
Hangi İklimin İnsanıyız?
Türkiye’de kimlik konusu ve bu alandaki gelişmeler ele alınmadan, hangi problemlerle yüz yüze geldiğimizi anlamamız zor olacaktır. Konuyu biraz daha örneklendiririrsek, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Nasıl Bir Kültür Anlayışı:
Şu anda Bayramdayız ve bayram tatili cumatesi ve pazar tatili içine sıkıştırlmış ve bayramın yaşanması ve gerçekleşmesi ile ilgili hedef olan birlik, kaynaşma ve sevgi- saygı iklimi unutulmuş!..
Uzak beldelerdeki küçükler, büyüklere gidemeyecek; büyükler küçükleri göremeyecek.. Ne uğruna, bayram tatili “sıradan” bir zaman dilimi veya festival gibi bir anlayış halinde görüldüğünden!… Üstelik bu uygulama, muhafazakar denilen bir iktidarda oluyor!..
Neden önemli günler, bu sosyal hedeflerin gerçekleştirilmesine uygun bir zaman dilimi içinde gerçekleşmiyor?..
Sadece bu mu?.. Müslümanların mukaddes ayında bile, mayolu modellerin cinsel tutumlar sergileyen otel reklamları, bütün etkinliği ile kendini gösterebiliyor. Bununla topluma, “senin ramazanın beni ilgilendirmez” der gibi.. Yani, Müslüman toplumun değerleri, bazı ticari kesimler için bir anlam ifade etmiyor!..
Eğlence ve reklam, yarışma programları, ramazan gibi manevi ayın, ruhani ortamında aynı hız ile sürdürülmesi, insanların; kendi tutum ve davranışlarını gözden geçirip, aşırılıklarını dizginleyeceği bir ortama sanki, soğuk duş yaparcasına hiçe sayarak, tek ihtiyacımız eğlenmek ve problemlerimizi unutmakmış gibi garip bir mesajın verilmeye çalışılması!.. Bu bir anlayışsızlık veya karşıtlık mı?..
Bir toplum, kendi değerler dünyasını yoğun bir şekilde yaşamaz ve birbirlerine karşı davranışlarını gözden geçirmez ve sosyal özelliklerini geliştirmezse,hatalarını nasıl giderebilir..?
Dini, Gereğince Yaşayabilmek:
Ramazan, kendimizi olgunlaştırma ve eksikliklerimizi görmek ve kişiliğimizi güzelleştirmek için ilahi bir fırsat iken, bu olumlu ortama karşı duyarsızlığın ve ilgisizliğin giderilmesinde, kamu kurumlarının bu konuya yönelik bazı düzenlemeler yapması, çok mu zor?.. Toplumlarda bazı kesimler, kendilerini kaybedebilir, yanlış tutumlara girebilir. Ama, devlet misyonunu üstelenmiş hükümetler, yanlış ve tutarsız yönelişleri engelleyici düzenlemeler geliştiremez mi?..
Bu durum, kendi eksikliklerinim farkına varıp, eğitim ve ibadetle meşgul olanlara karşı, onları hiçe sayıp, yanlış ve garip alışkanlıklarını sürdürenleri desteklememek gibi bir tutum olmuyor mu?!.. Eğer böyle değilse, onları, toplumun önemli bölümünün inanç ve hassasiyetlerine saygılı davranmaya mı davet edilir!.?..
Müslüman ve dindar insanların inanç ve dini görevlerini yerine getirmesine saygı gösterilmesi, bir toplumdaki insanların beklediği en asgari şarttır.. Hatta, bu durum, en azından “azınlık hakkı”dır!.. Acaba, Türkiye’deki Müslümanların bir azınlık kadar hakları kabul edilmiyor mu?:. Halbuki bu ülkede çoğunluk Müslümandır ve onların bir aylık manevi hayatlarına saygı göstermek, dini benimsemeyen kişilerin bile mecburiyetidir. Kaldı ki, bu ibadet, toplumu iyiliğe ve sabır’a yönelten bir takım faaliyetler icra edip, toplumda suçların azalmasına imkan verirken…
Bir akademisyen olarak İngiltere ve Amerika’da kaldığım zamanlarda, dini görevlerimiz için taleplerimize yabancı kurumlardan, olumlu karşılıklar görmüş biri olarak, ülkemizdeki bazı insanların, bu hassasiyet eksikliğini gerçekten anlayabilmek son derce zor!..
Aslında, hükümet ve kamu otoriteleri olarak dini ve ahlaki özellik ve niteliklere uygun bir uygulamayı yetkililerden isteme hakkımız var. Bilgisiz veya duyarsız kesimlerin, bilerek veya bilmeyerek Müslüman toplumun değerlerine ve adetlerine “en azından” saygı göstermeye mecbur olduklarını bilmeleri gerekiyor. Bu konuda da, bazı resmi mercilerin, Müslüman halkın huzur ve onurlarının muhafazası için, keyfi veya duyarsız kesimlere karşı bazı müeyyideler getirmesi gerekiyor.
Prof.Dr.Sami Şener
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”