islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,1654
EURO
50,9277
ALTIN
7.121,73
BIST
12.956,72
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
11°C
İstanbul
11°C
Az Bulutlu
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C
Cuma Yağmurlu
9°C

İLK SAHUR İLK ORUÇ       

İLK SAHUR İLK ORUÇ       
28/02/2025 09:00
A+
A-

Vakit seherdir. Uykunun en tatlı zamanları… Uykunun en derin kuyularda kol gezdiği ve rüyaların o kuyulardan çıkmak istemediği anlardır. Uyanmak çok zor gelir pek çok kimseye. Dağ, taş uyanmak üzeredir, her taraftan yükleniyor kuş sesleri, ağaçların fısıltıları. Ancak kilolarca ağırlık bağlanan göz kapaklarının açılması için devasa bir güce ihtiyaç vardır. Bir Bilalî ses arka arkaya defalarca duyulur yükseklerden. Selat ve selam iletilir en sevgiliye. Dakikalarca sürer bu gönüllere genişlik veren

Biyolojik saati duyarlı olanların bir kısmı bu sesin hemen ardından üstüne bütün ağırlığını veren ve adı yorgan, battaniye, pike, çarşaf… her ne ise çullardan bir hamlede kurtulurlar. Aranan devasa güç bulunmuştur sanki. Evlerde genellikle ebeveynlerdir bu duyarlılığa sahip olanlar. Bu gece başka bir duyguyla uyanmışlardır. Ayların sultanı ramazanın ilk gecesidir. Seherin sahurla bereketlendiği saatlere dönüşür bu gece. Hazırlıklar yapılır evde olan nimetlerden. Sonra bir şefkat dokunuşu ile çocuklar uyandırılır. Herkesin heyecan ve telaşla beklediği manevi iklimin ilk etkinliğidir ilk sahur. Çocuklar ertesi gün oruç tutsun tutmasın bu ortamın havasını teneffüs etmek için uyan(dırıl)mıştır. Bu ilk sahur sofrası, bir şölenin başlangıç adımlarını yansıtır âdeta. Sezai Karakoç sahuru şöyle tanımlar: “Gece sahurda evlerin ışıkları bir bir yanınca, şehir, bir şölen hazırlığındaymışçasına uyanır.’’                  

Çocuktum. İlk okulun beş yıl olduğu zamanlardı. Ben de son sınıfın yazında yukarıda ifade ettiğim coşku sonrasında sahur ile tanışmıştım. Sofra kalabalıktı. Annem, babam, abilerim ve yengelerim hep bir aradaydık. Beni gündüzden ve akşam yemeğinden sonra uyarmışlardı, sahura kalkılacağı hususunda. Zihnimde pek bir şey canlanmamıştı. Lakin gecenin bir vakti yemek yenileceğini, sonrasında akşam ezanı okunana kadar yeme ve içmeye ara verileceğini söylemişlerdi. Bir çocuk olarak eğlenceli bir oyun gibi gelmişti bana. Bir de tembihlenmiştim: Sakın sahurdan sonra akşam ezanı vaktine kadar gizli gizli bir şeyler yiyip içmeyesin. Allah bizi her yerde görüyor, üstelik sağ ve sol omuzlarımızda bulunan ve sürekli bizimle olan melekler de yaptıklarımızı not ediyorlar, diye. Yani kaçamak yapma şansım da yokmuş. Onlar beni uyaradursun, ben büyüdüğümü ispatlamak derdine düşmüştüm. Ne olursa olsun dayanacaktım. Böylece ne kadar güçlü bir iradeye sahip olduğumu da göstermiş olacaktım. Sonrasında bana çocuk muamelesi yapmayacaklarını düşünüyordum.

Sahurda kendimi zorlayarak yedim sofradakilerden. Çok su içtim. Depolamak istiyordum her şeyi sanki. Büyüklerim bana sevgiyle bakıyorlardı. Sofradaki her şeyden yemem için teşvik ediyorlardı. Bu ilgi keyfimi arttırıyordu. Büyük abim kalktı, önce duvara asılmış olan ve üzerinde ramazan imsakiyesi yazılı kartona, sonra kolundaki saate baktı; beş dakika var, birazdan ezan okunacak, biraz çabuk olun, diyerek herkesi uyardı. Çabucak toparlandı herkes.  Birer bardak daha su içtik. Mahalle camisinden ‘Allah u ekber, Allah u ekber’ sesi yükseldi. Yeme içme faslı bitmişti. Abdest alındı. Sabah namazı kılındı. Babam, niyet etme konusunda herkesi uyardı. Bana da tane tane söyletti: Niyet ettim Allah rızası için yarınki ramazan orucunu tutmaya.

Oruç tutmak… Okulda din kültürü dersinde öğrendiğim İslam’ın beş şartından birini ilk kez yerine getirecektim. Müslüman olmak konusunda insana güç veren bir ibadet olduğunu bilfiil yaşayacaktım. Şimdi bile tanımlamakta zorlandığım bir duyguyu yaşıyordum. Pek çok kişinin de benim gibi o duyguyu tarif etmekte zorlandığını düşünüyorum. Saatlerce aç ve susuz kalmanın bir ibadet, bir şart oluşunun ve bunu ifa ederken duyulan hazzın ‘iman etmek’ dışında bir açıklaması olamaz. İman edenler, bu ibadeti koşulsuz yerine getirirler. Bu ibadeti yerine getirenlerin imanı da kavi olur. Birbirini tamamlayan, destekleyen, besleyen iki durumdur bu.

İlk sahurla başlayan ilk orucum, öğleyin her zaman yemek yediğim saatte başlayan açlık krizini atlattıktan sonra ikindi vaktine kadar sorunsuz geçti. Ancak sonrasında, kolunda saat gördüğüm herkese ‘kaç saat kaldı’ sorusunu sormaya başlamıştım.  Açlık ve susuzluğu daha çok hissetmeye başlamıştım. Yine de kimseye belli etmemeye çalışıyordum. Çünkü yukarıda belirttiğim gibi büyüdüğümü de ispatlamam gerekiyordu. Kaç saat kaldı, sorusuna verilen cevaplar dakikalarla ifade edilmeye başlayınca muzaffer bir komutan gibi ortalıkta dolaşmaya başladım. Herkesin taktirini alıyordum. Asıl sürpriz, abimler eve gelince gerçekleşti. Her biri benim için bir şeyler almıştı. Ve sırayla beni omuzlarına alarak evin içinde tur attılar. Komutan omuzlardaydı anlayacağınız. Bu her ramazan ilk orucunu tutanlar için yapılan rutin bir hareketmiş. Sonraki yıllarda ben de çocuklarımla bu rutini gerçekleştirdim.

Babam, iftara dakikalar kala bana bir görev verdi. Gecekondu evimizin damına yolladı; minarelerin ışıkları yanınca gel bize haber ver de iftarımızı açalım, dedi. Çıktım. Minarelerden yükselen ezan sesi ile birlikte ışıklar da yandı. Çevrede görebildiğim bütün minareler baktım. Ezan sesi, bütün sesleri bastırmıştı. Koşa koşa haber verdim. Önce bir bardak su, ardından meyan şerbetini nerdeyse nefes almadan içmiştim. Herkes beni tebrik ediyordu. İlk oruç başarıyla tutulmuştu. “Oruç insanların her yıl bir ay süreyle katıldığı bir ruh şölenidir.” der yine Sezai Karakoç. O ruh şölenini tüm benliğimle hissettim.

Şimdi evlerde bu heyecan ne ölçüde yaşanıyor? Her odanın ayrı bir dünyaya dönüştüğü günümüzde sahur ve iftar sofraları, evlerde birlikteliğe vesile oluyor mu? Evlerde misafir ağırlamak yerine lüks mekanlarda iftar daveti vermenin moda olduğu günlerde çocuklar böylesi anılar biriktirebilir mi?

Bu vesileyle ilk sahurumuzla birlikte, bu yılki ramazanın ümmete bereket, birlik, zafer ve huzur getirmesini temenni ediyorum. Her davranış ve ibadetimizin inancımızı temsiliyet noktasında işaret taşları olsun. Karakoç’un bir sözü ile bitirelim: ‘’Oruç geldi, ondan bize ölümsüz bir şeyler katılacak demektir. Giderken, bizden de ona ölümsüzleşecek birkaç şey katılmalı.’’                                                                                                                                                                                                

EYYUP YÜKSEL

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.