islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3998
EURO
53,3801
ALTIN
6.850,51
BIST
15.141,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
23°C

HIRSIZLIĞIN BİR BAŞKA TÜRÜ: ZAMANI ÇALMAK

HIRSIZLIĞIN BİR BAŞKA TÜRÜ: ZAMANI ÇALMAK
10/01/2026 01:00
A+
A-

HIRSIZLIĞIN BİR BAŞKA TÜRÜ: ZAMANI ÇALMAK

Yüce Rabbimizin, “Bir işi bitirince diğerine başla[1] emri gereği, zihnen yorulduğumda dinlenmek için farklı konularda yazılan kitaplardan dikkatimi çekeni alıp okuma alışkanlığımı,  ara sıra da olsa devam ettiriyorum. Kitaplarıma göz gezdirirken merhum Nurettin Topçu’nun “Amerikan Mektupları” isimli kitabı dikkatimi çekti ve onu alıp okumaya başladım.  “Mektuplar, İstanbul’a gelmiş bir Amerikalının, yine İstanbul’dan bir arkadaşına Cim’e yazdığı metinlerdir ve İstanbul’daki  sosyal hayatı, tipleri, insanlar arası ilişkileri, iş dünyasını, meslekleri, sokakları, tarihi binaları, dinî hayatı tenkitçi ve zaman zaman  hayıflanan  bir gözle anlatmaktadır.” Kurgusal olarak yazıldığı anlaşılan bu mektuplardan Haziran 1948’de Hareket Dergisi’nde yayınlanan 3. mektubundaki şu ifadeleri okuyunca, bunu sizinle de paylaşmak istedim.

“Hele hırsızlık … Dinleri emniyetin, tarihleri mertliğin timsali olan bu adamlar arasında şimdi Akdeniz milletlerinin bu ezeli felâ­keti salgın halindedir. Öyle görüyorum ki koca şehirde bir dükkânı kendisine emniyet edebilecek bir çırak bile bulunamıyor. Emniyet­sizliğin âdet halini aldığı bu yerde hareket mesahanız elinizle göz­lerinizin ancak koruyabildiği çevreye kadar uzanabiliyor. Her an dikkat altında tutmaya mecbur olduğunuz bu çemberin dışında itimatla iş göremezsiniz: Eseriniz çalınır, suiistimale uğrar, tahrip edilir, yok edilir ve her halde feyizli hareketiniz kurtulur. İşte bü­yük medeniyete götürücü muvaffakiyetli eser veremeyişlerinin bir sebebi de budur.”

“Öyle hadiselerde vardır ki onların gerçekte bir hırsızlık olduğunu  düşünmekten çok uzak bulunuyorlar. Faraza sözünde durmamanın, randevusuna zamanında gelmemenin sizin zamanınızdan çalma olduğunu nedense hiç akıllarına getirmiyorlar.  Bu hususta biz Garplıların tasavvur edemeyeceğiniz kadar lâkayt davranıyorlar. Zamanı öldürmek, başkasının zamanını öldürmek sanki bir zafer, bu yüzden projeler, tasavvur ve kararlar yerine getirilemiyor ve hepsinin hayatı içinden çıkılmaz bir hercümerce dalıyor. Hayat nizamı diye bir şey kurabilmelerine bu şartlar içinde elbette imkân yoktur. Daima çok kazanmak isteyen bu insanların hiçbirisi saat kullanmasını bilmiyor ve bu yüzden çok kazanabilmek, zamanın sabırla ve sistem sayesinde elde edilmiş bir eseri değil, çok kere vurgunculuk ve tesadüf eseri oluyor.”

Dostum, bütün bu dertlere deva aramadan önce hastalığa teşhis koymak icap ederse, tereddütsüz diyebilirim ki, insanı bu derecede küçülten ve bir insanlığı bugün bir medeniyet seviyesinden mahrum eden bu musibetlerin hepsinin sebebi, insana kıymet vermeyişleridir.”[2]

Hırsızlık, “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alınması” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımı biraz açacak olursak, hırsızlığın basit, nitelikli, gasp, emanete ihanet, bilgi  ve  zaman hırsızlığı  gibi türlerinin de  bulunduğu görülecektir. Hırsızlık, hukuk açısından  suç olduğu kadar, ahlâkî açıdan da  kötü, çirkin  ve güven sarsıcı bir davranış  tarzıdır.  Zira hırsız, her şeyden önce vicdanının sesine kulak vermeyen, başkasının emeğine saygı duymayan, haksız kazanç elde eden; kul hakkı yiyen; yaptığı işi meşrulaştıran, böylece hem bireydeki hem de toplumdaki güven duygusunu yıkan kişidir.  Burada hırsızlığın en az bilinen, çoğu insanın hırsızlık olarak bilmediği, hatta düşünmediği  bir türünden, zaman hırsızlığından söz etmek istiyorum.  Zira Uğur Gür’ün güftesini yazdığı Faruk Tınaz’ın da meşhur ettiği bir şarkıda, “insanın ömrünü çalan yıllardan” söz ediliyor. Gerçekte yıllar mı bizim ömrümüzü çalıyor, yoksa  biz mi ömrümüzü boş ve anlamsız şeylerle meşgul edip ondan  yıllarımızı mı çalıyoruz?

Bugün hepimiz, zamanın çalındığı bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medya bildirimleri, anlamsız ekran kaydırmaları, bitmeyen diziler, “beş dakikalık molalar” derken ömrümüzün sessizce elimizden kayıp gittiğini fark edemiyoruz. Daha açık bir ifade ile ne zaman  bir şey yapmak isteyip de yapmadığımız veya “daha sonra  yaparım” dediğimizde kendi ömrümüzden   bir parçayı da çaldığımızın  farkında  olamıyoruz. Çoğu kere sadece kendi zamanımızı çalmıyor, aynı zamanda başkalarının da zamanı çalıyoruz..

Bunu da randevularımıza geç kalarak, ilmî toplantılarda uzun konuşmalar yaparak, işlerimizi savsaklayarak, özel veya genel toplantılarda lafı dolandırarak yapıyoruz. Özellikle konferans, sempozyum, panel gibi bilimsel faaliyetlerde ve ilmî toplantılarda zamana  riayet etmeme, vaka-i adiyeden  sayılıyor. Zira çoğu zaman bu tür  etkinlikler,  ya zamanında başlamıyor, ya da zamanında başlayan etkinliklerde kimi bilim insanı, verilen süreye riayet etmiyor; diğer bilim insanlarının sürelerinden çalıyor ve  bunu da  bir sorun  olarak görmüyor.  Başkalarının zamanından çalma, her ne kadar yasal bir suç olmasa da bunun vicdanî ve ahlâkî bir  sorumluluk  olduğunda  asla şüphe bulunmuyor. Bir Müslüman için zamanı iyi yönetme, bir hayat felsefesine sahip olma, kurallı, ilkeli ve düzenli bir hayat yaşamayı; zamanı iyi yönetememe ise  bu niteliklerden yoksunluğu ifade ediyor.

Allah Teâlâ, “Asr” suresine zaman üzerine yeminle başladığı ve zamanın önemine dikkat çektiği halde, biz zamanı, hoyratça harcıyoruz. Allah’ın zamana yemin etmesi ise  zamanın sadece bir ölçü değil, aynı zamanda zamanın bir emanet olduğunu da bize  hatırlatıyor.  Dolayısıyla zamanını israf eden insan, aslında kendisine verilen emaneti  de ziyan etmiş oluyor. Bu nedenle zamanı verimli kullanmak, kimsenin de zamanını çalmamak icap ediyor. Zamanı çalan insan, geleceğini de çalmış demektir. Belki de bu yüzden en büyük hırsızlık, zamanı çalmaktır. Zira çalınan bir eşya, bir gün yerine koyulabilir, ama çalınan veya kaybedilen bir zaman asla yerine konulamaz ve geriye getirilemez.

Kur’an, sadece “çalmayın” demiyor, aynı zamanda “Emanete ihanet etmeyin”  de diyor.  Zira hırsızlık, sadece birinin malını veya zamanını çalma değil, emanete de ihanettir. Bu emanet bazen bir eşyadır, bazen bir güven, bazen bir zaman, bazen de bir insandır. Bir toplumda emanet duygusu kayboldu mu, artık hiçbir yasa, o güveni yeniden tesis edemez. Bu yüzden mesele sadece adalet değil, aynı zamanda vicdanı da yaralamamak ve köreltmemektir. Vicdan yaralandı mı, toplumsal güven zedelenir; toplumsal güven zedelenince de herkes birbirinden şüphe etmeye başlar; kimse kimseye güvenmez olur. Güvenin olmadığı yerde de asla huzur olmaz.  Meşhur bir hikayedir, hep anlatılır:

Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi, güçlükle yürüyen, susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlar. Adam, bedeviyi görünce su ister. Bedevi, adama içmesi için bir kap su verir. Suyu içen adam, birden bedeviyi iterek deveye atladığı gibi kaçmaya başlar. Bunun üzerine deveyle kaçan hırsızın arkasından bedevi, bağırarak şöyle seslenir: “Tamam, deveyi al git ama senden bir ricam var. Sakın bu olayı kimseye anlatma!”

Bu isteği tuhaf bulan hırsız, biraz duraklayıp, geriye döner ve bedevîye neden böyle dediğini sorar.  Bedevî de “Eğer anlatırsan, bu her yere yayılır ve insanlar bir daha çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.” Der. Ne hazindir ki bu hikayede anlatılan olay, günümüzdeki hırsızlık ve gasp olaylarıyla mukayese edildiğinde deve de kulak bile olmuyor. Dolayısıyla da “Deveyi havutu ile yutanlar” ın çoğaldığı bir toplumda, emeğe, emanete, zamana  ve “kul hakkı” na  riayet edilmiyor  ve bunlara gereği gibi saygı gösterilmiyor. [3]  Oysa Peygamberimiz,

“Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.”[4]  Sözü ile  ümmetini  uyardığı halde, çoğu insanın  bu sözü dikkate almadığı ve bu söze gereken  önem ve değeri  vermediği görülüyor.  Kısaca Nurettin Topçu’nun yıllar önce  kurgusal olarak anlattığı anıyı, günümüzde yaşanan olaylarla mukayese ettiğimizde ne hâllere düştüğümüzü, derin derin düşünmemiz ve içine  düştüğümüz bu girdapta boğulmadan fert ve toplum olarak  bir an önce  kurtulmanın  çarelerini aramamız icap ediyor!   Zira zamanı korumak, onu anlamlı ve sorumlu bir şekilde kullanmak, sadece bireysel bir erdem değil, aynı zamanda  kul hakkına riayetin ve ahlâkî olgunluğun da vazgeçilmez bir parçasıdır.

Prof. Dr. Celal KIRCA

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

DİP NOTLAR:

[1] İnşirah,94/7.

[2]  Nurettin Topçu, Amerikan Mektupları, İstanbul 2004, s.20-21.

[3] Bu yazıda internet ve  ChatGPT’den de yararlanılmıştır.

[4] Tirmizî, Sıfatü”l-kıyâme, 1.

Yorumlar
  1. KEMAL METE dedi ki:

    Yine değişik ve pek te hesaba katmadığımız ahlaki bir soruna parmak basmışsınız sayın hocam.
    Zaman hırsızlığından canı yanmayan yoktur herhalde?

  2. Tatar solmaz dedi ki:

    Allah rahmeti muslimlerin üzerine olsun

  3. Tatar solmaz dedi ki:

    Allah rahmeti muslimlerin üzerine olsun .Selam olsun kurân müminlerine

  4. Faruk Saban dedi ki:

    Selamlar değerli hocam, maalesef vurguladığınız gibi hayatın kurgusu boş aldanışlar ve oyalanmalarla geçiyor, toplumumuzda güzel örneklerin gösterilmesi, yanlış algıların düzeltilmesi için güzelliklerin çoğaltılması lazım, yaşadığımız hayatın düşünmeyi sorgulamayı öncelemesi gerekirken, farkına varmayı engelleyen bir sürü çeldiriciler ve bunlardan beslenen asalak sömürücüler için boşa yaşayan sorgulamayan kitleler bulunmaz nimet oluyor bu tipler için. Ve hayatın bitmez bir nimet, bitmez bir kaynak olduğunu zannedip boşa zaman harcayan insanlara dönüşüyoruz bunu kırmak için baştan üretmeyi,çalışmayı,vaktin bulunmaz nimet olduğunu fark ettirebilmenin yollarını öğretebilmek en temel görev olmalı, Allah rahmet eylesin. Ortaokulda Fransızca dersimize gelen hocamız” Oğlum vakit nakittir…”başlar bizlere nasihat eder örnekler verirdi. Dilinize kaleminize sağlık ve bereketler versin, Selamlar saygılar.

  5. Kemal Türksoy dedi ki:

    Değerli hocam,
    Her zaman ki gibi güzel bir konuyu işlemişsiniz.Kaleminize,fikrinize sağlık..,Peygamberimiz buyuruyor ki;iki şeyin kıymetini bilin,biri boş zaman, diğeri sağlık..,Sanki bunları bize söylemiyormuş gibi,en çok ihmal ettiğimiz iki temel ilke…Gidenler anlatıyor: İsviçre’de yıllar öncesinde kurulan ulaşım saatleri,saniye şaşırmaksızın günümüzde de dakik işletiliyor. Geri kalmış ülkelerde en çok uyulmayan kural zaman..,En çok zulüm bu noktada ortaya çıkıyor.Doğu Anadolu Bölgemizde otobüs bileti alıyorsunuz zamanında binmeniz ne mümkün..,Batıya doğru geldikçe zamana uyum biraz daha iyi..,Yapılan kendi insanımıza eziyet..,Yüce Yaratıcı belirttiğiniz gibi zamana yeminle zamanın değerine işaret ediyor.İşaret 1400 yıl öncesinden..,Kulak vermiş miyiz?Çünkü lafzı okumakla dindar olacağımız öğretilmiş.İsviçre’linin yaptığı dindarlık olarak öğretilmemiş. Çözüm; Ferden ferde fabrika ayarlarına dönmekte..,Bunun yolunu öğretenlere Selam olsun..,

  6. Ali EKŞİ dedi ki:

    Hz peygamber insan oğlu 2 şeyin kıymetini bilmemistir biri zaman boş vakit diğeri sağlık..buyurur. harcanan para bir şekilde geri gelebilir ama boşa geçen zaman geri gelmez.en hoyratça harcadığımız şey zaman. İmam hatip te Adil teymur hocamız derdi ki oğlum insan nefesleri sayilidir boşa tüketmeyin..
    Verilen randevu ya uymamak geç gitmek te hırsızlıktır. Hele bazıları fındık kabuğunu doldurmayan gevezelikleri ile sizi esir alıyor yaşına başına hürmet ediyorsunuz mecburen dinliyorsunuz hem vaktiniz gidiyor hem çok sıkılıyorsunuz. Telefon ediyorsunuz sizi hiç ilgilendirmez teferruatle başınızı şisiriyor vaktinizi çalıyor.
    Sözü efendimiz in şu hadiseye bitirelim. Allah in bir kulun kalbinden rahmet ve mağfiretini kaldırdığının işareti o kişinin boş maleyani ile meşgul olmasıdır..kıymetli hocamıza bu önemli konuyu çok güzel izah ettikleri için teşekkür ederiz

  7. Muhammed Bahaeddin Yüksel dedi ki:

    Zamanın bir emanet, onu calmanin ise gelecegin berhava edilmesi olduğu gerçeğini çok güzel izah eden bir yazı olmuş. Hocam yüreğinize sağlık.