islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,7682
EURO
35,0901
ALTIN
2.459,44
BIST
10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Pazartesi Açık
30°C
Salı Az Bulutlu
30°C
Çarşamba Az Bulutlu
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

“İLİM ÖĞRENMEK FARZ” İSE YA CEHALET NEDİR?

“İLİM ÖĞRENMEK FARZ” İSE YA CEHALET NEDİR?
18 Mayıs 2024 09:00
A+
A-

Cehalet, dün olduğu gibi bugün de  insanlığın  en önemli  sorunlarından biridir ve belki de mevcut sorunların en başında  yer almaktadır. Nitekim Kur’an’da  ilmin ve  öğrenmenin öneminden, cahilliğin ise kötülüğünden  söz edildiği ve insana Bilmediğin şeyin ardına düşme, doğrusu  kulak, göz ve kalp, bunların her biri ondan  sorumludur[1]  tavsiyesinde bulunulduğu  görülmektedir. Dolayısıyla Kur’an’ın, bizden bilgiye dayalı  bir hayat yaşamamızı ve bilmeden iş yapmamamızı istediği anlaşılmaktadır.[2]   Ayrıca Kur’an’dan bilenlerle   bilmeyenlerin eşit olmadığını, Hz. Musa ve Hz. Yusuf’un, cahillikten Allah’a sığındıklarını; Hz. Nuh’un da cahillerden  olmaması için Allah tarafından uyarıldığını da öğreniyoruz. Nitekim Hz. Nuh ile Allah arasında geçen bu mükaleme, bize  bilginin önemini ve değerini göstermesi açısından  dikkat  çekici bir nitelik arz ediyor.

Hz. Nuh, oğlu boğulup ölünce Allah’a yaptığı duada oğlunun da, aileden olduğunu söyleyerek, daha önce ailesini boğulmaktan kurtaracağına dair  vadini  O’na hatırlatır; Allah da ona,  oğlunun doğru  bir iş yapmadığını, bu nedenle  aileden olmadığını söyledikten sonra; “Hakkında bilgin olmayan bir şeyi  benden isteme. Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim”[3] der.

Kur’an’da yer alan kıssalarda da  olduğu gibi bu kıssa ile bize  verilen mesaj,  “Kızım sana söylüyorum gelinim sen işit”  anlamında bir  mesajdır  ve hakkında bilgi sahibi olmadığımız bir şeyi Allah’tan istemememiz  öğütlenmekte; böyle bir davranışta  bulunduğumuz takdirde cahillik yapmış olacağımız hatırlatılmaktadır.

Hz. Peygamber’in de “İlim talep etmek/öğrenmek her Müslümana farzdır” [4] dediği  nakledilir. Kur’an’ı tebliğ ve tebyin eden biri olarak Hz. Peygamber’in bu sözünden ne anlamalıyız?  Hz. Peygamber’in  ifadesi ile “ilim öğrenmek farz”  olduğuna göre ilim öğrenmemek,  kısaca “cahil kalmak”  ne anlama gelmektedir?

Bu sorunun cevabını verebilmek için, “farz” kelimesinin karşıt/zıt anlamının olup olmadığına bakmak icap edecektir. Zira bir  dilin özellikleri arasında bazı kelimeler için  eş anlamlı, bazı kelimeler için zıt anlamlı sözcüklerin bulunduğunu, fakat her kelimenin eş ve zıt anlamlılarının olmadığını gözden ırak tutmamak gerekiyor. Nitekim “farz” kelimesinin de  zıt anlamı  olmayan kelimeler grubuna dahil olduğu  ve onun zıt anlamını gösteren  her hangi bir sözcüğün bulunmadığı; daha açık bir ifade ile  iyi-kötü, temiz-pis, doğru-yanlış, hak-batıl, helal-haram gibi birbirine zıt kelimelerde olduğu gibi farz kelimesinin zıddı bir kelimenin  olmadığı anlaşılıyor. Bu nedenle dinî kaynaklarımızda ilim tahsil etmenin  farz olduğuna, hatta  bu farziyetin  farz-ı ayn ve farz-ı kifaye  şeklinde ikiye  ayrıldığına  dair bilgilere, özellikle de cehaletin kötülüğünden ve  olumsuzluğundan söz  edildiğine  şahit olmamıza rağmen,  farzın zıt anlamı gösteren bir kavrama şahit  olmuyoruz.

Cehalet, “Bilgisizlik, kibir, bozgunculuk, serkeşlik gibi anlamlara gelen ahlâk terimi” olarak tanımlanıyor ve “bilgi ve görgüden yoksun olmak” anlamında kullanılıyor. Kur’ân-ı Kerîm’de dört âyette cehâlet şeklinde, yirmi âyette de aynı kökten gelen muhtelif isim ve fiiller şeklinde geçiyor. Bu âyetlerde genellikle cehâletin fenalığı, cahillerin yanılgıları, kötülük ve zararları üzerinde durulduğu görülüyor. Yine Kur’an’da ilim ve hikmetin Allah’ın sıfatları arasında yer alması, ayrıca Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlere verilen en önemli meziyetler içinde ilim ve hikmetin zikredilmesi, cehâlete karşı bir tavır olarak yorumlandığı da anlaşılıyor. Kur’an’ın ilk inen âyetlerinde kalem kullanmanın ve Allah’ın insana bilmediği şeyleri öğretmesinin öneminin vurgulanması, dolaylı olarak cehâletin insan için en başta gelen kusur ve tehlikelerden biri olduğunu gösteriyor”. [5]  Bu nedenle Hz. Peygamber’e  hitap eden  “Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahiller­den yüz çevir[6] ayeti, aynı zamanda  bizim için de  bir emir olduğunu unutmamak ve daima hatırda  tutmak  gerekiyor.

Mevlana,  “Mesnevi” sinde  Hz. İsa ile  bir ahmağın hikayesinden  söz eder.  Hikayede Hz. İsa  o ahmaktan kaçmaktadır. Biz “cahillerden yüz çevir” ayetinden de ilham alarak   bu ahmakı cahil olarak da  anlayabiliriz. Zira  her  cahil  ahmak  olmayabilir, ama her ahmak cahildir. Nitekim Türk Dil Kurumu’nun  Türkçe  Sözlüğü’n de ahmak, “Aklını gereği gibi kullanamayan, bön, budala, aptal”  olarak  tanımlanmaktadır. Aklını kullanmamak ise  cahilliğin bir göstergesidir.  Böyle bir  kimse, bilse aklını kullanırdı, aklını kullansa bilirdi.

Hikaye şöyle:

“Meryem oğlu İsa, sanki bir aslan kanını dökmek istiyormuş da ondan  kaçıyormuş gibi bir dağa kaçıyordu. Birisi ardından koşup dedi ki: “Hayrola peşinde kimse yok, neden  böyle kuş gibi  kaçıyorsun?”  İsa öyle hızlı koşmaktaydı ki acelesinden cevap bile vermedi. Adam bir müddet  İsa’nın peşinden koştu,  ardını bırakmayıp bağırdı:

“Allah rızası için bir an olsun dur. Neden kaçıyorsun?  Merak ettim. Ardında  ne aslan var, ne düşman, ne bir şeyden korkmana lüzum var, ne de bir şeyden ürkmene sebep! O tarafa doğru neden koşuyor, kimden kaçıyorsun, a kerem sahibi?”  İsa  dedi ki:  “Bir ahmaktan kaçıyorum, yürü benim  yolumu kesme, kendimi kurtarayım!” Adam dedi ki: “Körün gözlerini, sağırın kulaklarını açan Mesih sen değil misin?” İsa “ Evet benim” dedi. Adam “Gayb  afsunlarına me’va olan, O efsunu ölüye  okuyunca ölüyü, av bulmuş aslan gibi sıçrayıp dirilten patişah sen değil misin!” dedi. İsa “Benim” dedi. Adam dedi ki:  “A güzel yüzlü, topraktan kuşlar yapan sen değil misin!”   İsa, “Evet benim” dedi.  Adam “Peki öyleyse ey tertemiz ruh, dilediğini yaparken  kimden korkuyorsun?” Alemde bu kadar mucizelerin varken, senin kullarından olmayan kim?”  İsa dedi ki: “Teni eşsiz, örneksiz yaratan, canı ezelden halkeden Tanrı’nın  tertemiz zatına and olsun. Onun pak zatı ile sıfatları hakkıycin.. felek bile yenini, yakasını yırtmış ona aşık olmuştur. O efsunu, o İsm-i Âzm-ı köre okudum, gözleri açıldı; sağıra okudum kulakları duydu. Taş gibi dağa okudum, yarıldı göbeğine kadar  hırkasını yırttı! Fakat ahmağın gönlüne  yüzbinlerce kere  okudum, fayda vermedi; Mermer bir kaya kesildi, ona tesir  bile etmedi. Adeta kuma döndü, ondan bir şey bitmesine imkan yok” Adam, “ Tanrı adının köre, sağıra, ölüye  tesir edip de ahmağa tesir etmemesinin hikmeti ne? Onlar da illet, bu da illet.. neden onlara tesir ediyor da  buna tesir etmiyor?”  dedi. İsa dedi ki: “Ahmaklık  Tanrı kahrıdır. Hastalık, körlük, kahır değildir, bir iptiladır. İptila acınacak bir  illettir, ona kul da acır, Tanrı da. Fakat ahmaklık, öyle bir illettir ki ahmağa da  mazarrat verir, onula konuşana da! Ahmağa vurulan dağ, Tanrı mührüdür. Ona bir çare bulmanın imkanı yok!” Mevlana bu hikayeyi anlattıktan sonra, “İsa  nasıl kaçıyorsa sen de ahmaktan kaç!”[7] diyerek nasihatte bulunur.

Bazı internet sitelerinde yer alan şu hikaye, cehaletin  kötülüğünü göstermesi açısından dikkat çekici bir bilgi ihtiva etmektedir: “Haziran 1503. Kristof Kolomb, gemilerin zorunlu tamiratı için Jamaika’ya uğrar. Oradaki yerliler tamirata yardımcı olur, gemi tayfasına yiyecek içecek verir. Ancak aradan aylar geçmesine rağmen tamirat bitmez. Üstelik gemi tayfası, yerlilerin yiyeceklerini yağmalamaya başlamıştır…  Bu duruma kızan yerliler, yardımı ve yiyeceği keser. Çaresiz durumdaki Kolomb, o  dönemlerde gemilerde bulunan ve yıldız pozisyonlarını da içeren takvimi karıştırırken, ertesi gün Ay tutulması olduğunu öğrenir. Aklına parlak bir fikir gelir ve hemen yerlilerin şefine gider…Şefe, Tanrı ile haberleştiğini ve Tanrı’nın yardımın kesilmesine çok kızdığını, bu kızgınlığını da Ay’ı kan kırmızıya çevirerek göstereceğini söyler.

Ertesi gün akşam Ay tutulması başlar ve Ay’ın rengi tutulmadan dolayı kızıla döner. Kolomb’un oğlu, o anı günlüğüne şöyle yazmış: ‘İnleme ve feryatlarla birlikte, her yerden gemilere doğru geldiler, yiyecek ve içecekler getirdiler, Tanrı’ya onları affetmesini söylemesi için amirale yalvardılar.’ Kolomb kum saatine bakar, 48 dakika süren tutulma bitmek üzeredir. Onlara Tanrı’nın kendilerini affettiğini ve Ay’ı birazdan normal rengine çevireceğini söyler. Tutulma biter, Tanrı tarafından affedildiğine  inanan yerliler, mutludur. Tabii evrenin işleyişini bilen Kolomb da mutludur.  Bunun üzerine seyir defterine  ‘Cehalet, her zaman köleliği getirir’ [8] diye yazar.

Tarih boyunca hep böyle olmuştur ve böyle olmaya da devam etmektedir. Çünkü bilenler bilmeyenleri her zaman yönetmiş, sömürmüş, hatta köleleştirmiştir. Bugün de bu   konuda bir değişiklik yoktur. Yine bilenler, bilmeyenleri köleleştirmekte, bunu da sömürerek ve sömürgeleştirerek yapmaktadır. Kenya’nın kurucu devlet başkanı Jomo Kenyata, bu olguyu “Misyonerler Afrika’ya geldiğinde bizim topraklarımız, onların İncilleri vardı. Dua edelim dediler. Gözlerimizi kapattık. Açtığımızda, bizim incilimiz, onların toprakları vardı”  sözüyle açıklar.  Nitekim Kristof Kolomb’ un bu hikayesi,  bilimin kullanılarak  insanların nasıl kandırıldığını ve  sömürüldüğünü  anlatan  somut bir örnektir.  Birisi bildiği için sömürüyor, ötekisi ise bilmediği için sömürülüyor.  Bilseydi sömürülmezdi ve sömürüldüğünü de bilirdi.  Nitekim Allah Teâlâ, “Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığını” [9] söylüyor ve bu nedenle de  mutlaka okumamızı ve cahil kalmamamızı istiyor. Çünkü cahiller, bilgiyi kötüye kullananlar ve  sömürenler tarafından  kandırılmaya ve sömürülmeye en yatkın kişiler  olarak görülüyor.  Cahillik de bunun aracı oluyor.

Prof. Dr. Celal Kırca

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

[1] İsra,17/36.

[2] Yunus,10/36

[3] Hûd,11/45-46.

[4] İbn Mâce, Mukaddime, 17.

[5] Mustafa Çağrıcı, Cehalet, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1993, 7/218.

[6] A’raf,7/ 199.

[7] Mevlana, Mesnevi ııı, Çev. Veled İzbudak, İstanbul 1974,  s.209-211. (2570-2590)

[8] Hulki Cevizoğlu, Kristof Kolomb Jamaika’da, Yeniçağ Gazetesi, 9 Şubat 2020.

[9] Zümer, 39/9

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.