
Bismillahirrahmanirrahim
Yüce Rabbimize hamd ve sena ederim. Aziz Peygamberimiz, biricik hayat önderimiz Hz. Muhammed’e gönüller dolusu salat ve selam ederim.
Bu sohbetimizin konusu “İlkemiz-Gayemiz Almak Değil Vermek Olmalıdır” şeklinde olacaktır.
Yüce Rabbimiz biz insanları en güzel biçimde yaratmıştır. (Tîn 4) Dağları, denizleri, bitkileri, ovaları, hayvanları, madenleri ve diğer varlıklarıyla bütün yeryüzü varlıklarını da biz insanlar için yaratmıştır. (Bakara 29)
Yüce kitabımız Kur’an-ı Mübin’in açıklamasına göre bütün yeryüzü varlıkları biz insanlar için yaratıldığı gibi güneş, ay ve yıldızla gibi semavi varlıklar da biz insanlara faydalı olabilmek, yarar sağlayabilmek için yapılandırılmıştır.
Özetlersek, yeryüzü ve gökyüzü varlıklarını bizler için yaratan Rabbimiz bizleri de kendi zatına ibadet etmekle yükümlü kılmıştır. (Zariyat 56)
Sevgili kardeşlerim; ibadet, yüce Rabbimizin her bir emrine itaattir. Her bir yasağından sakınmadır. İbadet, bizim yaratılış sebebimiz, ana görevimiz, dünya hayatımızın istikrar nedeni ve ahiret saadetimizin de temel vesilesidir.
İbadetin yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’deki bir diğer anlamı da Rabbimizin emirlerine ve yasaklarına göre güzellikler yarışına çıkmaktır. Rabbimiz bizi dünya hayatımızda hangilerimiz daha güzel ameller yapacak, denemek için ölümü ve hayatı halk etmiştir. (Mülk 2)
Ana görevimiz Rabbimize ibadetli kul olarak ebedi hayatımızı mesut etmek, dünya hayatımıza da istikrar kazandırmaktır. Bunun için hayatımızı ilahi emirler ve yasaklar içinde yapılandırmak konumundayız.
İşte bu yapılandırma ameliyemizin bir bölümünü de hayatımızı alma üzerine değil verme prensibi üzerine oturtmamızdır.
Her bir mümin yaşadığı bu dünya hayatında ilişkiler içinde bulunduğu insanlarla münasebetlerini ben ne alabilirim değil, ne verebilirim esası üzerine oturtmalıdır. Erkek kadın, zengin fakir, yöneten yönetilen, âlim cahil, güçlü güçsüz ergenlik çağına erişen her Müslümanın temel amacı bu olmalıdır:
Ben ne alabilirim değil, ben ne verebilirim.
Bu konuyu Kur’an’la temellendirmeye çalışalım. Kur’an, Rabbimizin kitabıdır. Yüce dinimizin ana kaynağıdır. O bizim de hayat düzenimizdir
Yüce Mevla’mız Kuran’ı Kerim’de bizlere Hayırlar yapınız/hayırlarda yardımlaşınız ve de hayırlarda yarışınız buyurur.
Açalım Rabbimiz:
Hac suresinde iyi olan, güzel olan, doğru olan, ferde, aileye ve topluma yararlı işler anlamına bize hayırlar yapınız buyurur. (Hac 78)
Maide suresinin 2. ayetinde ise: Yaradan’ınıza kulluk niteliğini taşıyacak ve insanlara fayda sağlayacak olan işlerde yardımlaşın emrini verir.
Rabbimiz Enam suresinde de Aman, hayırlarda yarışınız, diyerek görev yükler.
Yarışma emri “Rabbinizin mağfiretine ve cennetlerine yarışarak koşuşunuz,” şeklindeki diğer bir emirle hem açığa çıkarılmakta hem de pekiştirilmektedir.
Burada dikkatlerimizi yoğunlaştırmak istediğimiz nokta şudur:
Yüce Rabbimiz bu emirlerini kimlere vermektedir. Zenginlere mi, ilim adamlarına mı, yöneticilere mi, annelere mi, babalara mı, gençlere mi, yaşlılara mı, cahillere mi?
Bu emirler, ergenlik çağına ulaşan herkesedir. İstisnasız herkesedir.
Bu emirlere muhatap olan her bir ergin Müslüman kişi, ‘ben ne alabilirim değil ne verebilirim” diyerek bu çizgiyi sürdürmekle yükümlüdür.
Aziz Peygamberimiz bu konuyu daha bir açıklıkla bizlere şöylece ifade buyurur:
“Her gün ama her gün, her biriniz bir sadaka vermekle yükümlüdür”
Kur’an-ı Kerim’de, imanı kanıtlayan söz, davranış ve iş anlamına gelen sadaka sözcüğünü yalnızca maddi yardım anlamına anlayan sahabiler ile peygamberimiz arasında şöylece bir konuşma geçer:
Zarar vermemek de bir sadakadır. Zarar vermemek de çevrenizdeki insanlara verici olmaktır.
Aziz Peygamberimiz efendimiz bu açıklamalarıyla da yetinmediler. Medine İslam toplumunda henüz ergin olmuş genç adamların da, vasıfsız insanların da, bilginlerin de, tecrübeli insanların da yapabilecekleri işlerden örnekler vererek bizleri aydınlatıp yönlendirmişlerdir.
Kişiyi verici kılan ama her birimizin de yapabileceği Peygamber buyrukları olan öğütlerden bazılarını, son birkaç tanesini de örneklendirerek açıklayalım.
Her iyi söz, iş, davranış bir sadakadır.
En üstün sadaka ihtilaflı, dargın kişilerin arasını bulmaktır.
İki kişi arasında adaletle hüküm vermek de bir sadakadır.
“Mü’min kardeşinin yüzüne gülümsemen, Allah’ın ve Peygamberinin emir lerini uygulamaya çağırman Allah’ın ve Peygamberinin yasaklarından sakındır man, adres sorana yolunu göstermen, bir âmâya yardım etmen, yoldan zarar verici nesneler olan taşları ve dikenleri gidermen, kovandan mü’min kardeşinin kovasını doldurman senin için sadakadır.”
“En faziletli sadaka, aç bir canlıyı doyurmaktır.”
“Sadakanın değerlisi su (meşrubat) ikram etmektir.”
“Sadakanın en verimlisi, içinde düşmanlık besleyen akrabaya verilen sadakadır.”
“Bir mü’min ağaç diker, ekin eker de onların mahsullerini insanlar, kuşlar ve diğer hayvanlar yerse o, yenilenler Müslüman için sadaka olur.”
“Kişinin namusunu koruması, onun için sadakadır.”
“Allah katında sadakaların en değerlisi, fakirin gücü nispetinde verebildiği sadakadır.”
“Mü’mine selâm vermek sadakadır.”
“Kişinin eşi ileilişkisi de sadakadır.”
a.) Sadakanın en faziletlisi dili yalan, gıybet, iftira ve kırıcılıktan korunmaktır.
Hiçbir atılım içine girmesek, sadece dilimizi yalandan korusak, gıybetten iftiradan ve aşağılamadan muhafaza etsek, bu da bir sadaka.
Tahlil ettiğiniz zaman bunların da vericilik için gerekli verme görevini yerine getiren nitelikli oldukları görülür.
b.) En makbul sadaka müminin bir bilgiyi öğrenmesi, onu bir başka kişiye öğretmesidir.
Bazılarımız yalnızca Kur’an-ı Kerim’den bir ayetin öğrenilip öğretilmesini sadaka olarak görebilir. Ama hayır. Yeryüzü hayatımızda öğrenilebilir olan her bir faydalı bilginin öğrenilmesi ve öğretilmesi bir sadakadır.
Günümüzde hemen hemen her kişi bilgisayar kullanıyor. Buna göre bilgisayarla ilgili küçük de olsa bir bilginin öğrenilip öğretilmesi de bir sadakadır? Yani verici olmak için yeter bir sadakadır.
c.) En faziletli sadaka aç bir canlıyı doyurmaktır.
Kapı komşumuz genç bir hanım kardeşimiz var. Geçen gün baktım dört-beş kediyi doyuruyor. Onlara özel mamalar alıyor, bir de yuvamsı bir baraka kurmuş. İnanın gıpta ettim. Kızım galiba sen “cenneti böyle kazanmak” istiyorsun. demekten de kendimi alamadım.
Bu ne büyük soylu davranıştır. Rabbine iman taşıyan kullar bu gibi merhamet yüklü eylemleriyle hiç şüphesiz Cennet’e de yaklaşmış olurlar.
Burada aziz Peygamberimiz efendimizin müjdeli bir anlatımını hatırlatalım, O şöyle anlatıyor:
d.) Mümine tebessüm etmek de bir sadakadır.
Bu konuda anlatılacaklar çok. Gönlüm de arzu ediyor ama….
Bir tebessüm yok mu bir tebessüm, o. bir insanı hayır kaynağı haline getirebilir. Hayır kaynağı haline gelebilen büyük fedakârlıklar yapabilir. O fedakârlıklara muhatap olan insanlar daha büyük hayırlara zemin hazırlayabilir.
Tebessüm deyip geçmeyelim. Allah’tan koptukça yalnızlaşan, garipleşen, ma’nen yetimleşen insanlar ilgiye muhtaç bir tebessüme hasret.
Çocuklar gibi babalar – anneler, dedeler ve nineler de alakaya ihtiyaçlı.
Aziz Peygamberimizin dilinden aktardığımız bizi verici kılacak bütün bu erdemleri ve benzerlerini yapamayacak bir fert var mı aramızda. Herkes bir şeyler yapabilir, mutlaka yapabilir. Yeter ki Rabbimizin rızasını hedefleyerek verici olmak isteyelim.
Devam edecek
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-