
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.”
Bu nebevî ölçü, sadece konuşma adabını değil, aynı zamanda bir Müslümanın hayatını nasıl inşa etmesi gerektiğini de göstermektedir. Çünkü insanın dili, kalbinin tercümanıdır. Dilde dolaşan sözler, çoğu zaman zihni meşgul eden şeylerin dışa vurumudur.
Bugün ise hayatımızın merkezine baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz…
Saatlerce süren futbol tartışmaları…
Bitmek bilmeyen magazin sohbetleri…
Sosyal medyada harcanan vakitler…
Dedikodular…
Gıybetler…
İnsanların özel hayatları üzerine yapılan yorumlar…
Ve sonunda geriye kalan büyük bir boşluk…

Futbol elbette bir spor faaliyetidir. İnsanların sporla ilgilenmesi, maç izlemesi veya takım tutması doğal karşılanabilir. Ancak mesele spor olmaktan çıkıp hayatın merkezine yerleştiğinde ortaya ciddi bir problem çıkmaktadır.
Bugün milyonlarca insan, ailesine, çocuklarına, eğitimine veya ahiretine ayırmadığı zamanı futbol tartışmalarına ayırmaktadır.
Bir maçın hakem kararları günlerce konuşulurken;
Gazze konuşulmuyor…
Yetimler konuşulmuyor…
Gençlerin yaşadığı inanç krizi konuşulmuyor…
Aile kurumunun çözülüşü konuşulmuyor…
Dahası insanlar tuttukları takımlar yüzünden birbirlerine öfkeleniyor, hakaret ediyor ve dostluklarını zedeliyorlar.
Oysa Allah Resûlü’nün tavsiyesi açıktır:
Hayır konuş ya da sus.
İnsanı Allah’a yaklaştırmayan, ahlakını güzelleştirmeyen ve topluma fayda sağlamayan sözlerin hayatımızdaki ağırlığı giderek artmaktadır.
Anlamsız lakırtıların en tehlikeli biçimlerinden biri de dedikodudur.
Birçok sohbet meclisi birkaç dakika içerisinde insanların kusurlarının konuşulduğu ortamlara dönüşmektedir.
Kimin ne yaptığı…
Kimin ne giydiği…
Kimin ne kazandığı…
Kimin hangi hatayı işlediği…
Bu tür konuşmalar kısa süreli bir merak duygusunu tatmin etse de uzun vadede güven duygusunu yok etmektedir.
Dedikodunun hakim olduğu toplumlarda insanlar birbirlerine güvenemez hale gelir.
Çünkü herkes bilir ki bugün başkası konuşuluyorsa yarın sıra kendisine gelecektir.
Eskiden kahvehanelerde geçirilen uzun saatlerden şikâyet edilirdi.
Bugün ise aynı kahvehane kültürü dijital dünyaya taşınmış durumdadır.
Saatlerce telefon ekranlarında dolaşan insanlar;
Ne yeni bir bilgi öğreniyor,
Ne yeni bir beceri kazanıyor,
Ne de manevi anlamda kendilerini geliştiriyor.
Boş sözlerin yerini boş içerikler aldı.
Ancak sonuç değişmedi:
Ömür tüketiliyor.
İnsan, farkına varmadan en kıymetli sermayesi olan zamanını kaybediyor.
Modern kültür, insanı sürekli konuşmaya teşvik ediyor.
Her konuda fikri olmak…
Her gündeme yorum yapmak…
Her tartışmaya katılmak…
Sürekli görünür olmak…
Bu çağın en büyük hastalıklarından biri haline geldi.
Oysa hikmet geleneğimizde çok konuşmak değil, yerinde konuşmak makbuldür.
Çünkü gereksiz söz çoğaldıkça tefekkür azalır.
Tefekkür azaldıkça insan kendisinden uzaklaşır.
Kendisinden uzaklaşan insan ise Rabbinden uzaklaşmaya başlar.
Müslümanın meclisleri;
İlim konuşulan,
Hikmet paylaşılan,
Ahlakın güçlendirildiği,
Kardeşliğin pekiştirildiği,
İnsanların birbirine fayda sağladığı meclisler olmalıdır.
Bir sohbetten sonra insanın bilgisi artmıyorsa,
Ahlakı güzelleşmiyorsa,
Kalbi yumuşamıyorsa,
O sohbetin yeniden gözden geçirilmesi gerekir.
Çünkü ömür sınırlıdır.
Her geçen gün insanı kabre biraz daha yaklaştırmaktadır.
Bu nedenle müminin dilinde boş söz değil;
Hakikat,
Hikmet,
İlim,
Dua
ve güzel ahlak bulunmalıdır.
Belki de çağımızın en büyük ihtiyaçlarından biri yeniden konuşmayı öğrenmektir.
Çünkü bazen insanın söylediği sözler değil, söylemediği sözler onu kurtarır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”