.
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-